1. ezberleri bozup yenisini okuyalım. yeniden ve içten yazılmış haliyle sevelim onu. artık çok şeylerin değişmesi gerekirken ufak da olsa bir adım atalım; insanız ne de olsa, değil mi?

    "seksenaltı yıl yeter bence. kan-vatan-düşman’dan ötesine aklı ermeyen bir dil bu ülkeyi bunca yıl esir etti. artık yeni şeyler düşünmenin vaktidir.

    kan-vatan-düşman edebiyatının şahikası kemal paşa’nın gençliğe hitabe adlı eseridir. bugün tekrar yazılacak olsa ben şöyle düzeltirdim.

    *

    ey türk gençliği! birinci vazifen, insan olmaktır.

    insan olmanın yegâne temeli insana sevgidir. hayatın boyunca, insanlara güzelliği, aklı ve adaleti öğretmeyi görev bileceksin. bilgin varsa, bedel beklemeden paylaşacaksın. buna imkân ve şeraitin müsait değilse, yanındaki üç veya beş kişiye katıksız sevgini vermeyi deneyeceksin; onların hayat yükünü bir nebze hafifletmeye çaba göstereceksin. bunu yaparken türk mü, yoksa hindu mu, yamyam mı diye sormayacaksın. çünkü insan, galiplerin hasbelkader çizdiği sınırlara sığmayacak kadar kıymetli bir hazinedir.

    dahili ve harici bedhahlarla etrafın çevrili olabilir. sen şerri bahane etmeyecek, hayırhahlığını ilelebet muhafaza ve müdafaa edeceksin. zira kötülük, esarettir. manevi istiklalini ve manevi hürriyetini ancak insan olmakla kazanabilirsin.

    düşman bütün tersanelerine girmişse, vazifeye atılmadan önce düşüneceksin. önce, düşman mı diye soracaksın. (çünkü bugün düşman olan yarın dost olabilir.) sonra onu kendine düşman etmek için ne hata yaptığını düşüneceksin. (çünkü düşmanlık, herkes için ağır bir yüktür.) gönlünü kazanmayı deneyeceksin. tersaneyi beraber işletmeyi teklif edeceksin. (öylesi her ikiniz için daha kazançlı olabilir.) sonuç alamasan, bir tersane uğruna düşman olmaya değer mi diye bir kere daha kendine soracaksın. bunları yapabilirsen, inan, dünyanın tüm tersaneleri senin olur. tüm ordular sana boyun eğer. tüm kalelerini terkedecek gücü ve güveni kendinde bulursun.

    memleketin dahilinde iktidara sahip olanlar sana “düşünmeyeceksin!” diyebilirler. kendi çorak ve bencil emellerine seni muhafız ve müdafi yapmak isteyebilirler. kuşaklardan beri süren iktidarlarını bir gün daha korumak için senin damarlarındaki kanı talep edebilirler. memleketin bütün tepeleri kan ve intikam bayraklarıyla donatılmış, bütün mektepleri zaptedilmiş, bütün mahkemeleri elde edilmiş, bütün gazete köşeleri bilfiil müstevlilere terkedilmiş olabilir. millet, cehalet ve propaganda içinde serseme dönmüş olabilir.

    ey insan evladı! işte bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, insan olduğunu unutmamaktır. muhtaç olduğun kudret tanrı vergisi olan vicdanında ve her gün çalışarak geliştireceğin aklında mevcuttur."

    - 29 ekim 2009, sevan nişanyan, "gençliğe hitabe" başlıklı yazısı

    http://www.taraf.com.tr/...
  2. bir tane de aziz nesin'den geliyor:

    "..ey türk faşisti!

    birinci vazifen türk matbaalarını yıkmak, makineleri ısırmak, demirleri dişleyip duvarlara saldırmaktır. mevcudiyetinin ve istikbalinin yegane temeli, gazeteleri çamurlara serip, üzerlerinde ağzın köpürünceye kadar tepinmektir. bu temel partinin hazinesidir...

    bir gün nümayiş yapmak için emir alırsan, bütün polisleri yanı başında bulacaksın.

