belki ilginizi çeker
  1. · genelkurmay başkanına
  2. · ahmet altan
  3. · taraf
  4. · madde 97: bir ünlü şahsiyeti seninle mcdonald's a gitmeye ikna et (reklam)
gündem
  1. · bir kadının bilmesi gerekenler
  2. · google wave
  3. · sözlük yazarlarının itirafları
  4. · yök ün katsayı uygulamasını kaldırması
  5. · her yerinden öpüyorum rüştü
  6. · aşk ı memnu
  7. · darwin i bitiren balık
  8. · hürtat
  9. · giri ve nick uyumu

genelkurmay başkanına  

  1. siz, böyle saygısız, nezaketsiz, tehditkâr bir konuşma üslubunu benimseme cüretini nereden buluyorsunuz?
    ağzınızdan çıkanı kulağınız duyuyor mu sizin?
    siz kimikorkutmaya çalışıyorsunuz?
    korkutabileceğinize inanıyor musunuz gerçekten?
    bakın ben size dostça bir şey söyleyeyim general, vazgeçin bu kaba tehditlerden, öfkeli jestlerden, asabi mimiklerden.
    bunlar bizi korkutmaya yetmez.
    ha, sanmayın ki bu ülkede “derin devlet” dendiğinde kimin kastedildiğini bilmiyoruz, sanmayın ki patlayan arabalardan, ensesinden vurulan adamlardan haberimiz yok.
    sadece umurumuzda değil.
    bunu anlayabiliyor musunuz?
    bazı insanların, ülkeleri özgür ve mutlu olsun diye her şeyi göze alabileceğini kavrayabiliyor musunuz?
    bunu kavramaya çalışın.
    bırakın bu korkutma çabalarını.
    bunlar yakışıksız işler.
    üstelik gerçeği ortaya çıkarma çabasından bizi vazgeçirmeye de yetmez.
    siz bir şeyler söylediniz dün.
    “herkesi dikkatli olmaya ve doğru yerde bulunmaya” davet ettiniz galiba.
    siz, “doğru yerin” neresi olduğunu biliyor musunuz?
    doğru yer” neresidir biliyor musunuz?
    doğru yer, insanın mesleğini dürüstçe ve gereklerini yerine getirerek yaptığı yerdir.
    biz, “doğru yerde” duruyoruz.
    mesleğimizin gereğini dürüstçe yerine getiriyor ve gerçekleri, yıllardır yalanlarla kandırılan bu halka açıklıyoruz.
    siz doğru yerde durmuyorsunuz.
    kendi mesleğinizin gereklerini yerine getirmiyorsunuz.
    sizin mesleğinizin gereği, size emanet edilen o genç askerleri korumaktır.
    karakol baskınını an be an gösteren kamera kayıtlarına rağmen gerekli tedbirleri almamak, istihbarat raporlarına aldırmamak, çatışma başladıktan sonra yeterince yardım göndermemek ve o çocukları ölüme terk etmek sizin suçunuzdur.
    görevinizi yerine getirmediniz.
    neden?
    niye o çocukları korumadınız?
    bunun için yargılanmanız gerektiğini biliyorsunuz değil mi?
    tabii savcıların sizi mahkemeye çağıramayacağına, sizi yargılayacak bir merci olmadığına güveniyorsunuz.
    ama bu, yargılanmanız gerektiği gerçeğini değiştirmiyor.
    tabii, bir de istifa müessesesidenilen bir şey var.
    sanırım sizin o müesseseden pek haberiniz bulunmuyor.
    başbakanın, hükümetin, parlamentonun sizden hesap sormaması da sizi cesaretlendiriyor.
    ama bir dehalk var bu ülkede.
    gerçekleri duymak isteyen bir halk.
    ve, o sizin peşinizi bırakmaz.
    biz de bırakmayız.
    arkanıza kuvvet komutanlarını alıp kameraların önüne geçerek asabi bir şekilde medyaya verdiğiniz “muhtıra” bu gerçeği değiştirmez.
    siz bize aktütün’ü anlatın.
    o çocuklar niye öldü?
    niye baskını önlemediniz?
    bir de pek anlayamadığımız bir sözünüz var.
    “bu tip saldırılar karşısında her ordunun vereceği cevap ve tepki bellidir.”
    ne demek bu?
    birincisi bir saldırı yok, saldırmıyoruz, gerçekleri açıklıyoruz.
    ikincisi, “her ordu” böyle eleştiriler karşısında nasıl tepki veriyor?
    siz nasıltepki verdiklerini bilmiyorsunuz.
    gelişmiş ülkelerde böyle bir facianın sorumlusu olanlar derhal görevlerinden alınıp yargılanırlar.
    ama sizin aklınızdaki bu değil, açıkça anlaşılıyor.
    o zaman, nedir o “ordunun vereceği tepki”?
    ordular, kendilerine saldıran “düşmanı” yok etmek için eğitilirler.
    bizim gerçekleri açıklamamızı bir “saldırı” olarak nitelediğinize göre bizi de “düşman” olarak görüyorsunuz.
    eee, ne yapacaksınız?
    saldıracak mısınız, gazeteyi mi bombalayacaksınız,f-16’ları mı göndereceksiniz?
    siz ne dediğinizin farkında mısınız?
    baskını daha önceden bildiğiniz halde o çocukları korumayacaksınız, bunu açıklayan gazeteleri de, “ordu tepkisiyle” korkutmaya çalışacaksınız.
    general, “doğru yerde” durun.
    haddinizi aşmayın.
    bizim ülkemizde, yetmiş milyon insanın boğazından kesip verdiği paralarla ayakta duran bizim ordumuzla, bizi tehditedemezsiniz.
    ordu, sizin hatalarınızı kapatmak için kullanacağınız bir tehdit aracı değildir.
    haa, bir de “bölücü terör örgütünün eylemlerini başarılı gibi gösterenler, akan ve akacak olan her damla kanın sorumlusu olurlar” sözünüz var.
    bakın bunu doğru söylüyorsunuz.
    ama “başarılı gösteren” kim?
    baskının önlenmediğini açılayan gazeteler mi yoksa baskını bile bile önlemeyenler mi?
    o kandan kimin sorumlu olduğunu şimdi anladınız mı?
    sorumluluğu hissediyor musunuz?
    hissetmelisiniz.
    ve tehditleri bırakıp gerçekleri açıklamalısınız.
    tehditlerinizden ve üslubunuzdan hoşlanmadık.
    gerçekleri söyleyin bize.
    gerçekleri.
    biraz cesaret yeter buna.
    cesaretiniz de öfkeniz kadar büyük olduğunda bize gerçekleri söyleyeceğinize eminiz.
    o günü bekliyoruz.

