sunuculuğunu yekta kopan'ın yaptığı,ntv'nin 20 dakikalık kültür sanat programı.hergün değişik bir mekandan seslenir yekta kopan.hergün değişik bir istanbul manzarası izletilir arka fonda.
çocuk oyunu olanı için:
gece dendiğinde hızla sıranın üstüne kapaklanılır bir nevi uyuyor numarası yapılır, çıt çıkmaz.
gündüz dendiğinde hızla kalkılıp olabildiğince dik oturma pozisyonu alınır. geçişleri çok hızlı yapmak çocuklar için önemlidir.
27 haziran 2008 travis istanbul konserinde parkorman'a ayak bastığım anda cnbc-e minibüsünü görünce, arkadaşıma "ulan şu gece gündüz programı her yerde yayın yapıyor...bugün de buraya gelselerdi, travis hakkında birşeyler anlatsaydı yekta abi* olmaz mıydı be..." diye çemkirdiğim ve daha sonra aslında parkorman'a varmamdan yaklaşık 20 dakika önce böyle bir yayının yapıldığını öğrenmemle birlikte beni gerçekten çok fena utandırmış ntv'nin kültür sanat programı...hatta yekta abi programda travis hakkında faydalı bilgiler vermekle kalmamış, ek olarak banu güven bir de travis röportajı yapmış...ayrıca banu güven'in bir de new model army'den justin sullivan ile röportajı var aynı yayında...hakikaten utanıyorum bu programa salladığım için...ve bu giriyle yekta kopan'ı, banu güven'i ve tabi ki ntv'yi bir kez daha tebrik ediyorum...
benim gibi o sırada yolda olduğu için ya da herhangi başka bir sebeple programı izleyememiş olanlar varsa buyursunlar:
yepyeni bir dizidir.
bir heyecan fırtınası. koltuklarımızda hop oturup hop kalkıyoruz seyrederken.
sanki oyuncular "ben mel gibson'um sen danny glover'sın tamam mı?" demiş ve "cehennem silahı" cılık oynamaya başlamışlar. yönetmen de o ara kameraları çalıştırmış. delikanlı jipine atlayıp tekerleklere patinaj çektirdikçe yüreklerimiz ağzımıza geldi. açık arazide elinde silahla saklanarak yürüyüşü, kendini birden yerlere atışları falan... adrenalinimiz pik yaptı. cehennem silahı bok yemiş. ter içinde kaldım seyrederken yahu!
o derece yani.
türk polisiye dizilerin genel kalitesi belli. en son yılan hikayesi ve arka sokaklar faciları belleklerde. o yüzden çekimlerine, senaryosuna falan bok atmıycam ben bu dizinin. hatta settar tanrıöğen gibi bi üstadı kadrosunda barındırdığı için saygı bile duymaktayım. amma velakin, başroldeki esas oğlan fena halde sırıtıyor arkadaşım. tamam karakterler her ne kadar holivud'dan aparılmış olsa da, bi tane esprili ama efendi başkomiser ile yandan yemiş bi fırlamanın hikayeleri anlatılacak olsa da, adam beceremiyor bu işi işte. olmamış, halbuki yakışıklı da bi adam, cuk oturması lazım, izbandut gibi..
diziyi sevmiyorum, izlemiyorum da. izlemiyordum esasında, bugün izleyim dedim. lan başkomiserin kardeşini öldürdüler ağladım valla (hala da ağlıyorum ben nasıl bir insanım bilemedim). adam tam da "sarıl bi kardeşine. sonsuza dek yaşamayacağız ya." dedikten sonra gitti. işte orda sarılsaydı abisi durum farklı olacaktı belki. "belki" belkiler ve keşkeler arasında yaşadığımızı fark ettim bir daha. dizi çok iyi değil, eyvallah. ama ya dedim biz de böyle ölürsek, tam dilimizin ucundayken, tam birine onu ne kadar sevdiğimizi söylemeyi ertelerken, tam birilerinin sevgisini reddederken.. ne kalacak sonra geriye? öğlen öğlen asabımı bozmuş dizidir kısaca, bu kadar ağlak olmak doğru değil sanırım. yine de kardeşim öldürülür mü adam alnının ortasından. tövbe tövbe..
uzun zaman sonra tam bölüm izlediğim ilk türk dizisidir. iki polis arasındaki diyaloglar pek güzel yazılmıştır zannımca. cehennem silahı havası olsundur, lazımdır.
msn de devlet yönetenlerin barındığı dizi..ayrıca şöyle diyalogları da içinde barındırır:
-hamileyim
-aa inanmıyorum(karnını göstererek) hani burdamı?
-(yok anasınısatim kordona kadar gitti gelir şimdi)
sarp levendoğlu nun yönetmeye başlamasıyla çekimlerin bir garipleştiği dizi. gereksiz yakın çekimler var ve o kadar sık ki insana fenalık geliyor; sürekli bir yakın bir uzak beklemeye başlıyorsunuz. olur olmadık yerlerde adamların ağzının içine kadar görüyorsunuz. saçma yani.