türk tiyatrosunun en yetenekli isimlerinden olan, bir diğer tiyatrocu gönül ülküile evli, şaşkın ve telaşlı hallerini izlerken gülmekten öldüğüm büyük tiyatrocu ... (bkz. hüsnü kuruntu)
yılların dublaj sanatçısı, seslendirme yaptığı bazı filmler:
siyah beyaz filmlerin unutulmaz oyuncusu suphi kaner'i
hababam sınıfı'nın gözleri az gören akil hocası akil öztuna'yı
tosun paşa filminde tellioğulları'nın reisi akil'i bu usta sanatçımız seslendirmiştir, 60'lı ve 70'li yıllarda bilfiil dublaj yapan sanatçımızı sevgi ve saygı ile anıyoruz.
muhtemelen yine öldükten sonra hakkında 100 giri girilerek ah ne kadar büyüktü, ne kadar yüceydi, enfesti, ben bu adama bayılıyordum geyiği yapılacak olan tiyatro sanatçımız. yaşarken ise yine değeri anlaşılamayacaktır bunun da farkındayız. kimileri cemalini görünce hiddetlenecek, kimileri edebiyat derslerinde okutulacak türden benzetmeler yapacak (bkz: kastamonulu vampir) … ama bu ülkede bu var. bunu değiştiremeyiz. kendi sanatçımızın değerini bilmiyoruz. kevin costner türkiye’ye geldiğinde izdiham çıkarıp resepsiyonlara çağırırken nejat uygur ölsün artık gibi beyni alınmış insanın dahi yapmayacağı esprileri yapıyoruz. evet gazenfer özcan’ın talihsizliği de bu bence. türkiye’de sanat yapmak çok zor. düşünsenize hülya avşar’a, petek dinçöz’e de sanatçı diyen bu toplumda gazanfer özcan’a da sanatçı diyoruz. petek dinçöz ve gazenfer özcan… bir düşünün bunu… ama ben sanmıyorum ki o gazanfer özcan üzülsün böyle şeylere. hayatını tiyatroya adamış bir insan, 76 yıllık ömrünün 50 küsür yılını kendi dertlerini unutup insanları güldürmeye adamış bir insan, kendi tiyatrosunu açma çabaları içinde yorgunluğunu unutup harıl harıl çalışıp hastenelere düşen bir insan o. sanmıyorum ki kendini sevmeyen insanların varlığını düşünüp üzülsün. ama benim asıl merak ettiğim ona bu kadar laf eden insanların 76 yaşına geldiklerinde gazanfer özcan’ın yaptıklarının binde birini yapmış olabilecekler mi acaba? muhtemelen olmayacaklar.
ingiltere’de , almanya’da, italya’da 50 yıllık bir tiyatrocuya kral muamelesi yapılır ki haketmiştir de zaten. tiyatro bu. dizilerde sikindirik rollerde 5-10 yıl oynayıp ünlü olabilirsiniz ama 50 yıllık tiyatrocu olmak öyle ne torpil işidir ne de kolay bir şeydir. 50 yıllık tiyatrocu bu adam. her şeyden önce ben bu adama bakarken benim yaşamımım 2 katı kadar yıllık tiyatro tecrübesini görüyorum.
ama beğenmeyebilirsin gazanfer özcan’ın oyunlarını ya da hepten tiyatrodan uzak bir insan olabilirsin bu nedenle gitmeyebilirsin bile oyunlarına ama bu kadar uzaksan bari saçma sapan laflar etme. unutulmamalı ki bu adama bugün burada laf edenlerin yer aldığı meyve ağacı, bu adam tiyatroya başladığında henüz ortalıkta yoktu.
yıllar yıllar önce mütevazı bir sahil kasabasında kuzenim sayesinde tesadüfen tanıştığım tiyatrocu. böyle şeker böyle sevimli bir adam olamaz. yalnız, tanışmayı takip eden dakikalarda sarfettiği "yanaklarını sıkmaya kıyamam gel parmak basayım" cümlesi, hatta hatta akabinde ciddi ciddi yanağıma parmak basması, aile içinde türlü türlü geyiklere sebebiyet vermiştir. sağolsun sayesinde yıllarca parmaklandı yanaklarım.. (böyle anlatınca bir sevimliliği kalmadı hatta pek de iğrenç oldu sanki..)
bu adamın oyunculuk personasını sevmeyen, görüntüsüyle ilgili çağrışım şakası yapan kişiler zaten adamın tiyatro kariyerini hiçe sayan, tiyatroya gitmeyen, sanatın ne olduğundan bihaber, hayatı boyunca bir baltaya sap olamayacak demetakalıncılarmış. bu haberi alınca rahatladım, aklı başında adamın yapacağı iş değil çünkü. çok süper adam gazanfer özcan. brad pitt'e benziyor, adriana lima'ya göz kırpıyor. onu geçtim bir kere bizden önce doğmuş. süper olay. sevmeyen ölsün. nejat uygur ölmesin.
