bir zach braff filmi. başrolünü natalie portman la paylaşıyor ki sormayın gitsin. göğüs kafesini ortadan ikiye yarıp sonsuz derinlikte bir kanyon oluşmasına sebebiyet veren bu şaheser, aynı zamanda da beni anlatır.
sıcacık bir film.. oldukça başarılı.. annesinin ölümü üzerine 9 sene sonra doğup büyüdüğü yere geri dönen andrew'in 4 gün içinde başından geçen olayları ve kendini bulma çabalarını anlatan bir hikayesi var.. zach braff ve portman'ın iyi oyunculukları ile birleşince ortaya şahane bir eser çıkmış.. öyle ki portman'ın oynadığı samantha karakterini böyle avucumun içine alıp, sıkıp ufacık yaparak kalbimin içine sıkıştırma isteği doğurmuştur bende..
ayrıca filmin içine zekice sıkıştırılmış harika espriler mevcut.. bunları farkedip eğlenmek size kalmış.. çok iyi..
önceden sinema seyircisi normal olarak adlandırabileceğimiz sahneleri gördüğünde sıkılır,büzülür,oturduğu koltukta bir o yana,bir bu yana hareket değişikliği yaparak çeşitli haller alır,içinden de derin bir "of" çekerdi.çünkü insanlar sinemaya görmedikleri şeyleri görmek için,hayal dünyalarını kuvvetlendirmek,iki kahkaha atıp gülmek,hatta "oha falan olmak" için gelirdi(piyasa yapanlarda var tabi.onları saygıyla anıyorum burdan).fakat gelin görün ki amerikan bağımsız sineması şeklinde adlandırılan bi imaj bu tabuları yıkmış,hayatın kendisini sinemaya yansıtarak yeni bir akım yaratmıştır.işte garden statede bu akımın bir parçasıdır.
film tamamen basit bir senaryo üzerine oturtturulmuştur.süper bir kurgusu ya da senaryosu yoktur.fakat ne olmuştur?film iyi oyuncular üzerinden ön plana çıkmıştır kanımca.şöyle düşünelim:sanki film oyuncuların kısa film deneyimlerinin bir montajı gibidir.filmi izledikten sonra kendime sordum:bu kadar normal bir filmi,yani senaryosu olsun,kurgusu olsun,türü olsun gayet normal olan bir filmi neden bu kadar çok sevdim?çok sevdim çünkü oyuncuları iyiydi ve bununla birlikte film olağan,gerçek olaylardan oluşmaktaydı.zach braff filmde gayet normal delikanlı bir genci birebir oynamış.bir yanda neonun matrix reloadedda sergilediği uçan kaçar tekmelerini,havada süpermenlik yapışını düşünerek keanu reeves'in oyunculuğunu düşünelim,diğer yanda da zach braff'ın garden state filminde sadece sahnelerde görünmesine,mimiklerine,söylediği cümlelere göre oyunculuğunu düşünelim.demek ki neymiş?insanlar artık gerçek,birebir yaşamın içinden kopmuş karakterleri daha çok seviyor.hele bir de bunu güzel oyuncularla süsleyip film yaparsınız bayılıyorlar.hatta imdb denilen sitede bu filmleri top 100lere sokuyorlar.
garden state tabiki tam anlamıyla bir gerçeklik çemberi etrafında dönmüyor.filme biraz da komedi aşılanmış.ufak espriler çoğu sahneye serpiştirilmiş.bu espriler dahi hayattan kopma replikler.zach braff bi sahnede espri yapıyor,ordan natalie portman gülüyor,sonra birbirlerine bakışıyorlar...işte seyirci bundan etkileniyor.doğal,gerçekçi olayların hafif romantizm havasında önüne gelmesinden hoşlanıyor.sonuç olarak garden state zach braff'ın 4 gün içinde yaşadığı olaylar sonucunda kendine gelmesi,hayata karşı yeni bir bakış açısı kazanması ve natalie portman gibi bir güzelliği bu kısa sürede kapmasını anlatıyor bize kısaca.
not:film korsan vcd sektöründe "gizli bahçe" olarak türkçeye çevrilmiş.burdan her garden kelimesini görünce gizli bahçe yazan kalemlere teessüf ediyorum.yuh!
coldplay'in beautiful world adlı şarkısının girişi ile tüylerimin diken diken olmasına sebep olmuş gerçek aşkı gösteren film.
insanın sımsıkı sarılası geliyo
zach braff filmin aynı zamanda senaristide, aslında filme başlarken elinde kendi hayatı ile ilgili küçük küçük hikayecikler mevcutmuş ama bunların birleşmesinden çıkan sonuç süper olmuş.
zach braff'ın dehası. yönetmenliği olsun, kendi seçtiği müzikleri olsun, senaryosu olsun inanılmaz. 80 lerde doğanların hayat hikayesi resmen. scrubsda severdim, şimdi saygı duyuyorum kendisine.
soundtrack parçalarından özellikle "let go" adlı parçanın hastası olunmuştur. bence imdb deki listeye bakılıp hepsi indirilmeli ve tekrar tekrar dinlenmelidir. (kaç aydır dinliyorum hala sıkılmadım.)
zach braff tan beklenmedik derecede iyi bir performans ve yönetmenlik başarısı, natalie portman'ın "şirin kız" tiplemesiyle "canım canım" dedirten harika film. "bir zach braff filmi" deyince karizmatik yönetmen ismi gibi "aa nerden tanıyoduk lan" düşüncesine kapıldım. genç ve çok iyi işler başarabileceğine inandığım birisi artık gözümde. frou froudan let go isimli parça filmin en can alıcı noktasında harika bir şekilde kullanılmış. bu şarkı fragmanda da baştan sona kullanılıyor, filmden sonra fragmanı izlediğimde tüylerim diken diken oldu. filmde bir "motherfucker" esprisi var ki, yarıyor.
