insanlar, fallara, takvimlerin, yazıların bulunmasından beri ihtiyaç duyuyor.
'' geleceği bilmek ve bilinen olaylara yön verebilmek '' yakıcı bir istek olarak hala insanlığın gündeminde.
bu istek kişiler arasında kahve fincanlarında görülen sorunlar nedeniyle tartışmalara.. aynı zamanda da psikolojik rahatlama, güven duygusu, karşılıklı fikir alış-verişinde bulunma gibi iki insanın birbirine yardım etmesini sağlayandurumlard söz konusu olabiliyor.
altıncı his dediğimiz 5 duyu'nun dışında kalan duyumuz ile -artık ruh mu dersiniz, başka birşey mi bilemem- algılayabileceğimiz bir durumdur gelecek. tabi bunu yapabilmek lafta kolay, pratikte imkansıza yakındır. ancak hiç bir şey imkansız değildir. bu gün için "yok abi olur mu öyle şey" deriz, bir kaç yıla, olmadı bir kaç yüz yıla "ve kıyamet günü nasıl olacak bulundu" diye manşetlerde geleceğin de sonu çıkar...
hepsini geçin, geleceği görebiliyor olsak, kaçınız görmek isterdi gerçekten? sonuçlarını düşünün. insan denen varlık yapısı itibari ile kolay kolay kaldıramaz bazı şeyleri.
kim öldüğü günü, saati, nasıl öleceğini bilmek ister ki?
acaba şu kız açıkma teklif etsem kabul eder mi diye düşünmeden, geleceğe bakıp, "yok lan etmeyecekmiş" diye hayatın tadını kaçırmayı kim ister ki?
meşakatli iştir vesselam. 'atatürk'ün yaptığı şey' olarak öğretilmişti bize küçükken. yapıyormuş hakikaten, orası ayrı konu. geleceği bilmek kavramı ile arasında fark olduğunu düşünüyorum ayrıca. daha bi tahmin etme havası var sanki bunda