    ahmet altan / tarafgazetesi
    (kabuk adam, 16.10.2008 19:14)
  2. birisi, birileri bizi korkutmaya çalışıyor ama kim kim?
    iyi ki taraf var, iyi ki bu gazetede çalışan dürüst gazeteciler en önemlisi cesur insanlar var herşeye, tüm tehditlere rağmen.
    iyi ki ahmet altan ve yasemin çongar bu gazeteyi çıkarıyor.
    iyi ki varlar.
    varlıkları bizlere yarına dair umut veriyor.
    (kabuk adam, 16.10.2008 19:18)
  3. ahmet altan ın kadınlardan başını kaldırmaya zaman bulduğu sırada yazmış olduğu yazı.
    yazının tarzı ve içinde geçenler konusunda tartışmaya bile gerek yok sonuçta genelkurmay başkanı sert bir çıkış yapmıştır, son üç genelkurmay başkanının tarzları sert olmadığından bunun acaip gelmesi normaldir.
    amma velakin ahmet altan gibi yazdığı yazılarda meme ucu, beyaz pembe yumuşak ten, hülyalı gözler gibi cümleler olmadığında geceleri uyku tutmadığı izlenimi veren bir yazıcının bu kadar sert bir yazıyı kaleme alması gariptir. terör nedir, asker ne yapar, karakolda nöbet nasıldır, pkk lı asker ne demektir, nöbet saatlerinin pkk ya ulaştırlması nedir, g3 nedir, bunları bilmeden nişantaşında kafede cappucino içerek yazı yazan insanların orduyu eleştirme hakkı var mıdır?
    terör ile mücadelenin başarısını bir baskına sırtını dayayıp eleştirenlerin samimiyetinden şüphe duymamak, az da olsa enayiliğe girmez mi?
    (kurremkamerruk, 16.10.2008 19:31 ~ 19:31)
  4. genelkurmay başkanına;

    -helal olsun paşam!!
    (pitis, 16.10.2008 19:34 ~ 25.10.2009 22:25)
  5. -ağzınız nurdan olsun paşam demek isterdim ama çenenizi bu satılmış insanlar için yormaya gerek bile yoktu.
    (nyksss, 16.10.2008 19:38)
  6. aşağıdaki yazı yılmaz özdil tarafından yazılmış aslında sözlükte bizzat ilgili yerde de bulunmakta ama burada da okunması gerektiğini düşündüm nedense,

    "abdullah öcalan hangi futbol takımını tutuyor" diye sorsam...

    herhalde herkes biliyordur.