"writer-director zach braff has a genuine filmmaker's eye and is loaded with talent" filme güzel bi eleştiri olmuş.
çok iyi olmayan ama çok sevdiğim film.hastanedeki bekleme salonunda new slang dinledikleri sahne en güzel sahnedir bence.müzikler kusursuzdur.zach braff samimiyetle sunmuştur..
hepimiz kendi yalnızlıgımızda boğulmaktan cevremizdeki sıradanlıkların arkasında saklanmış güzellikleri farkedemezliğimizi ve aşktan ne kadar da uzak durup koptugumuzu hatırlatan film.. zach'in oynadıgı karakterse beni kendisine hayran bırakmıştır.ayrıca filmin soundtracki ise apayrı bi güzellik..
it is a film that speaks to an entire generation. 1947's "the best years of our lives" spoke to our grandparents. "the graduate" spoke to our parents. "fight club" spoke to our older brothers working dead-end jobs in the 90's. but it is with the arrival of "garden state" that our generation is spoken to, those of us born in the early-mid 80's who are in our late teens and early twenties trying to make it by in a environment that seems all at once to strange and yet so familiar.
gerek zach braff'ın kendi hayatını samimi bir dille anlatmasıyla, gerek senaryosunun büyük bir kısmını kolej yıllarında yazmasıyla, gerekse, bir çok insanın, yaptığı şeylerden duyduğu pişmanlığa, daha da önemlisi, yapmadığı şeylere duyduğu pişmanlığa dokundurmasıyla mükemmel bir film.
sountracki su sarkılardan olusur:
1. coldplay - don't panic
2. the shins - caring is creepy
3. zero 7 - in the waiting line
4. the shins - new slang
5. colin hay - i just don't think i'll ever get over you
6. cary brothers - blue eyes
7. remy zero - fair
8. nick drake - one of the these things first
9. thievery corporation - lebanese blonde
10. simon and garfunkel - the only living boy in new york
11. iron and wine - such great heights
12. frou frou - let go
13. bonnie somerville - winding road
sarkıların hepsi birbirinden guzeldir,insanı rahatlatır,zihnini boşaltır.herkesin dinlemesi gereken albumlerin birtanesidir.
öncelikle herkesin beğenemeyebileceği bir filmdir. zevkler ve renkler tartışılmaz olayının dışında bu kanıya varmamın sebebi ise bir ay önce filmi ilk izlediğimde "bu ne lan " demem, ama bugünlerde hem andrew(zach braff) hem de samantha'nın(natalie portman) durumlarının karışımı bir ruh hali içinde olmamın verdiği etkiyle ( ki filmin sonunda çalan let go'ya da ayrı bir parantez açmak gerekiyor, açarak da görevimi yapıyorum) ağladı ağlayacak havaya bürünmem. esas oğlanla esas kızın filmin sonundaki konuşmaları biraz daha uzun sürse eminim ki çöker, hüngür hüngür ağlardım.
"hayatımı sen olmadan daha fazla ziyan etmek istemiyorum".
andrew* bipolar davranış bozukluğu olan, sam* ise epileptik birisidir. film boyunca andrew'ün depresif safhasına şahit oluyorsunuz, özellikle filmin başında beyaz yatakta tek başına yattığı sahne, depresif dönemindeki bipolar bir insanı ancak bu kadar güzel betimleyebilirdi. filmin sonlarına doğru kasvetli hava izleyiciye farkettirilmeden dağıtılıyor ve andrew'ün manik faza geçişine yakın film sonlanıyor. bunda natalie portman'ın rolü büyük. oyunculuğunun yanısıra seyirciye yansıttığı sade güzelliğiyle "şirin" ve "sevimli" sıfatlarını hak ediyor ve andrew'ün sahnelerin köküne işlediği depresif havayı dağıtıyor. bunu yaptığı sırada epileptik olduğunu öğrenen seyirci sam'e daha da bağlanıyor.
filmi bitiren nokta da sam'in seyirciyi depresyondan kurtardıktan sonra andrew'ü de kurtarması.
ayrıca filmin sonlarına doğru bana katılan annemin film hakkındaki yorumu gayet manidardır;
"psikolojik rahatsızlığı olan iki kişi birbirini kurtardı."
işte bence filmin asıl özeti budur.
andrew'ün psikiyatrist olan babası ile yaşadığı sorunları basite indirgediğimizde, durumu baba-oğul ilişkisinden çıkarıp, babanın profesyonellik alanındaki başarısızlığına geldiğimizde annemin yukarıdaki yorumu daha da anlam kazanıyor.