belki ilginizi çeker
  1. · karanlık dünyada bilimin mum ışığı
  2. · karanlık bir dünyada bilimin mum ışığı
  3. · fizikte kuram ve ispat
  4. · tanrı
  5. · cumhuriyet halk partisi
  6. · ben çilek ağacından anlarım
  7. · neşeli ördek tarikatı
  8. · indirgemecilik
  9. · dua
  10. · allah varsa niye bize hiç görünmüyor
gündem
  1. · ismail yk
  2. · günün tek şarkılık özeti
  3. · tahrik edici erkek kokuları
  4. · uykusu olup da uyumayan insan
  5. · annelerin yakışıklı anlayışı
  6. · author
  7. · domuz gribi
  8. · austin
  9. · size anne diyebilir miyim ve beyin fırtınası

garajımdaki ejderha  

 sayfa  / 2
  1. (bkz. karanlık dünyada bilimin mum ışığı)
    (chete, 05.03.2004 21:25)
  2. yanlışlanamaz önermelerin bilim kisvesi altında yutturulma çabalarına verilen bir örnektir. carl sagan karanlık bir dünyada bilimin mum ışığı adlı kitabında kullanmıştır. gayet serbest ve unutkan bir çeviri ile şöyle bir şeydir:

    -garajımda alev püskürten bir ejderha var.
    -a, ne ilginç! hadi gidip görelim.
    -göremeyiz, o görünmez bir ejderha.
    -hmm, peki o zaman yere un serpelim ayak izlerini görürüz.
    -bu ejderha uçuyor ama.
    -kızıl ötesi kamera kuralım o zaman, yaydığı ısıyı kaydederiz.
    -iyi olurdu ama bu ejderha ısı yaymıyor, soğuk alev püskürtüyor.
    -havaya boya sıkalım madem, üstüne yapışır?
    -ıh, bu ejderha maddî değil, üstünde boya durmaz.

    anladığınız gibi, ejderhanın varlığı test edilemez. dolayısıyla "bu garajda ejderha yoktur." diyen aklı başında insanlarla girişilecek ideolojik tartışmalarda "hani olmadığına dair kanıtın nerede? bak bizim ejderhanın var olduğuna dair bir teorimiz var. ne biçim bilim bu, bizim teoriyi yanlışlayamadığı hâlde reddedebiliyor." diye bik bik edecek demagogları engellemenin bir yolu yoktur.

    (bkz: akıllı tasarım)
    (recai pengül, 19.02.2007 00:12 ~ 15:18)
  3. benim için bu olsa olsa bi amerikan muscle cardır. o da ford mustang olmalıdır. üstündeki alev desenleri sayesinde bu ismi almış olabilir.
    (steinmetz, 19.02.2007 12:22)
  4. garajımdaki ejderha, aslında, bilimsel metodolojinin kafasını gözünü yaran sözde bilimsel mantık şelaleleri ile dalgasını geçen bir örnektir. mesela allah'ın varlığı gibi bir sorunsal garajımdaki ejderha alegorisinin konusu olmasa gerektir. kaldı ki allah'ın varlığını bilimsel olarak kanıtlamaya kalkışmak ne kadar beyhudeyse, reddetmeye uğraşmak da bir o kadar saçmadır. özünde zaten bilimin değil inancın konusu olan bu mesele, doğal olarak, bilimin ölçü-tartı aletleriyle ne doğrulanabilecek ne de yanlışlanabilecektir.

    kanımca carl sagan ve benzerlerinin sıkıntısı allah'ın varlığına olan inançla değil, bu gibi bilimin terazisine ağır gelecek meselelerin, sözde bilimsel yöntemler ya da akıl yürütmelerle bilim kapsamına sokulmaya çalışılması işgüzarlığıyladır. yoksa inancın zaten kanıtlara ve ölçümlere ihtiyacı yoktur.
    (tembel, 19.02.2007 14:22)
  5. iddiası gayet sınırlı bir önerme karşısında bile demagojiye sarılmanın örneklerini ortaya koyan bir tartışma konusudur.

