sıcak bir yaz akşamı, arkadaşlarla sahilde çilingir sofrası kurup, içip geyik yapmak üzere toplanılmıştır. ilk bir kaç saat herşey süperdi, kadehler tokuşturuluyor, bir muhabbet dönüyor ki sorma. ulan diyorsun her gece bu alemi yapan, göbekli ve bıyıklı amcalar harbiden haklıymış. bir de dansöz olsa şurda, dalga sesleri arasında çıksa masanın üstünde oynasa vallahi para yapıştırırım. her neyse, ortamın da etkisiyle rakılar yuvarlanıyor, şekerli su gibi, anason kokusu bir yanda, deniz kokusu bir yanda, rakının beyaz peynirle uyumu damakları okşuyor. derken ilk şişe bitti. hemen yenisini getirdiler, aynen devam ediyoruz. sonu gelmiyor bir türlü, kaç şişe aldınız lan diyorum etrafımdakilere ama üçüncü şişe bittikten sonra film kopmaya başlıyor bende. tek yapmak istediğim kalkıp eve yürümek ve güzel bir uyku çekmek. sahil bomboş, saat sabahın 4 ü nerdeyse. yürüyüş yolundan güvenlik görevlilerine selam vere vere evime yürüyorum koşar adımlarla. birden yaklaşık 20 metre ilerimdeki kadın dikkatimi çekiyor, bembeyaz giyinmiş, gözleri ışıl ışıl parlıyor gece karanlığında. "gel" der gibi bir hareket yapıyor bana. ona doğru yürüyorum fakat aramızdaki mesafe bir türlü kapanmıyor. kadın hala orda, gelsene diyor. bende salak her gel denilene gidilir mi. ne kadar yürüdüğümü hatırlamıyorum inanın dostlar ama o mesafe bir türlü kapanmadı.
güneşin ilk ışıkları yüzüme vurduğunda gözlerimi araladım, bir de ne göreyim, kumsalda boylu boyunca uzanmışım, sabah yürüyüşüne çıkmış şişman teyzeler vah vah çekiyor. en son hatırladığım o beyaz giyinmiş kadına ulaşmaya çalıştığımdı. sonra kumsala nasıl geldim, orda nasıl sızdım, hiç bir bilgim yok.
(bkz:
bu da böyle bir anımdı)