gaudi 

adana çık aradan

  1. the alan parsons project'in 1987 tarihli onuncu stüdyo çalışması. isminden de anlaşılacağı gibi albüm neogotik mimarinin en deli üyelerinden dünyaca ünlü ispanyol mimar antonio gaudi'nin hayatı ve çalışmaları üzerine hazırlanmıştır. grubun albümleri içinde orkestrasyonun en başarılı kullanıldığı albümlerden biridir. 80'lerin sonlarına yaklaşıldığı halde önceki iki çalışmasına nazaran yine 70'lerdeki melodik anlatıma geri dönülmüştür. albümün lokomotif parçası la sagrada familia gaudi'nin yüzyılı aşkın bir inşa sürecine sahip dünyanın en büyük katedrali olacak eserini anlatır, şarkının ortasındaki enstrümantal kısım ise insanı yerinden zıplatacak bir sertliğe sahiptir. albümün genel soundunu en iyi yansıtan şarkı standing on higher ground'da vokaller geoff barradale'ye emanet edilmiştir. la sagrada familia'nın melodik teması üzerine tipik alan parsons tarzıyla geliştirilen kapanış parçası enstrümantal paseo de gracia parsons'ın kataloğundaki en sağlam orkestrasyona sahip enstrümantallerden birisidir.

    1. la sagrada familia
    2. too late
    3. closer to heaven
    4. standing on higher ground
    5. money talks
    6. inside looking out
    7. paseo de gracia
    (vikartindur, 05.07.2006 15:00)


  2. 5. nesil güzel girilere sahip yazar.
    (shira, 02.04.2008 21:25)
  3. toplumda toplumsal amnezinin had safhaya ulaştığı, yapanla bozanın birbirine karıştığı; sözlükte, batıysa hangi batı, doğuysa hangi doğu sorularının cevaplarını vermeye başlamış; istifade nazarıyla okunması gereken yeni nesil yazar.

    hoş gelmiş.
    (sözsihirdir, 07.04.2008 13:05)
  4. yaklaşık bir saattir girileriyle meşgul olduğum yazar. gerçi henüz 57 girisi var ancak o kadar harika bir üslubu var, o kadar güzel yazıyor ki dönüp dönüp tekrar okuyorum. ellerine ve yüreğine sağlık hocam, saygılar..
    (doğunun yedinci oğlu, 30.04.2008 16:39)
  5. (bkz: çölde bir vaha gibi)
    (lord of the words, 03.05.2008 15:25 ~ 15:26)
  6. ''herşeye rağmen ve de hiçbir şeyden dolayı mutluluk duymak ya da hüzne gark olmak'' bilincini yadsıyan bir ademoğlu. zira, hayatın amaç olduğu demde, onu araç olarak kullanmak insanın aklına gelmez. yaşamperver bir hale bürünen insanın sınırları yerçekimi yasalarına tabi olan dünya, olmadı en fazla basit kuantum karmaşasıyla haşır neşir olan evren ile kısıtlanır. bu da sonsuzluğa ulaşma kudreti olan hilafet makamı için, beyhude oyalanmaktan başka bir anlama gelmez. bununla birlikte, bütün hikaye burada anlatılmış olamaz. öte tarafa da birşeyler saklanmalı. başka bir algıyla çok daha fazla sırra vakıf olmayacak isek, bu aperatifin de pek bir manası kalmayacaktır. bu yüzden, yerkürede mutlu olup-olmamaktan birini seçmek zorunda değiliz. bu seçimi yadsımak, kainata kayıtsız kalmak değil, bilakis onun hakkında daha fazla tefekkürde bulunma yolunu açmakta.

    yaşamaktan keyif alma durumu, toprağa girmeyi yadırgamaya evrildiğinde, insan üzerinde hak olan ödevden de feragat etmiş demektir. yaşamayı bir zaruret olarak gören kişi ise farklıdır. o, kendisine verilen rolü oynama telaşındadır. bu yüzden gülmesi de, üzülmesi de oyun olarak addettiği hayatın gereğidir. zira, bu tepkileriyle, oyunun içindeki sahnelerin hakkını vermeye çalışmaktadır. suflörü vicdanıdır, nefsi rolü unutması için uğraş verir. bu git-gel içinde mutlak bir konstantrasyon sağlamak durumundadır.

