• videolar

  • +2 görseller

    • gelecek uzun sürer
    • gelecek uzun sürer
    • gelecek uzun sürer
    • gelecek uzun sürer
    • gelecek uzun sürer
    • gelecek uzun sürer
  1. sonbahar ile beni büyülemiştir özcan alper. bu filmde de açıkçası yine devrimci, aykırı duruşu ile saygıyı hak etmektedir. fakat ben içeriğinden ziyade filmin anlatılış şeklini beğenmedim.

    ben insanı ele alan, kadrajı acılara dokunan filmlerin kendimi arındıracak çok mistik bir yolculuğa çıkıyorum dediği 3. kişileri ana karakter yaparak ele alınmasına katlanamıyorum. bu bariz bir çakma oryantalizmdir. kürt sorunu, faili meçhuller vs birebir acının mağduru karakterler üzerinden pekala işlenebilirdi. rol kotarmayı bilmeyen ablamızın serengeti çöllerinde çita belgeseli çeker gibi triplere girmesi fazlaca ucuz olmuş. kusura bakma özcan abi.
  2. çok sağlam bir film olmuş, sonra müzikleri çok güzel piyano sesi insan sesi, demircilerin, çocukların, ağıtların sesi, sonra görüntüleri fotoğraf kadrajından çıkmış gibi çok hoş, sonra oyunculuklar, sonra replikler, tiradlar çok iyi, sonra filmin içine serpiştirilmiş fotoğraflar, şiirler, film replikleri çok güzel, sonra andrey voznesenski'nin oza'sı çok hoş, sonra sonra... ne çok sonra var, değil mi?


    25 yıl sonra biz belki seninle yine benusen' de surlara çıkarız. ama biraz yaşlanmış oluruz. senle beraber bütün karadeniz' in etrafını bisikletle dolanırız. batum' da chacha içer, hüzünlü gürcü şarkılar dinleriz. soyim' de mayakovsky' nin evine götürürüm seni. yaltalı doktor chekov' dan öyküler okuruz. " içelim ve birbirimize sen diyelim. " deyip moskova - petruski treninde votka içeriz. " varna' da karşı kıyıdan sesleniyorum. sesimi işitiyor musun mehmet? mehmet? " deyip nazım' ı yad ederiz. sonra haritayı açarız, gözümüzü kaparız. böyle parmağımızı koyarız bir noktaya. derim " yürü " dünya haritasına. sonra ben politikaya atılırım. ama sadece ulaştırma bakanı olurum ha! bütün ülkeyi demir yollarıyla döşerim. sadece batı' dan doğu' ya değil. doğu' dan karadeniz' e, karadeniz' den akdeniz' e uzun uzun demir yolları. sonra her bölgede yok olmakta olan diller ve kültürlerle ilgili enstitüler kurulmuş olur. sonra, sonra her şey değişmiş olur. sonra çalışma saatleri 5 saat olur. sonra 30 yıldır içinde bulunduğumuz bu çatışma ortamıyla ilgili hakikatleri araştırma komisyonları kurulmuş olur. sonra... ne çok sonra var, değil mi?
  3. althusser'in kendisiyle olan duruşmasını yazdığı kitabıdır. bir sabah uyanmış ve deliler gibi aşık olduğu kadını boğarak öldürmüştür büyük düşünür... ve akli dengesi yerinde olmadığı için ceza almamıştır. althusser e annesi cephede ölen nişanlısının adını vermiştir ve daha doğduğu gün ölen birini temsil ettiği hayatı belirlenmiştir. karısının onu sevme hali de çok ilginçtir. kadın onu değil, ona olan aşkını öyle sahiplenmiştir ki, althusser'in kötülüklerini de öperek iyileştirir onu... okuduğum en güzel otobiyografidir. kendisiyle yüzleşen bir insanın, kendi yüzüyle duruşmasıdır bu kitap!
    filmi de ilk duyduğumda aklıma direk bu kitap geldi. özcan alper in filmin ismini bu kitaptan almış olabileceğini düşündüm. filme daha ilk gününde heyecanla gittim ama o beklediğim hali bulamadım. kötü bir film asla değildi, ama sanırım fazla beklenti içindeydim. diana wekil' in söylediği şarkı harici çok da iyi değildi.
    sonuç olarak gelecek uzun sürer kış boyu kara bakarak dinleninilip, uzaklara dalınan bir şarkı dinletti bana...
    http://www.youtube.com/...
  4. ''...
    o günden beri sanırım sevmenin ne olduğunu da öğrendim: atılganca kendi duyguları üstüne "abartmalı" iddialara girmek değil, karşıdakine özenle davranmak, onun arzularına ve ritmine saygı göstermek; hiçbir şey istememek, verileni kabul etmeyi öğrenmek; her armağanı yaşamın bir sürprizi olarak kabul etmek; aynı armağanı ve aynı sürprizi iddiasızca, hiçbir zorlamaya başvurmadan, karşıdakine de yapabilmek. özetle, yalın özgürlük! cézanne neden sainte-victoire dağının her anının ayrı resmini yapmıştı? her anın ışığı ayrı bir armağandır da ondan.''

