a)geniş.
b)üçgen, dörtgen vb. geometri terimlerinde "kenarlı" anlamıyla kullanılan bir söz.
c)bir süre sürülmeyerek boş bırakılmış (tarla).
d)içinde bulunduğu hücre veya organizmada özel bir etkisi olan, kuşaktan kuşağa ve hücreden hücreye geçen kalıtımsal öge.
açıkca söylüyorum, teaserını izlediğimde "türk filmi mi lan bu?!" diye sordum kendime. oyuncular ve çekimler bir harika. sabırla ve büyük umutla bekliyoruz.
mart ayı sonunda gösterime girmesi planlanıyormuş.
şahan'ın kardeşi togay'ın son zaman türk sinemasındaki korku filmi yapma furyasına (bkz: hababam bile korku filmi olmuş!) kapılarak bişeyler yapma çabası içerisine girdiği film.
performansının ara sıra düştüğüne gerçekten üzüldüğüm, sevdiğim insan şahan'ın merakla beklenen projesi. "hadi hocu, olcak bu iş" diyorum içimden. çok riskli bi iş bi yandan, türk halkı öyle kolay kolay korkmaz, gerilmez, kafasında gerçek hayatta o kadar çok gerilecek malzeme varken. şu olmasın organize işler deki gibi; "amacımız korkutmak, germek değildi" açıklamasını duymayalım iki burun kıvıran eleştiri okuduklarında. umarım başarılı olurlar.
noluyo lan nidaları ile biten gayet güzel bir film. beyza'nın kadınları gibi sürpriz bir sona sahip. hatta duble sürpriz oluyor da denebilir. gidilip izlenmeli, türk sinemasının değişimi görülmeli.
son dönem türk sineması'nın korku-gerilim türündeki filmlerinin son halkası.
görüntü kalitesi ve çekimler bakımından izlediğim en iyi türk filmlerinden biriydi.togan gökbakar için mükemmel bir başlangıç oldu diyebiliriz.biraz daha filmin içine girersek ; pek korktuğumu söyleyemem ama fazlasıyla gerildim.
olumsuz olarak gördüğüm şeylerse ; hastanenin dışardan gösterildiği sahnelerdeki sisler dumanlar çok basit olmuş.bir baykuş eksikti yani.hababam sınıfı 3,5 havasındaydı o kareler.korku komedi çekselerdi bunu anlayabilirdik ama oraları olmamış dedirtti. başka gelmedi aklıma şimdi. bir daha da izlenecek film değil. evet bu kadar sözlükcüm.
oyuncu isimlerinin yer aldığı açılış bölümünün grafik açısından çok profesyonelce hazırlanmasıyla daha ilk dakikalardan kalbimi kazanmış film. ilerleyen dakikalarda "mnkym bi ara versek de sigara içsem" gibi bir istek uyandıracak kadar sıkıcı olduğunu saklayamam. ancak film kendini ikinci yarıda toparlamaya başladı. son 15 dakika zaten filmin kopma noktası, o konuda henüz izlememiş arkadaşların varlığından dolayı pek bir yorum yapmayayım. ancak filmdeki ufak ayrıntılar, tam gerilimin tırmandığı anda küçük çapta gülme krizlerine girmeme sebep oldu. özellikle delilerden birinin hayali bateri çalmak eylemini gerçekleştirdiği ve tecrit altındaki hastanın* tavandan sarkan konik lambanın altında çömelmiş bir vaziyetteyken birden havaya sıçrayıp tekrar çömeldiği* sahne gözlerimden yaş getirdi.
