|
|
- şimdi susuyorum ya deli divane sana, ilginçtir bir fotoğrafın bile yok elimde...
düşündükçe şeklini vücudunun, sen şişelerce tükenen bir kadeh rakı oluyorsun salaş meyhanemin tahta masasında, garsona rakı getir diyorum.
hiç bir mevsim burada bahar olmaz diyor garson, içine soktuğu parmağını çıkarırken ezme tabağımdan. şaşırıp kalıyorum.
sen ne zaman beni terk etsen, ben hiç bir kuytuya sığamıyorum.
cambazlar geçiyor masalarının üstünden meyhanenin, ellerinde sulu biralar, iplerini boyunlarına asmış cambazlar. katıla katıla gülüyorum.
sen ne zaman bavulunu çıkarsan evden, kediler üstüme üstüme geliyor. kızıl saçlıları kamplara tıkmak isteyen bir diktatör ateş istiyor benden, yakar diye ütopyaları vermiyorum.
sen ne zaman otobüs bileti alsan gitmek için bu şehirden, ben elimi ayağıma dolandırıyorum. bira köpüğü kadın olsa da sevişsek diyor arka masada biri, arkadaşı indiriyor kadehi kafasına. hayallere sığamıyor diye gidip adama sövüyorum.
sen ne zaman gitsen benden, üç beş isyancıyı kurşuna diziyor bir tabur katır. ben önce katırlara sonra da salak gibi kendime küsüyorum.
sen ne zaman bitsen bende, ak sakallı bir dede gelip kadehime tükürüyor. sinirden masayı sandalyeyi darma duman ediyorum. koluma giriyor bir komi, kusuruma bakma hissizim diyorum.
sen ne zaman... neyse, yüzüne anlatırım bir kaç güne, "geliyorum hazırla bütün intihalarını"***
----------------------------------
*** ender sarıyatı'nın gezginci şiirinden bir cümle(atxaga, 08.09.2007 01:36 ~ 01:55)
- " eskilerin sonlandığı yeni zamanlarda
gölgelerin arasından kalkıyorum;
her akşama bir intihar,
her güle bir bahar tasarlıyorum " *
edit: imla(atxaga, 01.04.2008 05:17 ~ 05.04.2008 04:06)
- (bkz: saçmalamayı edebiyat zannetmek)
(elron, 01.04.2008 08:18)
- tamamen ayrıldı bütünlüğüm
kuramadım dengeyi
karanlıktan giremedim aydınlığa
yazın ilk sabahında girerken sonbahara
(bkz: az kaldı çok güzel olacak)
- on yaşında kaportaya çekiç sallayan bir çocuğun alnından süzülen terle ıslanıyorum, üst komşu ben apartmana girerken kafamdan aşşağı bir kova su boca etmiş sanıyorlar.
acı da var diyorum bu hayatta, güller çiçekçi tezgahlarında sergilenirken, kırmızılıklarını onları yeşerten bahçivanların kanına borçludur biraz da diyorum, şarap dökülmüş senin gömleğine diyorlar.
ayrılık bir eski masalken çok varmışta hiç yokmuş diyorum, kahkaha atıp rahat bir koltukta yelleniyorlar.
@2320136 işte biraz da bu yüzden, yine ve hatta yeniden... saçmalaya saçmalaya hemde; geliyorum hazırla bütün intiharlarını.
- on yaşında kapotaya çekiç sallayan bir çocukğun alnından akan terin vücudunu ıslattığı gibi ıslağım üst komşu hayriye teyze yerleri sildiği kovayı kafama boca ettiğinden dolayı. ne oluyoruz diyorum bir kaç küfür ettikten sonra kafama bir de terlik yiyorum "acı var hayatta" diyor, kafamı sıvazlıyorum. çiçekçilerin önünden geçiyorum ıslak bedenimle güllere bakıyor ve "amma pahalandı lan bu güller el yakıyor, sevgililer günü falan hepsi tuzak mk" diyorum. çiçekçi "bizim de ekmek paramız" bu diyor, "hadi lan oradan resmen iki güle 40 ytl yazmışsın" diyorum elindeki şarap şişeni kafama atıyor, bir ton para verip aldığım gömlek şarap lekesi oluyor. çiçekçiyle birbirimize giriyoruz, polisler gelip nezarete atıyor. komiser "ne yaptın olm, manyak mısın?" diyor ve bir de o rahat koltukta yelleniyor, bana gülerek..
işte bu yüzden, sinirleniyorum ve nezarette ayakkabı bağcıklarımı birbirine eklemeye çalışıyorum, saçmalayarak... geliyorum hazırla bütün intiharlarını..
- ha intihar demişken aklıma geldi.
putları yıktık bir atımlık barut dilimin
ucunda unutulmuş bir mamut gülümsemesi
yanar durur avcumda:
bir çağa bu ne haydut ne çok?
tapın ulan paramparça!
param yetmedi
üç nokta daha
koymaya *
ben gelemiyorum, hazırla yinede bütün intiharlarını sen, çünkü güle oynaya gelen, gül yüzlü, yanağının sağ köşesine elma şekeri bulaşmış minikler var, ki ayar diyince yakasına kırmızı kurdale iliştirilen.
edit: al işte arkadaş, gelde mola isteme.(atxaga, 05.04.2008 06:57 ~ 07:12)
- giderken hep çöpten adamların gülümsemelerini bırakıyordun ya ardında, işte bu başka bir şeydi; işte bu, bütün yanıcı maddelerin kendi ölümlerini oyladığı yerdi. çok düşünüp 'gerçek'ten çok uzaklaştığımız bazı gecelerde, iki çöple bir hayat, dört çöple bir aşk kurabildiğimiz yerdi. işte bu, sonunda bir gün, koca bir dünyanın sonunda bir gün, küçücük iki dünyanın sonunda bir gün, dudaklarımızla can verdiğimiz çöp adamların dudaklarını kestiğimiz yerdi. kibrit çöpü değildi yıkılan, aslının takla atmasıyla kurulan bir başka evrendi.
işte bu, çöpten şehrimizi topa tuttuğun yerdi.
derler ki, 'vücudu düşler, kanı şiirlerdir bütün aşkların'; işte bu kanları beyaza boyadığın, kanları suluboyayla boyadığın yerdi. işte bu, çöp şehrimizin akmayı, çöp adamlarımızın kanamayı öğrendiği yerdi. işte bu, pespembe yüzünden bağımsız bir rengin, masalların en koyu siyahıyla uzlaştığı yerdi.
işte bu, ben henüz gel(eme)mişken bütün intiharlarımıza ihanet edip, kendi nefesini susturduğun yerdi.
|