    ancak yaşamayı gerçeklik olarak algılayan kişinin durumu yukarıdakinden farklıdır. o, ''bir kere gelinen hayatı, herşeyiyle yaşama'' telaşı içindedir. onun kahkahası da üzüntüsü hakikidir ve bunları rolün gereği olduğu için yapmaz. zira o, her dirhemi mutlak bir mizah barındıran oyunu oynamaktan vazgeçmiş, sanal bir gerçekliğe aldanmıştır. evet, dünyaya bir kere gelmiştir ve başka dünyalar, hikayeler, algılar ötesi bir amaç, bir kurgu yoktur onun için. bu yüzden dünya ona gerçek, rol yapanlara ise bir sahneden ibaret haldedir. ölmek, tek gerçeğinin sona ermesidir. gerçekliği ötelerde arayanlar için ise hikaye, toprağa girdikten sonra başlamaktadır.
    (gaudi, 08.05.2008 00:09)
  7. kaliteli ve son derece sağlam argümanlarla yazılar yazan bir yazar. dimağında şekillenmiş en değerli düşünceleri geyik etkisini iliklerine kadar sindirmiş sözlük aleminin içinde kelimelere döküyor. zaman zaman ortaya attığı fikirlerin zıddında fikirlere sahip olsam da dile getiriş tarzı bakımından takdir edilmesi gerektiğini düşündüğüm ve takdir ettiğim yazardır.
    (bulanti, 10.05.2008 23:56)
  8. keşfetmenin ruhani noktalarının güzel ayrıntılarını barındıran bir yazar. bu sadece bir gözlem tabii ki. her dem okuduğumda içindeki duygunun tanıdık olduğunun hissedip, beyoğlu'nun izbe bir barında alkol aldıktan sonra yağmur eşliğinde istiklalde paça ıslatmayı sevdiğim duyguya hitabet yeteneğine şahit olmanın mutluluğunu yaşatıyor yazdıkları ile. tanımam etmem. ya da siktiret, tanırım işte. tanıdım bunun gibi adamları. mutlu oldum. çok...

    ruhanileştirilmek o kdar kolay değil. güzel dış etmenlere sahibim.
    (ruhanileştirilmiş, 15.05.2008 18:19 ~ 16.05.2008 01:59)
  9. ''her an gönle başka bir fikir gelir. fakat bu, kendinden değil, başka bir yerdendir.''

    üstad mevlana.

    vamos bien!
    (ruhanileştirilmiş, 28.05.2008 01:52 ~ 29.05.2008 02:40)
  10. dünyalar tatlısı annesinin yaptığı tavukları yarım yamalak yiyen yazardır. sonra da nimet ile alay etmekten bahsederek basiretsizliğini ortaya koymuştur. başından aşağıya dökülen bira çok da iyi etki etmedi sanırım.


    bodrum, bodrum...
    (ruhanileştirilmiş, 11.06.2008 15:10 ~ 15:10)
  11. nickaltımdaki giriye ithafen kendi nickaltımı kendi nickaltına yazdıran\ yazdırmak zorunda bırakan yazardır. iş bu nickaltı şöyledir;

    bir anlık dedikodunun kurbanı olmuştur asında. o buz gibi birayı lost dizinin karakteri sayid'in saçlarına benzer saçlara sahip olan arkadaşının saçlarına dökerken tek düşüncesi bir fön, bir maşa, bir düzleştirici etkisi olsun diyedir. iyi niyet kurbanı olmuştur. çünkü en acar hatunların olduğu barlara girme konusunda sıkıntı çekmişlerdirler o çok sevdiği arkadaşı yüzüden. gerçi sayid gaudi sayedinde ''sheakers'' adlı elit mekana göt baş sallanılmıştır ama o ayrı bir husus. içindeki hümanizm bazen başına bela açmaktadır ve umut sarıkaya'nın ''hayvansın rıza'' repliği ile karşı karşıya kaldığı çok olmuştur.

    hayır efendim. hayvan değilim. sadece çok sevdiğim arkadaşarımın ruhani durumlarının selameti için fedakarlık yapmaya çalışan bir insanım.

