19yy.'da her zaman iyilerin mutlu olup kötülerin cezasını çektiği romantizme tepki olarak ortaya çıkmış bir akım. bu ekolü benimseyen çoğu yazar yöntem olarak tarafsızlığı yeğ tutar. stendal, balzac, zola, flaubert, tolstoy, çehov, gorki vs... bu akımın etkisinde önemli eserler vermişledir
gerçekçilik hep sisler arasında dolaşan bir yabancı gibidir. uzaktan birine benzetirsiniz halini tavrını, ama yüzünü tam olarak göremediğiniz için hep muammadır. yabancılardan uzak durulması öğretildiği için -belki de- korkulur gerçekçilikten. bir türlü ne olduğuna tam olarak karar verilemez. hep bir şeylere benzer veya bir şeylerle karıştırılır. kötümserlik için maske edildiği söylenir kimi zaman, kimi zaman da insanlara duymak istemediklerini söylemek sanılır gerçekçilik. sahip olun(a)mayan şeydir gerçek. bu durumda gerçekçilik de sahip ol(a)mama halinin farkında olmaktır.
en kötü kullanım şekillerinden biri, itirafı dürüstlük sıfatına büründürmektir. yanlış olduğunu, karşıdakinin canını yakacağını bile bile ifa edilen olayları açık açık anlatarak meşrulaştırma yoluna gitmek olamaz gerçekçilik.
işte tam bu noktada şuna karar vermek gerekir:
gerçek doğru olan mıdır yoksa yaşanmış olan mıdır?
dolayısıyla şu soru da bekler cevaplanmayı:
gerçekçilik oluverenden, yapılmış olandan ibaret midir?
bu soruların cevaplarına göre; yalan ve sahte, ikisi de gerçeğin zıt anlamlısı olduğuna göre gerçekçi olmayanlar yalancı ve dolandırıcı olarak sıfatlandırılabilir. gerçekleri olduğu gibi yansıtmaya çalışırken gerçeğin ne olduğu konusundaki çaresizliğe karşı dikkatli olunması gerekir.
felsefe diyor ki:
gerçekçilik: bilinçten bağımsız bir gerçekliğin var olduğunu benimseyen görüş, realizm.
`
bilinç`e gelince… şimdilik hiç açmasak daha iyi.
natüralizm ile kolayına karıştırılır. fotoğrafik bir anlatım değil, sosyal bir varlık olan insanı içten kavramak ve onu çevreleyen ortamla birlikte görünür kılmaktır.
edebiyat tarihinde gerçekçilik genellikle romanın, 19. yüzyılda bir tür olarak kabul ettirilme çabalarıyla ilgilidir. hayali ve gerçekdışı olmaktan uzak olup esas itibariyle romanın toplumdaki çağdaş hayatın gerçeğini gözler önüne serme yeteneğine sahip olduğu iddasına dayanır.
gerçekçiliğin karşılaştığı iki sorun vardır. ilki, teknik olarak gerçekçilik, hayata sadık kalmak adına fiziksel ayrıntının göz ardı edilmesini gerekli kılar. bu tarz bir gerçekçilikte roman, rehber kitaplar ve sosyal belgelerden ayrı fazla bir özellik taşımaz. ikinci olarak ise, sanat ile tarih veya sosyoloji arasında ayrım konusuda bir belirsizlikle yüz yüzedir. romancı ancak mecazi anlamda bir tarihçidir. romanın toplumun gerçekleriyle ilişkileri ne olursa olsun sonuç itibariyle başlıca amacı kurgusal eserler ortaya koymaktır. ancak kurgusal bir eser ortaya koyarken yazarın gerçekte olmayacak şeyleri kurgulaması, gerçeküstü, ütopik olay örgüsü yaratması okuyucuyu gerçeklerden uzaklaştırabilir.
çağımız yazarları özellikle çocuk ve gençlik edebiyatı söz konusu olduğunda bir eserin kurgusu sürecinde ısrarla gerçekliğin, gerçek olanın veya gerçekleşme olasılığı olanın kurgulanması üzerinde önemle durmaktadırlar.