norveç'te bir oyuncunun personasını sevmemek veya hakkında şaka yapmak ile onu şahsen sevmek veya kariyerine saygı duymak arasında bir bağ bulunmuyormuş. işadamı, vampir veya fahişe oynamanın da saygınlıkla bir ilgisi yokmuş. ne oyuncular ne de sevenleri alınıyormuş böyle şeylere.
sene 1946 (gazanfer özcan 15 yaşında) gazanfer özcan ilk kez tiyatroda rol alıyor ve sene 1998 gazanfer özcan (52 yıl sonra) devlet sanatçısı ilan ediliyor.
sene 1965 anthony hopkins ilk defa tiyatroda (anthony hopkins 28 yaşında) ve sene 1993 (28. sanat yılında) ingiltere'de kraliçe tarafından şövalye ilan ediliyor.
türkiye’de sanatçı olmakla avrupa’da ya da amerika’da sanatçı olmak arasındaki fark bu…
hemen atlayanlar olmasın diye söyleyeyim anthony hopkins dünya'nın en iyi drama oyuncularındansa eğer gazanfer özcan da onandan aşağı kalmayacak bir yetenekte komedi oyuncusudur.
bu konularda çok araştırma yaptım ama tiyatrocuların vampirlere olan bezerliğinin karşılaştırıldığı bir site ya da dergi göremedim. eğer onlarla ilgili de bir bilgi ulaşırsa eğer elime, bir tiyatrocuyu eleştirmek için en önemli kıstas olan vampir benzerliği konusuna da değinmekten çekinmeyeceğim.
ama ondan önce magazin forever tadında yorumları da bir kenara bırakmak gerekir. tiyatro eğitimi almış değilim, tiyatro kitaplarını yalamış yutmuş biri de değilim ama ben bir tiyatro oyuncusu hakkında yorum yapacak olsam kaç yıllık tiyatrocu olduğuna bakarım. ya da ne bileyim daha önce kimlerle oynamış bunlara bakarım, hangi oyunlarda oynamış bunlara bakarım... evet kaç yıllık tiyatrocu olduğuna bakarım bir tiyatrocunun kimse kusura bakmasın. çünkü tiyatro bu, sinema gibi değişik özelleklerinizi ortaya çıkararak yeteneğinizi örtüp 50 küsür yıl sahnede kalamazsınız. yoksa diziden diziye koşan kıvanç tatlıtuğ kardeşimiz tiyatromuzun en büyük isimlerinden olmaz mıydı? ya da necati şaşmaz? gerçi onlar da vampire benzemiyorlar oradan belki kurtarırlardı durumu...
evet ben daha önce kimlerle oynamış diye bakarım tiyatrocu. çünkü eğer kendi döneminin en iyileriyle oynamışsa, bunun için seçilmişse bu vampirlerle olan arkadaşlığından değil yeteneğindendir.
evet ben hangi oyunlarda oynadığına bakarım tiyatrocunun...afife jale ödülü almış mı bakarım... şehir tiyatroları tarafından ödüllendirilmiş mi? bunlara bakarım. hani tiyatro oyunlarına ve oyuncularına verilen ödüller hakkında da çok geniş bir dağarcığım yoktur ama bildiğim 3-5 ödüle bakarım yine de.
ama vampirlerle olan ilişkisine, tipinin vampire benzeyip benzemediğine bakmam... bir tiyatro oyuncusu ya da bir yazarı ya da bir şarkıcıyı tipiyle yargılamam. norveç’te ise durum biraz farklı tabii; onlar bir tiyatro oyuncusu seçerken vampire benzememesini kıstas alıyorlarmış... oyun kabiliyeti, sahne duruşu mu? ne gerek varmış norveç'te... çünkü bir tiyatrocuyu eleştirecek en mantıklı konu tipi ve vampirlere olan benzerliğiymiş orada. 23-29 ekim 2006 tarihlerinde norveç'te kristiansen denen kasabada genç seyirciler için toplanan assitej ( uluslararası çocuk ve gençlik tiyatroları birliği ) ve hilldesheim üniversitesi'nin akademisyenleri tiyatroya ilişkin tartışmaların, gösterilerin, bölgesel toplantıların, proje değerlendirmelerin ardından şu sonuca varmışlar: "tiyatro vampire benzeyenlerin sanatı değildir. ayrıca bütün dünya çapında, bundan sonra bir tiyatrocu hakkında bir şey yazılacaksa bu yazıda oyunculuğu hakkında tek bir kelime bile yer almamalı, bunun yerine kastamonulu bir vampirle alakalı olan şeyler yazılmalıdır".
sonradan eklenen bilgi: norveç'li tiyatroculara belki vampirlerle ilgili görüşlerini belirtmek isteyen olursa diye sonradan aklıma gelen bir öneri http://www.tiyatrom.com/... ... konular arasında göremedim ama mutlaka değinecekler. gidin dinleyin adamları garanti veriyorum vampirlerden bahsedicekler.
bence de bir tiyatro sanatçısı hakkında bu kadar asılsız ithamlarda ve saygısızca benzeşimlere dayalı espriler üretmekte büyük saygısızlık var. kimin ne haddine gazanfer özcan beyefendi gibi oyunculuğu tartışılmaz bir oyuncuyu vampirlere benzetmek? onun fiziksel görünüşü üstünden prim yapmaya çalışmayı ve aramızdan bazı şuursuzların güleceği bir espri için ortak değerlerimizi böylesine ucuzca harcamayı kınıyorum.
ayrıca gözden kaçırıyoruz ama kastamonulu vampir derken sanki vampirlerin kastamonu'da çok olacağı gibi bir alt mesaj da okunuyor. kastamonu gibi sarımsağı ile ünlü bir şehirden vampir çıkacağını iddia etmek hem vampirler hem de kastamonu hakkında hiçbir şey bilinmediğinin göstergesidir.
bence bir tiyatrocunun halka karşı sorumlulukları vardır ve vampir olamaz. bu yüzden ben bir tiyatrocuyu eleştirirken önce vampir olup olmamasına bakarım. müşfik kenter bir vampir olsaydı da bu günlere gelirdi mi dedirtmek istiyorsunuz insanlara? asla katılamam. gazanfer özcan da bir vampirse herkesin bunu bilmeye hakkı vardır.
anthony hopkins'in dracula filminde saplantılı bir vampir avcısını oynadığı gerçeğinin görmezden gelinmesini ise aklım almıyor. dalga geçer gibi...
eğer gerçekten vampir ise hak ettiği değeri ülkemiz koşullarında hiçbir zaman göremeyecektir. kalbine kazık falan çakılırsa belki.
işte bu yüzden gazanfer özcan'ı sarımsağı ile ünlü kastamonu'dan çıkan bir vampire benzetmek, onun ülkemiz için ne kadar biricik ve değerli olduğunu vurgulamanın tek yoludur.
gazanfer özcan'ı karalamaya yönelik iddialar giderek artıyor. yakında şöyle bir mail alırsam şaşırmayacağım:
"fw: gazanfer'in gerçek yüzü
sevdiğimiz, alkışladığımız tiyatro oyuncusu gazanfer özcan'ın gerçekte tam dört yüz yaşında, baltazor adında bir vampir olduğunu biliyor musun? özcan'ın avrupa yakası'nda giydiği askılı pantalonlar da ünlü vampir firması lc waikiki tarafından sağlanmakta. özcan'ın pantalonunu boğazına kadar çekmesinin sebebi de vücudunu kaplayan kadim sembolleri gizlemekten başka bir şey değil. bu mail'i on kişiye gönder, kapına kastamonu sarımsağı as, gölgelerden uzak dur."
ne acı değil mi? değerlerimizi vampirlikle, kurtadamlıkla suçlayarak nereye varmak istiyoruz acaba? ünlü ingiliz oyuncu anthony hopkins'in tanınan bir mağara trolu olmasına rağmen kraliçe tarafından sir ilan edildiğini ve kendisine cornwall'da elli dönüm arazi verildiğini, her yıl bir bakire gönderildiğini bilmiyor muyuz?
"dostlarımız, arkadaşlarımız birer birer gidiyor. sırası geleni öbür tarafa uğurluyoruz... samimi söylüyorum, bazen o gidenlere özenmiyor da değilim!"
demiş tiyatrocu...
boyun damarlarındaki tıkanıklık sebebiyle yoğun bakımda tutuluyormuş allah şifa versin....
sol frame'de görünce 'allah'ım lütfen ölmemiş olsun' dediğim ama maalesef kötü haberini aldığım büyük tiyatrocu. sütçüoğlu muhallebicisi sahibini kaybetti.
acısını anlam veremediğim bir şekilde yüreğimde hissettiğim insan. kendisinin oyunculuk yönünü övecek kadar bilgili değilim, sadece sempatik bir insan ve işinin ustası olarak bildim hep. hürriyet'in ana sayfasına girdiğimde gördüm vefat ettiğini, ve koca bir " hasiktir " çektim. çoğu insanın, ünlünün, ünsüzün ölümüne tanıklık eden ben, bu kadar derin bir üzüntü duymamıştım şimdiye dek.