    işin ucu allah'ın varlığının sorgulanmasına dayanmamaktadır. işin ucu allah'ın varlığının bilimsel yöntem ile tartışılabilecek bir konu olmadığına dayanmaktadır. bilimsellik, rasyonel düşüncenin takibi ve test edilebilir önermelerin nesnel bir şekilde incelenmesidir. zaten bu sayede carl sagan'ın dinî inancından bağımsız olarak (ateist mi bahaî mi yoksa müslüman mı umurumuzda değil) garajımdaki ejderha örneğinin ne anlama geldiğini tartışabilir olmalıyız. ama yok "ben fikirleri değil insanları tartışırım." derseniz carl sagan'ın ne derece bağnaz bir ateist olduğundan yola çıkıp allah'ı reddettiği olgusundan tartışmaya girebilirsiniz.

    materyalist görüş, henüz ölçemediğimiz şeyler karşısında "bunları ölçemiyoruz, o hâlde bunlar yoktur. ahanda bu da bilimdir." demiyor tabi ki. bu iddiayı sahibinin gerçek düşüncesi olmaktan çok tartışmada kullanmaya çalıştığı bir karikatürize etme denemesi olarak görmek istiyorum. materyalist görüş diye etiketlemeye çalıştığımız görüşün de aslında aklî (rasyonel) görüş olduğu gerçeğini de görmediğimizi sanmayın. bilimin ölçemediği ve gözlemediği şeyler karşısında tavrı nettir. var olduklarını düşünmeye gerek görmez. henüz cevaplanamayan bu soruları ileride cevaplanabilir umudu ile bir kenara koyar. bir gün onları ölçme yöntemi bulursa o zaman incelemeye alır. şu an tüm dünyada kabul gören bilimsel yöntem budur. daha iyisini bulduysanız buyrun, dinlemeye hazırız.

    garajdaki ejderha örneğine gelirsek, örneğin tasarımı gereği karşımızdaki insan ne derse desin bizim neden bilimsel yöntemin çuvallayacağını açıklayan bir kulp bulacağımız kesin. şimdi bu durumda bahsi geçen çuvallama bilimsel yöntemin suçu mudur yoksa yanlışlanamaz bir önermeyi bilimsel yöntem kullanarak ispatlayamıyor olmamızı o önermenin doğruluğu yönünde kanıt olarak algılayan ejderha severin suçu mudur? işte işin düğüm hâline geldiği nokta burasıdır.
    (recai pengül, 19.02.2007 14:37 ~ 16:43)
  6. ne deseniz bir bahanesi bulunan ejderhadır.
    garaja yemek koyalım dersiniz, yiyormu bakalım, hayır bu ejderha yemek yemiyor.
    su koyalım, içmiyor.
    dişi/erkek ejderha koyalım, cinsel ilişkiye girmiyor.

    eee ben böyle ejderhanın anasını sikiyim, pardon kardeş anasıda sikilmiyor ...
    (options, 19.02.2007 14:42)
  7. başta dediğim gibi carl sagan'ın bu örneği verirken sahip olduğu ideoloji (allah'ın yokluğunu veya ona inanmanın saçmalığını ispatlamaya çalışması) bizi hiç ilgilendirmiyor. çünkü garajdaki ejderha örneği ile tartışığımız şey carl sagan'ın materyalist ideolojisi ve kişiliği değildir. carl sagan isterse bu örnekle fenerbahçe'nin bu sene neden şampiyon olamayacağını ispatlamaya çalışmış olsun. bu yine de carl sagan'ın ismini ağzımıza almadan bu örneğin ortaya koyduğu "yanlışlanamayan önermeler bilimsel yöntem ile incelenemez, doğrulanamaz/yanlışlanamaz. yanlışlanamıyor olmaları da doğru oldukları yönünde bir kanıt değildir." düşüncesini tartışmamıza engel olmamalı. sanırım bu carl sagan faslını kapatmamızı sağlayacaktır. o insanın kişisel inançları bizi alakadar etmiyor, bunu kaç defa söylemek gerekir?

