kelebek etkisine yol açan eylem. geç kalınca koşarsınız. koşunca terlersiniz. terleyince hasta olursunuz. hasta olunca haftaya hiçbir yere çıkamazsınız. dolayısıyla da hiçbir yere geç kalamazsınız. bir tür geri besleme de söz konusu yani. tabi bunlar kimsede cep telefonunun olmadığı yıllarda gerçekleşiyordu. şimdi, "abi ben beş dakika gecikecem" deyip taşaklarımızı sallaya sallaya yürüyoruz.
koşma artık.. bir anlamı yok telaşının yolu yarıladım ben. yeni değil bu karar çok oldu kafamı kurcalayalı.. baktım , seyrettim seni günlerce.. nasıl olur dedim aynı yatakta aynı yastıkta iki insan nasıl bu yakın.. nasıl bu kadar uzak...
korktum ben bu yeni halinden korktum o bakışlarından.. anlamadın.. zamanı durdurmak istedim olamayacağını anladığımda çaresiz kaldım yine sustum yine anlamadın...
ama ben anlamıştım.. akrep ile yelkovanın yerini değiştirmekle geri alınmıyor zaman.. sonra her sabah çalan alarmı ertelediğin geldi aklıma onu ertelediğin gibi ertelemiştin beni de.. ama gücüm kalmamıştı senin geç kalışlarına şahit olmaya yapamadım dayanamadım daha fazla.. bu kez geç kaldığın bizdik çünkü eski telaşından eser kalmamıştı anlamıştım, kırılmıştım çok sabrettiğimi farketmiştim.. onun yaptığını yapma dedim kendime.. madem bir karar verdin erteleme.. kapının koluna uzanma cesaretini buldum kendimde daha fazla düşünmedim çektim çıktım..
şimdi koşuyorsun ya ardımdan boşuna bu telaşın.. "anlayamıyorum" diye bağrıyorsun ya anlatacak olan ben değilim sana.. savurduğun takvim yaprakları, duvarda ki saatler, ellerimde ki hayal kırıklıkları en iyi cevaptır.. anlayana..
tanım : bazen farkında olmadan zamanı kaçırmaktır.
başka şehirlerde, başka bedenlerde yaşamaya çalışırken, her dakika ve her saniye hatta; başka bir bedeni çılgınca arzulamaktan daha cevval olmayan bir edimsel avuntudur.
elimi son defa uzatıyorum ateşe gelmez misin diyen adama, gelememki çoktan yandı elim birinin elinde diyen ben.. çoktan duymamam gereken sözleri duydum, çoktan teklif var ısrar yok diyen msafirperver umuda nazik bir hoşçakal dedim. elin titremesi heyecandan belki, bu özlemek değil tutku dediğin gibi.. aynı şehirden iki ceset çıkmaz benim olan ve sen orda kal dedim, sen orda kal hep benim umudum olan..
neden bu kadar geç geldinki? belki ben erkenciydim haklısın belki ben.. erkenden dünyaya geldiğim
gibi erkenciydim hep. zamanı, sırayı beklemeyen, her kuyrukta hadi be kardeşim işimiz gücümüz
var diyen, yelkovanı akrebe yeğleyip hızına hayran kaldığım, sabırsızlık telaşının sahibi ben,
suç senin değilki.
"gemiyi uzaklara sür geceleri ve bir yere bağla" ve ekledin "başka türlü olmaz hayatta ne
yaşamışsan yaşa bunu yap"..
hayat pollyannanın söylediği kaltakça yalanlarla gülmekti, puştu insanın kendi hayatının yine kendiydi.
ne bok yerse yesin kendisine dolanır insanın ipliği . bilki bunları bildiğim bir vakitte geldin hayatıma
ama çok geçti. ben senden önce geldim, başladım beklemeye, sen gelene kadar ip gibi süzülen her
damlaya geçer deyip gitti herkes. bir tanesi geçmeyecek bilirim ama umudun olurum dedi. sen çok
geç kaldın, çok geç.
elimi değdirdiğim suların sıcaklığı, öleceğini bile bile umudumun atladığı her ateşin soğukluğu,
eksiklerinin neler olduğunu senin olmam adına sorduğun her bir sorunun cevabı neki?
cevapları aramayalı çok oldu, ozaman hiçbir soruya cevap bulamayıp neden diye sorulan anların
bir tekrarı yaşanmasın diye aldığım gard. sana ithafen değil bu, hiçbir kitaba ithafla başlamamalı
bir insan,
hiçbir aşka da bir kişiye ithafla başlamamalı insan, gün gelir
umudum ol dedirtir, kitabın içeriği başka kapağı başka olur.
geç kaldığınız şeye/duruma göre farklı sonuçlar doğurabilen, doğurmakla kalmayıp bedellerine de katlandırandır.
bundan bi kaç yıl önce yaşamam gereken bir şeye geç kaldım ve şimdi radyoda aynı şarkı çalıyor. beni öpene yalan söylüyorum. kırmızı ışıkta durma diyorum. korkuyor. sanırım sızıyorum. ıslaklık..!