    meydanlarda, kitaplarını yaktığın, namuslu insanlar, bütün dünyada eşi emsali görülmemiş şekilde işkenceye tabi tutulabilirler. emniyet müdürlüğümüzde dövülebilir. demir ahmet tarafından sövülebilir. bütün malları mülkleri zaptedilmiş, matbaaları yakılmış, gazeteleri kapatılmış, evleri tarumar edilmiş , çoluk-çocuğu dağıtılmış , haneleri işgal, kendileri perişan edilmiş olabilir.

    bütün bu şartlardan daha elim ve daha vahim olmak üzere, amerika'dan borç dahi alınabilir. hatta bu borç alınan paralar ziyafetlerde yenebilir.

    ey faşist yumurcakları! işte bu ahval ve şerait içinde dahi bütün bu yapılanları kafi görmeden, vazifen matbaaları yıkmak, makineleri ısırmak, namuslu vatanperverleri parçalamaktır. muhtaç olduğun kazma, balta halk partisinin ambarlarında mevcuttur..."

    4 aralık 1945'te tan gazetesi'ni basıp makineleri parçalayan chp gençlik kollarının aydın(!) ve vatansever(!) gençlerinin eylemi üzerine kaleme alınmış. bu arkadaşlar sağlarsa şimdi 80'li yaştalar...

    tarihle ilgili edit: gılgamış
  3. bir tanesi de necip fazıl'dan geliyor:

    bir gençlik, bir gençlik, bir gençlik…
    “zaman bendedir ve mekân bana emanettir!” şuurunda bir gençlik…

    devlet ve milletinin yedi asırlık hayatında dört devre… birincisi iki buçuk asır… aşk, vecd, fetih ve hakimiyet… ikincisi üç asır… kaba softa ve ham yobaz elinde sefalet ve hezimet… üçüncüsü bir asır… allahın, kur’ân’ında ‘belhüm adal-hayvandan aşağı’ dediği cüce taklitçilere ve batı dünyasına esaret… ya dördüncüsü? …. son yarım asır! .. işgâl ordularının bile yapamayacağı bir cinayetle, madde plânında kurtarıldıktan sonra ruh plânında ebedî helâke mahkûmiyet… işte tarihinde böyle dört devre bulunduğunu gören… bunları, yükseltici aşk, süründürücü satıhçılık, çürütücü taklitçilik ve öldürücü küfür diye yaftalayan ve şimdi, evet şimdi… beşinci devrenin kapısı önünde nur infilâkı yeni bir şafak fışkırışını gözleyen bir gençlik…

    gökleri çökertecek ve son moda kurbağa diliyle bütün ‘dikey’leri ‘yatay’ hale getirecek bir çığlık kopararak ‘mukaddes emaneti ne yaptınız? ‘ diye meydan yerine çıkacağı günü kollayan bir gençlik…

    dininin, dilinin, beyninin, ilminin, ırzının, evinin, kininin, kalbinin dâvacısı bir gençlik…

    halka değil, hakka inanan; meclisinin duvarında ‘hakimiyet hakkındır’ düsturuna hasret çeken, gerçek adâleti bu inanışta bulan ve halis hürriyeti hakka kölelikte bilen bir gençlik…

    emekçiye ‘benim sana acıdığım ve seni koruduğum kadar sen kendine acıyamaz, kendini koruyamazsın! ama sen de, zulüm gördüğün iddiasıyla, kendi kendine hakkı ezmekte ve en zalim patronlardan daha zalim istismarcılara yakanı kaptırmakta başı boş bırakılamazsın! ‘ diyecek… kapitaliste ise ‘allah buyruğunu ve resûl emrini kalbinin ve kasanın kapısına kazımadıkça serbest nefes bile alamazsın! ‘ ihtarını edecek… kökü ezelde ve dalı ebedde bir sistemin, aşkına, vecdine, diyalektiğine, estetiğine, irfanına, idrâkine sahip bir gençlik…

    bir buçuk asırdır türlü buhranlar içinde yanıp kavrulan ve bunca keşfine rağmen başını yarasalar gibi taştan taşa çalarak kurtuluşunu arayan batı adamının bulamadığı, türk’ün de yine bir buçuk asırdır işte bu hasta batı adamında bulduğunu sandığı şeyi, o mübarek oluş sırrını, her sistem ve mezheb, ortada ne kadar illet varsa devasının ve ne kadar cennet hayâli varsa hakikatinin islâmda olduğunu gösterecek ve bu tavırla yurduna, islâm âlemine ve bütün insanlığa model teşkil edecek bir gençlik…