    "materyalist görüş diye etiketlemeye çalıştığımız görüşün de aslında aklî (rasyonel) görüş olduğu gerçeğini de görmediğimizi sanmayın." diyerek tam olarak da akılcılık materyalist görüşün emrinde değildir demeye çalıştım. görülüyor ki başaramamışım. materyalizm genel olarak kullanıldığı hâliyle bir ideolojidir. maddeden başka birşey olmadığını iddia eder (inanır). akılcılık ise bunun da ötesindedir. yanlışlanamayan önermelerin yanlışlığını bilimsel olarak ispatlamıyor olmamız materyalizmin değil akılcılığın karşılaması gereken bir sorundur, bu örnek de bunu yapmaktadır.

    kimse materyalist olmak zorunda değildir. kimse de bu hakkı kimseye vermedi, sakin, celâllenmeye gerek yok. ancak bilim yapıyorum diye ortaya çıkacaksanız, aklımı kullanıyorum diye ortalarda gezecekseniz gözleyebildiğimiz evren dışındaki varlıkların tartışmasını bilim insanı kimliğinizin dışında yürüteceksiniz. bunu yapmıyorsanız, işte tam olarak da carl sagan'ın dalga geçmeye çalıştığı yalancı bilim insanlarından birisi oluyorsunuz demektir.
    (recai pengül, 19.02.2007 15:12 ~ 15:17)
  8. bilimin "kıçı kırık ölçü aletlerinden" ibaret olduğu hissesini veren kıssa.

    bilim dediğimiz şeyin gücü tek bir şeye dayanır: "nesnellik." ve maalesef bize nesnelliği sadece "kıçı kırık ölçü aletleri" sağlamaktadır(1). bilimin gücünden destek almak istiyorsanız nesnel olmayı ("kıçı kırık ölçü aletleri" kullanmayı) kabullenmeniz gerekir. aksine, bu "kıçık kırık ölçü aletleriyle" gözleyemediğiniz inançlarınıza bilimden destek arıyorsanız, işin içine öznelliği katarak bilimin gücünü ortadan kaldırırsınız; dolayısıyla eliniz boş kalır. eğer samimiyseniz bu durumda yapmanız gereken, "inanıyorum ve bunun için bilimsel bir destek gerektiğini düşünmüyorum" demektir; aklı başında herkes buna saygı duyar. ama yok gidip iki bin yıllık bilimsel yöntemlerle "materyalizmin oyuncağı"(2) diyerek eğlenmeye çalışırsanız, aynı aklı başında insanlar bu sefer size gülüp geçecektir.(3)

    ek:
    (1) aksini savunanlardan bir alternatif duymayı bekliyorum...
    (2) materyalizm "bilimin arkasında bir şey aramamaktır." bilim ise arkasına bakmaz. bu açıdan materyalistlere de bilimden destek yoktur. bilgi olsun.
    (3) sonuç olarak bilimi tanımı dışına çıkarıp "tekelleştirmek" isteyenlerin kimler olduğu bu yazıdan anlaşılabilmiştir diye umuyorum.
    (ali kamber, 19.02.2007 15:42 ~ 17:18)
  9. bilimsel yöntemle dalga geçip de yerine elle tutulur tek bir öneride bulunmayanların sürekli demagoji, boş konuşma ve bilimselliği tekele almaktan bahsetmelerine sebebiyet vermiş örnektir. bilim gibi sınırları çok kesin çizilmiş ve işlevi analiz etmek ve kavramak olan bir yöntem kullanarak tanımlanamaz ve kavranamaz olan allah'a ulaşmayı ümit edenlere kolaylıklar dilemek dışında bir şey yapılamaz.
    (recai pengül, 19.02.2007 16:22 ~ 16:23)
  10. en önce inanç ve bilim konularını ayrıştırmamız gerekiyor. bilim denilen aletlerle yapılır standardı vardır, herkes için aynıdır. ama inanç denilen olgu daha özel bir olgudur, daha kişiseldir, daha izafidir.
    bunun için bilimsel bir konuda tartışma kabul edilebilir ama inanç konusundaki bir tartışma sadece laf salatası olacaktır.