şahan'ın kendi oyuncu kadrosu bence güzel bir iş başarmış, ellerinden geldiğince güzel oynamış. diğer oyuncular ise genel olarak iyiydi. velhasılkelam, isteyen için bir gerilim filmi, isteyen için bir eğlence filmi. gidin görün izleyin derim.
biraz hipnos biraz gothika karışımı denilebilecek film ama şunu da belirtmek gerekli en kaliteli türk korku filmi olmuş. kan sahneleri bayağı ilginç idi. fi,lmin sonunda ise hakikaten beklenilmeyen şeyler oluyor. biz inanıyoruz ki daha iyileri de çıkar bizden. kaldı ki hostel korku filmi idi ise bu film onu bu açıdan bilmem kaça katlar.
vasatın üstü, izlenebilir bir film. fakat filmde saçma bulduğum bir nokta var ki filmi izlememiş olanlar bu yazacaklarımı okumasınlar.
deniz hastaneye babasını öldürmek ve annesinin intikamını almak üzere giderken babasının daha önce ölmüş olabileceğini ya da başka bir hastaneye geçmiş olabileceğini hiç mi düşünmez de bilinçsizce bu işe kalkışır?
okul,büyü v.b türevlerinden ayrı olarak gayet başarılı bir senaryo,iyi oyunculuklar..izlenilesi gerilim filmi..
beklenmedik sonu "helal olsun" dedirtiyor.
(bkz: sonunda vay anasını denilen filmler)
katilin önceden kestirilmesine,jay jay johansson'un iki büyük parçasına yapılan gereksiz sırt dayatmalarına rağmen,başarılı oyunculuklarla süslü,deli rolleriyle ilgiyi ayakta tutan yapım..
deli rolü biraz tersttir türk mizacına..kolaylıkla inandırıcılıktan sapılıp yapaylığa ulaşabilir çünkü..bu filmde buna pek rastlamıyoruz..sadece doğa rutkay'ın çığlık atma ve tecavüze uğrama (nasıl olacaksa) konusunda biraz daha çalışması gerektiğini düşünüyoruz..
eleştiride aşmışız. yabancı hayranı, hastası adamlarız. film, albüm eleştirmede, bok atmada bir numarayız. "genç bunlar, hem araklamış, onun ben ta...!" diyerek varmaya çalışıyoruz bir yerlere.
nispeten daha akıllı insanların bulunduğu bir sözlükte bulunmaktan bu açıdan mutluluk duyuyorum. ama "kutsal bilgi kaynağı"nın güllerinin; togan gökbakar'ın bi 1.derece akrabalarına sövmediği kalmış. "filmin orası eğri, pöeh tepsi sahnesi, çüş tecavüz sahnesi, sürekli karanlık, bırak korkutmayı geremediler bile, şahan reklam için konmuş"... bu yorumlar hakkaten dangalak adamların klavyelerine boşalmalarıdır diye düşünüyorum. filmi beğenmemiş olabilirsin, iyi kötü yanlarını aklınca bulmuş olabilirsin. sonunu herkesten önce çözmüşsündür afferin sana.
birşey söyleyeyim mi? orijinallik manyağı olmuşuz. tükeniyor kaynaklar, her yıl zilyonlarca film çıkıyor ispanya'sından güney kore'sine, japonya'sından amerika'sına. bir sinemacının, yönetmenin, senaristin yerine koyuyorum kendimi -ki gayet nacizane bir biçimde, asla onlar kadar okumamışımdır, izlememişimdir- yaptıkları iş çok zor. çok kel alaka; yılmaz erdoğan'ın vizontele tuuba sonrası, bir biletten 1 dolar kazandıklarını, filmin masrafını çıkarmakta zorlanıp oyunculara nasıl ödeme yapacaklarını düşündüğünü söylediği bir röportajı geliyor aklıma. mekanından tut, kostümüne, efektlerinden makyajına, oyuncu seçimine birçok şeye kafa yoruyorlar. hakettikleri şu cümleler olmamalı: "60 yıl daha türk sinemasına gitmem" veya "biz bu işi bilmiyoruz abi" ve daha sürüsü..
dabbe'siyle gen'iyle, beyzanın kadınları'yla, okul'uyla ve hatta bir dönemki seks furyasıyla çekilmiş filmlerine kadar hepsi bizim filmimiz. hiçbirine sahip çıkmadığımız için elin gavurunun ekonomisinin bilmem kaçıncı geliri sinema oluyor. hayranız ona buna, bayılırız shining'e, ölürüz halka'ya ve daha nicelerine.
şöyle bitireyim inceden, kendi insanının emeğine saygı duymadan tükürükler saçanlara da benim saygım yok kimse kusuruma bakmasın. şunca paragraf sinirlenmişim de yazmışım birşeyler, kusura bakmasınlar da biraz küfrediyorum; sktirip gidip irreversible izlesinler tecavüz sahnesi istiyorlarsa, oohh hemi de monica var orda. kan mı istiyosun bol bol; er ryan'ı kurtarmak'ı al seyret. gerilmek mi istiyorsun çok tartışır herkes hangi filmde gerildiğini, hannnngisini beğeniyorsan git seyret. kimse seni tutmuyor hemşerim. bu saatten sonra herkes birbirini düzeltemeyeceğinin farkında zaten.
bu memlekette kurulan cümlelerden biridir; türk sinemasının silkinişinin göstergesinin eşkıya olduğuna dair bir genel görüş vardır. gişe rekoru kırdı zamanında, şimdilerde babam ve oğlum'larla, gora'larla, vizontele'lerle avunuyoruz. kendi sinemamıza sahip çıkmazsak birileri küsecek, küstürmemek gerek onları.
dipnotlar silsilesi:
-hayır gen dört dörtlük değil, ben de senaristi değilim.
-hayır sinema sektöründe çalışmıyorum, seyirciyim sadece.
ve son olarak..
-evet milyonlarca paranın döndüğü bu sektörde paralarımızın yurdumun dışına dışına akması beni endişelendiriyor, ülkemde ar namus almış başını gitmiş, ve evet bu konuda milliyetçilik yapmak zorundayım. sinemamı seviyorum. sinemamı sevmeyenleri sevmiyorum.
işlenmemiş ham toprak anlamına da gelen sözcüğe ege ve çukurova yörelerinin anlatıldığı romanlarda rastlayabilirsiniz.
cümle içindeki kullanımı şöyledir: 'bu topraklar gen kalmış .'
korkutma amacıyla çekildiği için sürekli karanlık sahnelerin olduğu ve bu karanlık işinin biraz fazla abartıldığını düşündüğüm bir togan gökbakar filmi. öyle ki o karanlık sahnelerde kim kaçıyor kim kovalıyor şahsım adına hiçbir şey anlamadım. ama yine de konu olarak orijinal ve de sürpriz bir finale de sahip olduğu için izlenebilir hale gelen filmi son 10 dakikadır düşünmekteyim ve hala kim gerçek kim değil anlamış değilim anlayan lütfen beri gelsin.
edit: karanlık sahnelerde bir şey ayırt edememiş olmam televizyonda* izlediğimden kaynaklanıyor olabilir. yönetmene lafımız yok...
sonunda hikayesine birden fazla ilginçlik katmaya çalışmasaydı çok daha hatrı sayılır bir film olabilirdi gen.hem en beklenmedik kişinin katil olması,hem hastaların aslında hasta olmaması,hem babanın tecavüzü,babasından intikam almak için esas kişinin alakalı alakasız herkesi öldürmesi sanki birden fazla şey anlatmak isterken hiçbirini tam anlatamamış hissi uyandıyor.senaryonun derinliği hikayenin karmaşası arasında kaybolup gidiyor.hatta senaryo yer yer, derinlik de arz edemiyor.ancak tüm bunlara rağmen türk sinemasında da gerilim yapılır ve gerilir umudu da aşılıyor kanısındayım.nedir yani hergün tv de binlercesi yayınlanan hollywood filmlerinin hepsi orjinal,daha önce hiç denenmemiş senaryolara mı sahip,elbette hayır.o halde bir şeyi türkler yapmaya çalışınca aşağılamak nedendir.hep pembe pancurlu ev hayal eden aptal aşık kadınlarla dolu filmler çekmeye mi devam etsin türk sineması.onu da aşağılamıyormu çoğumuz.bence cesareti açısından bile izlenmeyi,övülmeyi hakeden bir film olmuş gen.bir filmi ilginç yapan hiç anlatılmamış bir hikaye anlatması değil,bir hikayeyi anlatış biçimidir.