    ‘kim var? ‘ diye seslenilince, sağına ve soluna bakmadan fert fert ‘ben varım! ‘ cevabını verici, her ferdi ‘benim olmadığım yerde kimse yoktur! ‘ fikrini besleyici bir dâva ahlâkına kaynak bir gençlik…

    can taşıma liyakatini, canların canı uğrunda can vermeyi cana minnet sayacak kadar gözü kara ve o nispetle usûle, stratejiye uygun bir gençlik…

    büyük bir tasavvuf adamının benzetişiyle, zifirî karanlıkta, ak sütün içindeki ak kılı farkedecek kadar gözü keskin; ve gerçek kahramanlık mâdeniyle sahtesini ayırdetmekte kuyumcu ustası bir gençlik…

    bugün komik üniversitesi, hokkabaz profesörü, yalancı ders kitabı, demagog politikacısı, çıkartma kâğıdı şehri, muzahrafat kanalı sokağı, takma diş fabrikası, fuhuş albümü gazetesi, mümin zindanı mâbedi, temeli yıkık ailesi, hâsılı kendisini yetiştirecek bütün cemiyet müesseselerinden aldığı zehirli tesiri üzerinden atabilecek, kendi öz talim ve terbiyesine memur vasıtalara kadar nefsini koruyabilecek, destanlık bir meydan savaşı içinde ve bu savaşı mutlaka kazanmakla vazifeli bir gençlik…

    annesi, babası, ninesi ve dedesi de içinde olsa, gelmiş ve geçmiş bütün eski mümin nesillerden hiçbirini beğenmeyecek, onlara ’siz güneşi ceplerinizde kaybetmiş marka müslümanlarısınız! gerçek müslüman olsaydınız bu hallerden hiçbiri başımıza gelmezdi! ‘ diyecek ve gerçek müslümanlığın ‘nasıl’ını ve ‘ne idüğü’nü her haliyle gösterecek bir gençlik…

    tek cümleyle, allahın, kâinatı yüzü suyu hürmetine yarattığı sevgilisinin fezayı bütün yıldızlariyle manto gibi saran mukaddes eteğine tutunacak, ve o’ndan başka hiçbir tutamak, dayanak, sığınak tanımayacak ve o’nun düşmanlarını ancak kubur farelerine lâyık bir muameleye tâbi tutacak bir gençlik…

    işte bu gençliği, bu gençliğin ilk filizlerini karşımda görüyorum. şekillenmesi, billurlaşması için 30 küsur yıldır, devrimbaz kodomanların viski çektiği kamış borularla kalemime ciğerimden kan çekerek yırtındığım, paralandığım ve zindanlarda süründüğüm bu gençlik karşısında, uykusuz, susuz, ekmeksiz, başımı secdeye mıhlayıp bir ömür allaha hamd etme makamındayım. genç adam! bundan böyle senden beklediğim şudur: tabutumu öz ellerinle musalla taşına koyarken, anadolu kıtası büyüklüğündeki dâva taşını da gediğine koymayı unutma ve bunu tek vasiyetim bil! allahın selâmı üzerine olsun…

    surda bir gedik açtık; mukaddes mi mukaddes!
    ey kahbe rüzgâr, artık ne yandan esersen es! …
  4. vandallara ve hainlere hitap etmeyen hitabe. cumhuriyeti korumanın en iyi yolu, halkı küçük görmeden, onlara koyun demeden, berkinlere yaşarken saygı göstererek olur. burdan kopyala yapıştır yaparak, altına mustafa kemal yazarak olmaz.