    garajdaki ejderha ile ilgili olarak, kuzenimin insan beynindeki ince çizgilerden birisinde yürüdüğü zamanlarda birlikte çay içip konuşurken kadının birisine dikkatli bir biçimde baktığını gördüm. hayırdır kadında bir anormallik mi farkettin diye sordum. yok dedi, sadece ilk bakışımda onu karşımızda oturan kadın olarak, sonraki bakışımda ise bir bebek olarak gördüm dedi. şimdi nasıl görüyorsun diye sordum. kadın olarak görüyorum dedi, ama bebekle kadın aynı kişiydi diye ekledi.

    "inançlarınız ne kadar güçlü olursa olsun bu güç, inandığınız şeyin gerçek olduğunu göstermez, sadece inandığınız şeye ne kadar bağlı olduğunuzu gösterir" diye devam ediyor nietzsche. insanın gözü oyun oynar seraptır adı. insanın beyni oyun oynar adına da sanrı denir. ama inanç konusunda yanılmamak çok daha zordur, çünkü yanıldığınızı ya da yanılmadığınızı anlayamazsınız. onun için lise civarında herkesin inancı kendine diye bir laf söylerler tartışmayı bitirmek için. benim algıma göre bu söz aynı zamanda inancın göreceliliğini de gösterir. bu arada beni de yıllar öncesine döndürdünüz, gözlerim yaşardı şerefsizim.
    (hell isnt good, 19.02.2007 17:35 ~ 17:36)
  11. kendisinin ne anlama geldiğini anlamayanların sırtına binip gitmiş olmalarını temenni ettiğim ejderhadır.

    "oysa ki her türlü alternetif öneri okumuş olsalardı anlayabilecekleri şekilde metinlere yedirilmişti. bu noktada da idrak sorunları olduğu kanısına varmamam için sebep yok." ne iddialı bir lâf değil mi? ilk okuduğumda ben de şaşkınlıkla sarsıldım ve "acaba gerçtekten de bir şeyleri kaçırıyor muyum?" diye şüpheye düşerek sözlükte ilgili başlığı baştan bir daha okudum. gördüm ki hakikaten don kişotluğa soyunmuşuz çünkü ejderha severlerin carl sagan'ın kişisel inançlarına ettikleri lâflar dışında bir elle tutulur bir argümanları yokmuş. yani itiraf ediyorum tongaya basmışız. bir şey iddia etmeyen ancak laf cambazlığı ile görünüşte çok derin mânâlı lâflar edenler karşısında yenilgiyi kabul etmek dışında bir seçenek bulamadım. bu tongaya bastığım için cezamı da kendim kesiyorum ve şu girideki lâfı da kendime etmekte sakınca görmüyorum (bkz: @1159464).
    (recai pengül, 19.02.2007 21:07 ~ 21:08)
  12. problem gördüğüm kadarıyla tanrı vardır veya yoktur demekten ziyade “tanrının olası bir varlığını bilimsel süreçlere maydanoz etmek ne kadar doğrudur?” sorusuna çıkıyor.

    son bir-iki yüzyıldır akıl yoluyla tanrının varlığının veya yokluğunun ispatlanamayacağı felsefe dünyasında hâkim görüş haline gelmiş durumda. bu minvalde, insanların tanrıya bireysel olarak inanıp inanmaması tamamen onların tasarrufunda ve rasyonalizmin değil jandarmanın görev alanında bir konudur. ancak ne doğruluğu ne yanlışlığı nesnel olarak ispatlanamayan bir teorinin, yani tanrının varlığının, nesnel olması yani tüm insanlara aynı şeyi ifade etmesi şiarıyla yola çıkmış bilimin içine karıştırmak, bilimin tüm bu niteliklerini tepe taklak edecektir.