    *



    böyle başladı bu iş.

    *

    "türkiye’yi böleceğim" diye ortaya çıktığında, bizim basın koşmuştu hemen bekaa vadisi’ne, nasıl da güzel futbol oynadığını, militanlarıyla şakalaştığını, şiir yazdığını, aslında duygusal bir insan olduğunu, aşklarını falan övgü dolu sözlerle aktarmışlardı. "abdullah bey" diye hitap eden mi ararsın, "sayın" diyen mi... sofrasına oturdular. kitaplar yazdılar.

    *

    zorlayın hafızanızı...

    bin ladin’le röportaj yapan bir tane amerikalı gazeteci var mı? hamas lideriyle konuşup, bunu gazetesine manşet yapan bir tane israilli gazeteci? bulamazsınız... mesela, el pais gazetesinde eta militanıyla hücreevinde yapılmış sıcak bir sohbet okumanız mümkün mü? çeçenler canımız ciğerimiz... ama bizim için öyle... çeçen liderlerin sofrasına oturup, "aslında onların da haklı oldukları taraflar var" diye yazan rus gazeteci görülmüş müdür? veya, futbolun beşiği ingiltere... yıllarca vuruştular; bir tane ıra militanının gol atarken fotoğrafı yayınlandı mı ingiliz gazetelerinde?

    *

    genelkurmay başkanı başbuğ, dün bağıra bağıra "teröristi güçlü göstermeye çalışan gazeteciler" olduğunu söylerken, bu sorular geldi aklıma... dünyada, kendi ülkesini, kendi milletini vuran teröristi "sempatik" göstermeye çalışan gazeteci bi tek nerede?

    *

    böyle başlar bu işler çünkü...

    terörist "insan"laştırılır.

    sonra arkası gelir.

    edit: bir de şuna bakınız istedim @2223129
    (neva, 16.10.2008 19:48 ~ 22:32)
  7. seversiniz ya da söversiniz, elbette sizin bileceğiniz iş. ama ahmet altan'ın bu yazısının medyada bir benzerini göstermek zordur. ülkenin belki halen en çok güvenilen değil ama hala en çok korkulan kurumunun başındaki kişiyi resmen azarlamış adam. haa başına bişey gelir mi? sene 2008, abd, ab, demokrasi filan...
    (holden caulfield versus tyler durden, 16.10.2008 20:41 ~ 20:44)
  8. ahmet altan ın her an ergenekondan içeri alınabileceğini düşündüğüm yazısı.
    (bilginsel, 16.10.2008 21:00)
  9. "kendisine üye olan bütün ülkeler gibi, türkiye hukukunun da üst mercisi olan aihm, vicdani reddi bir hak olarak tanıdığı halde, zaten eninde sonunda isteğim dışında senin emrine gireceğim. bana orada istediğin şeyi yapacaksın. bari sivil hayatta ne yapacağıma karışma, bana nerede duracağımı öğretmeye kalkma. sen askersin; siyaset adamı, sosyolog, tarihçi, uluslararası ilişkiler profesörü falan değilsin. bu konularda fikrimi belirlerken seni değil, konunun uzmanlarını -hatta canım kimi isterse onu- dinleyeceğim. düşüncelerime müdahele etme yetkin olmadığını da hatırlatmak isterim. sen, senden beklenen görevi yap; gerisine karışma. bir de çok sinirlenme öyle, komik duruma düşmeni istemem. kendine iyi bak, öptüm pls ltf tşk."
    (latent, 16.10.2008 22:45 ~ 22:46)
  10. ahmet altan, aynı mektubu genelkurmay başkanından sorumlu ve genelkurmay başkanının kendisine hesap vermekle yükümlü olduğu başbakana da gönderebilirse o zaman samimiyetine inanırım. içeriğine hak verip vermeme hakkımı saklı tutsam da tutarlı olduğunun hakkını veririm.