    (bkz: louis althusser)
  5. özcan alper'in fiyakalı filmidir. evet iyi bir sinema eleştirmeni değilim belki haddim de değil ama hakkında birkaç kelam farzdır. harun-sumru-ahmet üç ana karakterdir.

    harun inandığı değerler uğruna ki çok sevdiği -şiir tadında sevdiği- sumru'yu bırakıp gidecek kadar inanmıştır değerlerine. onu çok fazla göremeyiz ama o hep bir yerlerdedir. adeta gidenlerin türküsünü söylemektedir ve sumru'ya andrey voznesenski'nin kitabını bırakmıştır.

    sumru -hopa'lı ve annesi ile telefonda hemşince konuşacak kadar kendi kültürüne hakimdir- diyarbakır'a ağıt derlemeleri yapmak amacıyla gelmiştir. ahmet ile tanışmış ve ahmet ile aralarında dostluk ve aşk ilişkisi arasında gidip gelen muntazam, tam kıvamında fiyakalı bir ilişki kurulmuştur. bu süreç boyunca bölgedeki devlet güçleri tarafından kayıpların hikayelerini toplamış ve sonuçta yola çıkış nedeni olan kendi kayıp hikayesiyle yüzleşmiştir adeta.

    ahmet, bölgedeki mücadelenin en şaşalı zamanında -90'lı yılların ortası- dicle üniversitesinde felsefe bölümünde okumuş ve sonra sinemaya merak salmıştır. diyarbakır sokaklarında film cd leri satarak yaşamaktadır ve bisikleti vardır ve bisikleti ile diyarbakır sokaklarında gezerken bir tutam özgürlük hissini yaşar ve yaşatır hepimize. ahmet, gidebilmek ile gidememek arasında sıkışmıştır. filmin kurgu ile belgeseli birlikte ve çok kıvamında harmanladığı söylenebilir ve ahmet'in de bir kayıp hikayesi vardır. ama ahmet arada kalmış olup, ne sisteme ayak uydurmuş ne de sistemi bir şekilde reddedebilmiştir, sinema ile kendisine bir hayat kurmuştur.

    şarap içilerek tekrar tekrar izlenmesi tavsiye edilir, çünkü gelecek uzun sürmektedir. müziklerin şahaneliğine hiç girmiyorum ama ne yazık ki iki parça söz konusudur ve sıkıntılı zamanlarda youtube sayesinde dinlenebilir.

    film zaman bakımından da bence kurgu ve gerçekliğe uygundur. takriben ki filmde de geçtiği üzere 2005-2006 dönemlerinde üniversite gençlik hareketinde yer almıştır harun ile sumru. yıl da bir kez de olsa trenle gidilen ankara'daki sendika mitinglerini kim unutmaz.

    unutmadan filmin başında geçen ve sonunda köylülerin anlattığı at hikayesi de unutulmazdır.

    üç ana karakterimizin en sevdiği ve mısralarını ezbere bildiği şair andrey voznesenski den iki mısra ile bitirelim.

    ...
    ne korkunç, bir başına düşünmek şimdi seni,
    daha da korkunç bir başına değilsen oysa...
  6. bugün oturup bir daha izledim özcan abimizin bu filmini. insanlar tartışıyorlar; bir ağıt derlemecisinin türkiye gerçekliğine uymadığını, kürt meselesiyle ilgili film çekeyim derken o siyasallıkta boğulduğunu anlatıyorlar. haklılar muhtemelen. ama ben şu cümleyi düşünüp durdum:

    "savaş birgün biterse kendimize şunu sormalıyız: peki ya ölüleri ne yapacağız? neden öldüler?"
  7. "gezi lice değildir" diyenlere inat, tüm parklarda gösterilse, kürt halkı lice'de neden karakol istemiyor ayan olur herkese.

    ohal'i ve kürt halkının çektiği zulmü bilen bilemeyen, duyan duymayan herkesi etkileyecek derecede hoş bir örgü. şahsım adına, sonbahar'dan daha sürükleyici bir film olmuş.
  8. özcan alper filmi.
    müzikler çok güzel.
    görüntüler harika.
    görüntü yönetmeni şahane.

    ve fakat sumru ile ahmet karakteri ve diyaloglarla ilgili eksik bir şey var. soğuk, mesafeli, içtenliksiz sumru insanı itiyor. diyarbakır'a gideceksin, orada bir arkadaşın olacak, senden de hafif etkilenmiş, gezeceksin, tozacaksın, dayanışacaksın ve muhabbetin davranışların bu kadar sıkıcı olacak. ilişki biçimleri ve diyalogları gerçekçi olmamış.

    bir sonbahar değil. ama izlenmeli.