    konuyu pratik olarak örneklersek, tanrının yok olduğunu değil var olduğunu kabul alarak bilim yapmak üzere kolları sıvadığımızda, kıçı kırık ölçüm araçlarının spektrumlarının yetmediği yerde kimi işgüzar bilim insanlarının konuyu metafiziğe, tanrıya, kitaba bağlayacaklarını tahmin etmek zor değil. nasıl ki her ad hoc kabulüyle beraber bilimsellik bir miktar sekteye uğruyor, nesnel bilimcilerin sinirden elleri titremeye başlıyorsa tıpkı benzer şekilde onlarca safsatayla ve tanrı referesiyle dolacak bir bilimsel literatür bir süre sonra çöplüğe dönecektir, işlevsizleşecektir.

    bu tür tartışmalarla zaman kaybedip bilimsel süreçleri de kendi aklıyla beraber sekteye uğratmamak için agnostisizm tabanı en sağlam felsefe olarak hala arz-ı endam ediyor. isteyen sevgi meselesine, tanrıya veya kozmik ışığa inanabilir, biraz daha ileri gidip enel hak olduğunu ilan edebilir ama gözünüzü seveyim bir kitapta yazılı diye çamurdan insan yaratıldığına inandığınız halde “benim atam maymun değil sen maymundan geldiysen bana ne eheh” çelişkisine ve basitliğine düşmeyiniz, kendiniz düşüyorsanız da bilimi düşürmeyiniz.
    (wondrous, 20.02.2007 14:29 ~ 14:31)
  13. bu sikindirik ejderhanın yol açtığı tartışmada bir şeyi netleştirmekte fayda var diye düşünüyorum. sorun, tanrının varlığının ispatlanmasının akıl yoluyla yapılması veya yapılamaması, ifadesindeki yanlışlıktır. insanların akıllarından başka karar verme mekanizması yoktur efendim. burada tanrı vardır, yoktur tartışması yapamayız diyen pozitivist bilim diye tanımlanan şeydir. bu noktada hemfikir olduğumuza göre devam edelim.

    tanrının herhangi objektif, tüm insanlar tarafından kabul gören, bir kritere göre ispatı yapılabilseydi, iman ve inanç kavramları büyük ölçüde anlamını ve önemini yitirmiş olacaktı zaten. bilim de objektif kriter tanımına uyduğuna göre bilimsel yollarla tanırının varlığını ispatlama ya olmadığını ispatlama çabaları boşunadır. ama yine de her iki argümanı savunanlar da bazı bilimsel verileri ampirik olarak görüşlerine destek göstermektedirler.

    bilim insanların kurduğu ve açıklayamadığını kabul etmeyen bir sisteme ve bu yolla ilerleme amacına sahipken, imanın esas manası açıklayamadığı yerde inanmakta yatmaktadır. bu noktada zaten şu an geçerli olan bilimin imanı tasdik edeceğini düşünmek saflık olur.
    (unconsciousbutterfly, 24.02.2007 20:41 ~ 06.06.2007 11:03)
  14. uçan spagetti canavarı'nın varlığını kanıtlayan ejderhadır. sırf bilimin sınırlı aletleri ile göremiyoruz diye uçan spagetti canavarı'nın varlığını reddecek değiliz. bilimi tekellerine almaya çalışan materyalistler herşeyi işlerine geldiği gibi yorumlayıp bilimin de işaret ettiği uçan spagetti canavarı gerçeğini kaale almıyorlar. peki biz niye kendi bilimimizi yaparak kanıtları ortaya koymuyoruz? ne bileyim ya. anlamıyorum o işlerden pek.