    ülkesi özgür ve mutlu olsun diye hayatını verebileceği imasında bulunan ahmet altan, bu kadar ağır ithamlarla suçladığı genelkurmay başkanından hesap sormayan başbakan, hükümet ve parlamentoyu daha da ağır ithamlarla suçlayabilmeli.

    edit: ahanda gönderdi. tam içime sinecek sertlikte olmasa da hakkını vermek lazım. (bkz: @2776272)
    (recai pengül, 16.10.2008 22:52 ~ 19.10.2008 21:44)
  11. "ödediğim vergilerin önemli bir kısmı sana gidiyorsa, seni eleştirmek, yargılamak hakkımdır. cebimden çıkan parayı kullanan bir diğer kurumu, devletin hükümetini, çok kısıtlı şartlarda da olsa, denetleyebiliyorum. o aygıtın başına geçeceklerin belirlenmesinde göstermelik de olsa söz sahibi oluyorum. ama senin üzerinde hiçbir denetimim yok. başında olduğun kuruma getirilen bütün eleştirileri "yıpratma" olarak kesip atıyorsun. bana öyle gelmiyor ama? herkese hain, bölücü vs. yakıştırmalarda bulunma. bu kadar ciddi bir kurumun başındaki adama hiç yakışmıyor. onun yerine çık, "hayır" de, "her şeyinden sorumlu olduğumuz, 18 yaşında el koyup askere aldığımız çocuklar ölürken biz ekran başından izlemedik". "doğru bilgilere dayanmayan haberler" deme, neden doğru bilgilere dayanmadığını anlat bana. anlatamıyorsan da çıkıp tehditler savurma; habercilik yapmaya çalışanları rahat bırak"
    (latent, 16.10.2008 22:57 ~ 10.11.2008 22:22)
  12. ahmet altan tarafından genelkurmay başkanına yazılmış yazıdır. aktütün olayından sonra yazılmıştır.

    olay yargıya intikal etmiştir. ahmet altan ve "taraf" yargıya olan güvensizliklerini her fırsatta dile getirdikleri için bu onlar için bir sorun gibi görünmemeli kanımca. çünkü ahmet altan görüşüyle: "taraf"sız olmayan yargı taraf gazatesinin tarafını tutmayacaktır zaten. buradan bu davanın sonucunu bilmeleri gerektiği ve sonucunu bile bile bu işe kalkıştıkları sonucu çıkıyor. güzel. ama kendi düşüncelerinden hapis'e atılmaktan korkmadıklarını anlayabiliyoruz zaten. bunu güzel türkiyemizi gerçekten çağdaşlaştırmak için yaptıklarını da düşünebiliyoruz. yani "biz hapse de atılsak, işkence de görsek önemli değil, önemli olan askeri eleştirmenin imkan dahilinde olduğunu, ordunun gerçek görevini yapmaktan çok uzakta, başka işlerle (siyaset) uğraşmakta olduğunu gözler öüne sermek" diyorlar. e güzel. bunu hain olmayan çoğu yurdum insanı destekler. sistemler insan içindir çünkü. sistemi sırtınızda taşıyıp bir süre sonra yorgunluktan bitap düşmek değildir insanın görevi. aktütünde olduğu gibi "ölmek" değildir.

    diğer taraftan ordu yıpranıyor olabilir. evet, haklılar. zaten tam da bu olmalı onlarca. ordu yıpranmalı biraz. sonra da silkinip kendine gelmeli. kendine gelince de işini yapmaya, işini doğru yapmaya başlayacaktır zaten. işini doğru yaptığında askerlerimiz ihmal kurbanı olmayacak, terör örgütü (her ne kadar sosyolojik, ekonomik boyutu varsa da bu örgütün, vatan lehine bunları burda ihmal etsek dahi) üyeleri de başarıyla alternatif sonlarından birini (yakalanma, öldürülme, etkisiz hale getirilme vs.) yaşayacaktır.

