siz, böyle
saygısız,
nezaketsiz,
tehditkâr bir konuşma üslubunu benimseme
cüretini nereden buluyorsunuz?
ağzınızdan çıkanı kulağınız duyuyor mu sizin?
siz kimi
korkutmaya çalışıyorsunuz?
korkutabileceğinize inanıyor musunuz gerçekten?
bakın ben size dostça bir şey söyleyeyim
general, vazgeçin bu
kaba tehditlerden,
öfkeli jestlerden,
asabi mimiklerden.
bunlar bizi
korkutmaya yetmez.
ha, sanmayın ki bu ülkede “
derin devlet” dendiğinde
kimin kastedildiğini bilmiyoruz, sanmayın ki
patlayan arabalardan,
ensesinden vurulan adamlardan haberimiz yok.
sadece umurumuzda değil.
bunu anlayabiliyor musunuz?
bazı insanların, ülkeleri
özgür ve
mutlu olsun diye her şeyi göze alabileceğini kavrayabiliyor musunuz?
bunu kavramaya çalışın.
bırakın bu
korkutma çabalarını.
bunlar
yakışıksız işler.
üstelik
gerçeği ortaya çıkarma çabasından bizi vazgeçirmeye de yetmez.
siz bir şeyler söylediniz dün.
“herkesi
dikkatli olmaya ve
doğru yerde bulunmaya” davet ettiniz galiba.
siz, “
doğru yerin” neresi olduğunu biliyor musunuz?
“
doğru yer” neresidir biliyor musunuz?
doğru yer, insanın mesleğini
dürüstçe ve gereklerini yerine getirerek yaptığı yerdir.
biz, “
doğru yerde” duruyoruz.
mesleğimizin gereğini dürüstçe yerine getiriyor ve
gerçekleri, yıllardır
yalanlarla kandırılan bu halka açıklıyoruz.
siz
doğru yerde durmuyorsunuz.
kendi mesleğinizin gereklerini yerine getirmiyorsunuz.
sizin mesleğinizin gereği, size
emanet edilen o
genç askerleri korumaktır.
karakol baskınını an be an gösteren kamera kayıtlarına rağmen gerekli tedbirleri almamak, istihbarat raporlarına aldırmamak, çatışma başladıktan sonra yeterince yardım göndermemek ve o
çocukları ölüme terk etmek sizin suçunuzdur.
görevinizi yerine getirmediniz.
neden?
niye o
çocukları korumadınız?
bunun için
yargılanmanız gerektiğini biliyorsunuz değil mi?
tabii savcıların sizi mahkemeye çağıramayacağına,
sizi yargılayacak bir merci olmadığına güveniyorsunuz.
ama bu, yargılanmanız gerektiği gerçeğini değiştirmiyor.
tabii, bir de
istifa müessesesidenilen bir şey var.
sanırım sizin o müesseseden pek haberiniz bulunmuyor.
başbakanın,
hükümetin,
parlamentonun sizden
hesap sormaması da sizi cesaretlendiriyor.
ama bir de
halk var bu ülkede.
gerçekleri duymak isteyen bir halk.
ve, o sizin peşinizi bırakmaz.
biz de bırakmayız.
arkanıza
kuvvet komutanlarını alıp kameraların önüne geçerek
asabi bir şekilde medyaya verdiğiniz “
muhtıra” bu gerçeği değiştirmez.
siz bize
aktütün’ü anlatın.
o çocuklar niye öldü?
niye
baskını önlemediniz?
bir de pek anlayamadığımız bir sözünüz var.
“bu tip saldırılar karşısında her ordunun vereceği cevap ve tepki bellidir.”
ne demek bu?
birincisi bir saldırı yok, saldırmıyoruz, gerçekleri açıklıyoruz.
ikincisi, “her ordu” böyle eleştiriler karşısında nasıl tepki veriyor?
siz nasıl
tepki verdiklerini bilmiyorsunuz.
gelişmiş ülkelerde böyle bir facianın sorumlusu olanlar derhal görevlerinden alınıp yargılanırlar.
ama sizin aklınızdaki bu değil, açıkça anlaşılıyor.
o zaman, nedir o “
ordunun vereceği tepki”?
ordular, kendilerine saldıran “
düşmanı” yok etmek için eğitilirler.
bizim gerçekleri açıklamamızı bir “s
aldırı” olarak nitelediğinize göre bizi de “
düşman” olarak görüyorsunuz.
eee, ne yapacaksınız?
saldıracak mısınız, gazeteyi mi
bombalayacaksınız,
f-16’ları mı göndereceksiniz?
siz ne dediğinizin farkında mısınız?
baskını daha önceden bildiğiniz halde o çocukları korumayacaksınız, bunu açıklayan gazeteleri de, “
ordu tepkisiyle” korkutmaya çalışacaksınız.
general, “
doğru yerde” durun.
haddinizi aşmayın.
bizim ülkemizde, yetmiş milyon insanın boğazından kesip verdiği paralarla ayakta duran
bizim ordumuzla, bizi
tehditedemezsiniz.
ordu, sizin
hatalarınızı kapatmak için kullanacağınız bir
tehdit aracı değildir.
haa, bir de “bölücü terör örgütünün eylemlerini başarılı gibi gösterenler, akan ve akacak olan her damla kanın sorumlusu olurlar” sözünüz var.
bakın bunu doğru söylüyorsunuz.
ama “başarılı gösteren”
kim?
baskının önlenmediğini açılayan gazeteler mi yoksa baskını bile bile önlemeyenler mi?
o kandan kimin
sorumlu olduğunu şimdi anladınız mı?
sorumluluğu hissediyor musunuz?
hissetmelisiniz.
ve
tehditleri bırakıp gerçekleri açıklamalısınız.
tehditlerinizden ve
üslubunuzdan hoşlanmadık.
gerçekleri söyleyin bize.
gerçekleri.
biraz
cesaret yeter buna.
cesaretiniz de
öfkeniz kadar büyük olduğunda bize
gerçekleri söyleyeceğinize eminiz.
o günü bekliyoruz.
ahmet altan /
tarafgazetesi