    özledim istiklalde paça ıslatmayı.
    (ruhanileştirilmiş, 11.06.2008 16:10 ~ 22:02)
  12. içinden don giymeyen yazar. vıyıl vıyıl.
    (ruhanileştirilmiş, 21.06.2008 00:51)
  13. hayatın hiçbir kademesinden hiçbir kulvarda ''en'' olamamış yazar. birçokları da belki öyle, ama insan böyle durumlarda kimseyi düşünemez olur. zira, tek gerçekliğin kendi olduğunu kanıksayan birey yer küre üstünde yapayalnız vaziyettedir. etrafında bir hayat döngüsünün olması bu durumu değiştirmez.

    lise yıllarında gitar çalmaya başladım. üniversitede 4. senem ve hala bir adım gitmiş değilim. oysa santana'ların, vai'lerın olduğu bir dünya ile haşır neşirim. hiç olmadı bronks'ta çalan amatör grupların emsal teşkil ettiği bir memleketin havasını teneffüs ediyorum. ben hala evde bir kaç gam ile mastürbasyon yapmaktayım. olsun.

    öğrenim gördüğüm hiçbir okulun futbol takımının ilk onbirine giremedim. oysa ne de teknik zannedderdim kendimi. çatalın ucunu mesken tutmuş örümcekleri niceleri rahatsız etmişliğim olmuştur. kimse bendeki cevherin farkına varmadı. ya benden yapılıları kanatlarda yer buldu kendine, ya da tazı gibi koşanlara yetişemedim ben yıllardır. olsun iyi top sektiririm yine de, lakin mahalle rekoru bizim arkadaşta hala.

    budizme, tasavvufa, hakikat ehline, irrasyonal dünyanın sayısız duayenine taktım kancayı bir ara. hümanizmdi, hoşgörüydü, olmadı dogmatik öğretilerdi hepsini irdeledim. taksim'de sabahlıyorum hala, bir adım ilerleyemedim. oysa; insan yobaz da addedilse bir işte zirve olmak istiyor. bu kulvarda da birşey olamadım.

    bbg, akademi türkiye, vs. herhangi bir yarışma programında kişiliğimi afişe edip ''porno''ya alet olmayı hayatım boyunca aklımın ucuna getirmedim. bununla birlikte milyonlarca insan arasından ilk 15'e 10'a bilmem neye kalma liyakatine de sahip olamadım böylece. çok da önemsemedim. milyonlarınn önünde onla bunla didişip kıt felsefesini insanlara anlatmaya çalışanları hala eleştirir, itin götüne sokarım. pişman değilim.

    yakışlıklı değil ama sempatiklerden oldum her daim. şüphe yok; akmasa damlıyor ancak bu durum ''başarılı olma'' mevzuuna dahil değil. yakışıklı olmak da hakeza. önemli değil; hayatım tonlarca kızın arasından ''bir tanesini'' yer yüzüne çıkarmaya uğraşmakla geçti. bu uğurda birkaç kez başarılı olmakla birlikte çoğunun sonu hürsanla nihayetlendi. içimde birşeyler kaldı anlayacağınız. sinem çok güzeldi!

    kafayı 38'e bölüp hepsinde nihayete erme ümidiyle yaşadım yıllardır. bu halde 38de bire ulaşmak dahi çok zor. zira ego, hepsini sonsuz bir açlıkla arzularken, aynı yandan hiçbirinde başarılı olmamanı sağlayarak, her daim kedi mevcudiyetini korumaya çalışıyor. insan ne egosuz yapabiliyor ne de nefsi insanı kendinden soğutacak basit bir hata yapıyor. beyin darmadağın, kalp izinde. allah sonumuzu hayır ede!
    (gaudi, 22.06.2008 02:13)
  14. (bkz: antonio gaudi)
    (guanoapes, 22.06.2008 02:34)