    iki taraf da ülkesi için bir şeyler yapmaya çalışıyor. ama hatalı taraflar hatalarını inatla görmeyip düşmanlık tohumları saçıyor başka düşman yomuş gibi. biz kavga ederken başka düşmanlar elini kolunu sallayarak hakkaride beş kişiyi daha öldürüyor (şehit ediyor).
    (w, 17.10.2008 00:25 ~ 00:31)
  13. (chicaloca, 17.10.2008 09:53)
  14. (bkz: @2420909)
    (ahmak ı hayal, 17.10.2008 10:03)
  15. kim neyin ne olduğunu gayet iyi biliyor sayın ahmet altan.babanızın türk edebiyatındaki yerini takdir ederiz gerçekten güçlü bir kalem olup ve şu yaşına rağmen hala daha keskin bir hafızaya sahiptir.bu satırların yazarı hala daha her sabah babanızın yazdığı yazıları okumaktan keyif alır çünkü çok düzgün bir edebi dil ve gerçek anlamda muhalif bir kişiliği ifade eden yazılara sahiptir.40 sene önce yazdığı romanlarında da ve gündelik gazete yazılarında da bu muhalif kişilik hala devam eder ve saygı duyulası bir insandır. siz de böyle bir babanın oğlu olmanın fırsatını yazarlık yolunda kullanmaya çalışmış ve fakat asla babanız kadar başarılı bir edebi dile sahip olamamış bir insansınız fikrimce.iyi yazarsınız kötü yazarsınız ayrı , bundan öte asıl ıskaladığınız babanızın muhalif kişiliğini kopya etmek ama özümseyememek olmuş diye düşünmekteyim.muhalif durduğunuzu sandınız bir dönem dünya görüşünüz itibariyle.romanlar yazdınız vasatın üstüne çıkamadınız.babanızın yazdığı ;viski,bir avuç gökyüzügibi kült romanların bir adım önüne geçemediniz bence.daha popüler oldunuz,daha çok sattınız belki,ama bir çetin altankıvamına ulaşamadınız.
    ve bence asıl zurnanın zırt dediği yer; 'sisteme muhalif olmak'la,tuhaf işler yapmanın ayırdına varamadınız.bir anda gökten zembille iner gibi davranan bir yayın organının başına geçtiniz.seçtiğiniz ya da tüm bir camia olarak-demokrat olduğunuz için öyle sanıyorum- hemfikir olduğunuz isim bile muhalif bir isim değil.bakar mısınız; tarafismi!oysa muhalif olmak,gerçek muhalif olmak taraf tutmak değildir her türlü tarafa ayarı verebilmektir.siz ne hikmetse ilk günden itibaren t.sk.'ya ayar vermeyi seçtiniz.eyvallah bu ülke de böyle bir sorun var ise eleştirmek,kamuoyuna bunu açıklamak asli görevidir bir basın,yayın emekçisinin.fakat sanki bu ülkede her şey yolunda gidermişçesine,tüm kurumlar tıkır tıkır işlermişçesine t.s.k dışında hiç bir kuruma böylesine ciğerden ,manşetlerden saldırmadınız. bu durum merakımı çok çekti ve eminim pek çok insanın da ilgisini çekmiştir.sonuçta her türlü eksikliğine gedikliğine rağmen okuyan ,araştıran insanlar var bu ülkede.yani pek de sandığınız kadar aptal değil insanlar.
    bunca nağmeyi niye döktüm bu saatte kendi adıma sayın ahmet altan?
    şundan döktüm; yazınız pek güzel,pek kabadayı! genelkurmaya ayarı vermişsiniz,onurlu,sert duruş ,eyvallah! iyi de bu vatan evlatlarının ölmesi bu gazetenin başına geçince mi dank etti kafanıza ve tüm gazetenizin personeline! nererdeyse, bana binlerce senedir a.b. d'de yaşamış gibi gelen yasemin çongar'ın da ansızın cennet vatan türkiye'ye dönüş hızının da bir açılımı olmalı değil mi ama sayın altan?bir kere de bu üslupla malum örgütü besleyenlere de ayarı verseniz,bir kere de insanlar size; bu gazetenin finansörü kim ya da kimler deyince sinirlenmeyip o hep hayata geçirmeye çalıştığınız ama bence yapamadığınız muhalif olgun tavırla gazetenizde ki köşenizde,sakin bir şekil de açıklasanız.yoksa ilerleyen yıllarda bir ali kemalolarak anılmak payınıza düşen olacak gibi duruyor ki bu da çağdaş türk edebiyatının kilometre taşlarından olan çetin altanın oğlunda bulunmaması gereken bir sıfat,rezil bir sıfat!

    diye uzun uzun bir meczupun yazmasına sebebiyet vermiş konu!..
    (normalşartlaraltındaveodasıcaklığında, 19.10.2008 04:46 ~ 04:47)

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil