söylemesi çok zor olan kelimeler dizisi.
öyle kurcalarken sağı solu buldum, demişim ben bunu..
aralık 2008.
-------------------------------------------
aralığın son günleri.
nasılım? bilmiyorum.
yaşıyorum..
çoşkulu bir yaşamak değil bu, biliyorum.
onun adı geçince doluyor gözlerim..
yaşadıklarımın bir gerçek olduğuna inandırıyorum kendimi sanırım.
çünkü olanlar, o her şeyiyle yaşananların gerçekdışı olduğunu gösterir gibi karşımda.
şu an nöbette, öyle demişti, bayramın 2. günü.
beni düşünüyor o da şimdi, biliyorum.
'keşke'li cümleler kuruyor, hissediyorum.
dünyayı kurtaracak gücümüze ne oldu?
bak, bir cevapsız soru daha.
bir kaç gün sonra o pek de alışmadığım yaşamıma geri döneceğim, boğazımı sıkan bir kazak gibi bu fikir.
bu eve bile alışkanlığım daha fazlaymış meğersem, bunu gördüm.
istanbul'a, evim diyemediğim eve ve çalıştığım işe hiç alışmamışım bunu anlıyorum.
bir kalkandan ibaret olan güçlü imajım az daha aşka bulaşmazsam çizilecek..
silikleşen 'ben'den ibaret geriye hiçbir şey kalmaması sonu, canımı sıkıyor.
akçay'a gitme istediği nüksetti içimde. acıyı istiyorum ben, biliyorum. ne canımı acıtıyorsa o'na!
anca böyle aklayacağım kendimi. temizlenmek ya da temize çıkmak değil de benliğimi bulmak.. kiriyle, pasıyla tam 'ben'i bulma adına..
'sil baştan'ı -ne filmmiş o öyle!- istedim dün..
sana dair tüm ne varsa.. sen ve senle ilgili her şey'e sil baştan!
bu bana gene acı verecektir, belki de ondan!
sen, benden gittiğin andan itibaren an be an kirleniyorum..
sen, bir çamaşır suyu, bir kokulu yumuşatıcı, bir sabun, bir kir geçirmez kıyafetmişsin.
sen bir su imişsin; susuz yaşanmaz ya,su her şeyi temizler ya!
sözlerin omuzlarımı üşüten bir rüzgar ve aynı zamanda kışın yolda bir süre yüründükten sonra girilen ılık dört duvarmış.
boynumu koruyan bir atkı, kafama geçirdiğim bere, senden sonra elimi en sıcak tutan bir eldiven..
haticeye bakmıyor hayat;
sonuç: yoksun!
orada bir yerde biri için - kendin için - varsın, ya ben? ya her şeyin?
yakışmıyorum kimseye.. yakıştırsam da bir eğretilik neden var hep?
30 yaşına gelip de boğazımdaki düğüm olmanı istemiyorum. bir sene sonra hala içimdeki bir boşluk olarak kalmanı istemiyorum.
babam oldun, oğlumdun, sevdiğim, göz yaşlarım oldun, dudaklarımın değdiğiydi, ellerimin yoklamadan bulduğu ten, sen;
sırdaşım, dürüstlüğüm, yargım, yargısızlığım, tüm insani değerlerim, hümanist yanım, hür vicadanım; söyle!
okula gidiş, eve dönüş yolunda karşılaşmak istediğin yüz müyüm ben?
-meli, -malılarda ki sınırlaştırdığın, sıradanlaştırdığın ben hani..
bir karşılaşma anı gösterir yüzümüzü birbirimize ancak, duygularımız bin kez yüzleşirken her gece..
'daha iyi olabilirdi, evek.' deriz birbirimize kahvelerimizi yudumlarken..
mesele bu değil ki!
büyük bir yalan söylemişiz birbirimize..
birbirimizsiz, hayat akmaz sanmışız çünkü..
bak, aynı şehirde görüşmeyeli 5 ay olmuş da geçiyor bile.
hayat nasıl da akıyormuş değil mi?
nefes almak yaşamaksa, gülmek, ağlamak yaşamaksa, su içmek, günaydın demek yaşamaksa;
yaşıyoruz..
şimdi, kopan uçlar bir araya gelir,hem bağlanır da amma;
ya düğüm?
düğüm bozar bizi.. düğüm, engeller koyar, aşmaya gücümüzün olamayacağı engeller..
yoğunluktan, dar vakitlerde değer saçlarım sana, bu yaramaz bize..
hasretlik bitmeden nasıl sıkılır insan birbirinden?
dertler ağır basar, bir buket papatya alır tüm dertleri sanırsın..
ne demiştim? evet, ya düğüm?
*