    edit: bilimin konuya bakışını anlamak için (bkz: @1088040)
    (ördeklerindomatestabanfiyatlarınaetkisi, 25.02.2007 22:25 ~ 28.12.2007 02:56)
  15. bilimin sınırlı aletleri ile görmeye çalıştığımız ejderhadır. beş duyu organımız artı akıl/zeka varyasyonu ile şekillendirdiğimiz bilim denilen heyhulanın, tanrının varlığını, (yok değil) var olmadığını sığ bünyelere ispatlamaktan başka amaç gütmeyen bu safsatanın, (ki inanın tanrı olmayabilir ama bırakın olmadığıyla kalsın) düğüm noktasıdır. bilim tanrının varlığıyla uğraşmaz diyen akıl sahibi varlıklara garajlarındaki ejderhanın bilimin hangi kulvarında yer alan gerçekleri aydınlatmaya çalıştığını anlamayan, anlatamayan bir birey olarak sesleniyprum. tanrı yok demek için aciz duyu organlarınızla uydurulmuş bu teorik testi kabul edenleriniz varsa beri gelsin, açıklasın bana oksijenin varlığını. nefes alıp veriyoruz diyenlere hala hayattasınız, atmosfer diyenlere ruh diyerek cevap veririm.. ha yedi kat yer, yedi kat gök yazan kur'an a inat siz yerkürenin ve atmosferin katmanlarını saymayabilirsiniz de. sizden yüzyıllar önce okuma yazma bilmeyen bir adamın*böyle bir bilgiye haiz olması kaldırılamaz çünkü. garajınızdaki ejdarha siksin sizi emi. içerlemeyin, olmayan birşeyin cinsel organı zorlamaz çeperlerinizi.
    (kuzudis, 08.03.2007 00:22 ~ 01:35)
  16. garajımdaki ejderha kavramını tanrının olmadığını ispat için kullanan kendini bilmez ateist-yazarlar varmış. bulduğumuz yerde kıstıralım onları bir köşede çünkü bilimsel yöntemin ne olduğunu hâlâ anlamamışlar. iyi ama hani neredeler? onlar da bizim ejderha gibi kokmaz, bulaşmaz, gözükmezler galiba çünkü en azından sözlükte ilgili başlıkta onların yazdığı, tanrının yokluğunu ispat ve ilan eden bir giriye rastlamak zor. daha çok, bu kendini bilmez yazarlara "oksijenin varlığını nasıl ispatlarsın? s.ksin sizi ejderhalar." diyerekten had bildiren cengaverler var.

    garajımdaki ejderha kavramıyla ilgili bilimsel yöntemin sınırlarını çizmeye çalışan girilerin ezici bir çoğunluğu (buna benim gibi "bilim, tanrının varlığıyla yokluğuyla ilgilenmez." diyen ejderhanın tecavüz mağdurlarının girileri de dahil), defalarca söylenmesine rağmen anlamamakta direnenlerin duymazlıktan geldiği bir mesajı içeriyor: "bilimsel yöntem, garajımdaki ejderhanın yokluğunu ispatlayamaz. yanlışlanamayan bir önermenin doğruluğu hakkında da bir hüküm bildirmez. bu ejderhanın varlığına inanmak isteyenler, bilim dışında başka bilgi kaynaklarına yönelmelidirler."
    (recai pengül, 08.03.2007 10:37 ~ 23:36)
  17. (bkz: denver)
    (exanimus, 08.03.2007 11:18)
  18. garajdaki (olmayan) ejderha üzerinden prim yapıp, "bakın tanrı yok" diyen yazarların, soğan cücüğünden farksız, her yana eşit seviyede bükülen omurgalarından sıyrılabildiğiniz vakit göreceğiniz gerçek şudur ki, garajımdaki ejderha; düşünemeyen insanları* tanrının var olmadığı yönünde etkilemek için ortaya atılmış, ağzında biberonla dolaşan bilim adamlarının itelemesidir.. yanlışlanamayan önermenin doğruluğunun ispatlanamayacağından dem vuranların ise yerlerinde sabit kalamayıp, bu önermeyle tanrının yokluğu ispatlanamaz demek yerine, ohh bebek, daha hızlı şeklindeki hezeyanları ancak yarıştırılan sidiğin ulaştığı uzaklığın cm cinsinden ölçümüyle şekillendirilebilir. öyle basit ki sorulan soru, arkasında çin seddi gibi durduğunuz bu mantıksal yaklaşımın güttüğü bilimsel amacı açıklamanızla biz susacağız. art niyet gözetmeyeceğiz. ama sadece kelime bolluğu var olan, varsa yoksa laf salatası...

    elbette ki birileri karşı çıkıcak tek amacı materyalist düşünceyi önüne gelene empoze etmeye çalışan bir düşüncenin karşında. elbette objektif düşünmek en sağlıklısı işin içine kuyruk acısı girmedikçe.. ne diyor üstad kayser sozer; varlığı ispatlanabilen bir tanrının varlığını zaten ben siklemem.(ya da buna benzer bir şey).. ve yine aynı mantıkla varlığı ıspatlanamayan ejderhanın ırzınıza geçmesinden mütevellit, buraya kadar ulaşıyor çığlıklarınız.. bakın size mahal vermeden ben yapayım. ad hominem mağdurusunuz siz de. bütün acizlerin son anda sığındığı kurtuluş kapısı gibi star gate mübarek. nerden nereye geçeceği de belli değil ki, kapıda karşılayalım sizleri.
    (kuzudis, 08.03.2007 23:38 ~ 23:39)
  19. soğan cücüğüne benzer omurgalı, kişiliksiz ve haysiyetsiz ateist-yazarların, üzerinden prim yapmadığı bir ejderhadır. çünkü "bilimsel olarak yanlışlanamayan önermeler beş para etmez. o hâlde tanrı yoktur." diyen yazar ---->yoktur<----. olduğunu iddia etmek de ad hominemin ve demagojinin önde giden örneğidir.

    basit bir iddia: garajımdaki ejderha örneği "tanrı yoktur." iddiasını ispatlamak veya insanları bu yönde düşündürmeye itmek için ortaya atılmamıştır. (aslında "tanrı vardır." iddiasını ispatlamak için de ortaya atılmamış bir örnek ama herhâlde bunu göstermeye gerek yoktur.) tanrının olmadığını ispat amacıyla bu örneği kullananlar da bu örneğin eleştirdiği hataya düşmektedirler amma velakin sözlükte bu tür bir yazara (varsa bile) çok sık rastlanmamaktadır.

    anlaşılır kanıtlar: carl sagan'ın bu örneği verdiği kitabının* türkçe çevirisinde 20 sayfa bu örneğe ayrılmış [1]. ve bu 20 sayfada tanrıdan veya benzeri ilahi varlıkların varlığından/yokluğundan bahsedilmiyor. uzaylılar tarafından kaçırıldığına inananlar hakkında yapılmış kısa bir tartışmadan ibaret alakalı bölüm. sadece son paragrafta geçen "uzaylılarca kaçırılma öykülerine yol açan başlıca etkenler, beyin fizyolojisi, sanrılar, çocukluğa ilişkin çarpıtılmış anılar ve aldatmacaysa, önümüzde [...] belli başlı dinlerimizin kökenlerini düşündüren büyük öneme sahip bir sorun durmuyor mu?" gibi bir cümle ilahiyat hakkında bir laf etmekte ki bu da burada konuyu saptıranlara rağmen sürdürmeye çalıştığımız felsefî sorun hakkında bir hüküm bildirmiyor.

    kısaca, örneği ilk olarak ortaya koyan insan bile bu örneği kendi kitabında tanrının yokluğunu ispat için kullanmamış. şimdi durum buyken ortalığa cengaverce çıkıp da "tanrının olmadığını ispat edenleri garajımdaki ejderha s.ksin!" diye tatava yapanlar tartışmaya çalıştığımız konuyu gözden kaçırıyorlar: bilimsel yöntem özünde ideolojilerden bağımsızdır. bilimsel yöntem ile materyalist ideoloji birbirinden farklı şeylerdir. bilimsel yöntem materyalist ideolojinin emrinde değildir. bilimsel yöntem yanlışlanabilir önermeler ve gözlenebilir fiziksel gerçeklik üzerinden işleyen, evren hakkında sınırları iyi çizilmiş bir bölgede kendi içinde tutarlı ahkâm kesmenizi sağlayacak olan nesnel bilgi kaynağıdır. ne evrenin yüce yaratıcısı hakkında bir şey söyler, ne de varlığın kökeni hakkında. tüm bu konular tanımı gereği bilimsel yöntemin inceleyemeyeceği alanlardır.

    tanrının metafizik bir kavram olduğu, öznel bilgilere ve inanışlara dayandığı ve bilimin araştırma konusunu olamayacağı düşüncesi neden bazılarında bu kadar alerji yaratıyor anlamıyorum. o kadar yalın iddia ki, ön yargılarınızı bir kenara koysanız, ortada "tanrı yoktur." ispatı olarak algılanacak bir önerme olmadığını göreceksiniz. zaten olsaydı burada vermeye çalıştığımız mesajın ta kendisi ile çelişirdi. ama bu tartışmanın bu kadar uzaması ve söylenenlerin çarpıtılması ortada ön yargının da ötesine geçen bir niyet olduğu şüphesini uyandırıyor bende.

    iyi alıştırma oluyor aslında ha. bilim felsefesi hakkında bu kadar basit bir iddiayı bu kadar şaşaalı kaç değişik cümle ile dile getirebiliyormuşum ben bile şaştım.

    1. karanlık bir dünyada bilimin mum ışığı, carl sagan, çev. miyase göktepeli, tübitak popüler bilim kitapları 15. baskı sf. 169-189.
    (recai pengül, 09.03.2007 00:33 ~ 10.03.2007 11:44)
  20. hayatta ilk kez sözlükte karşılaştığım zımbırtı. lakin okuduklarımdan anladığım kadarıyla bunu ortaya atan kişi kendisine bir nevi itişen ilkokul öğrencilerini ayıran sınıf öğretmeni rolü biçmiş.

    kimi bilim adamları vardır. biyolojiyle ilgilenir, canlılar arasındaki çeşitlilikleri, farklılaşmaları inceler. bir bilim adamı vardır. mesleği kuantum fiziği, işi atom parçalayıp evrenin oluşumu ile ilgili bilgi edinmeye çalışmak.

    bir de bir grup insan vardır. allah'a inanır ve dinleri çerçevesinde az çok ibadet eder. imanlı adamlardır. kimi esnaf, kimi memurdur. kimi de mühendistir.

    bu iki grup birbirlerine kıl olur. neden mi? ikinci grup garajımda bir ejderha var, yani tanrı var ve ben ona inanıyorum derken birinci grup ısrarla hayır yok demektedir.

    biri "yok işte görmüyorum" der, öteki "var da görünmez o." diye cevap verir. bıraksan akşama kadar da vik vik vik vik susmaz bunlar. işte garajdaki ejderha benzetmesi de burada devreye girer. iki komşu çocuğu garajda ejderha var mı yok mu diye tartışırken "benim babam senin babanı döver" noktasına geldiğinde evin annesi araya girer: "döverim şimdi sizi de garajınızdaki ejderhayı da. o tabaklarınızdaki pırasalar derhal bitecek. önünüzdeki yemek bitmemiş daha çan çan çan çan birbirinize laf yetiştiriyorsunuz."

    meselenin özü herkes kendi işini, nasıl gerekiyorsa öyle yapsın. kendi alanı dışına çıkıp sidik yarışı tadında tartışmalara girmesin. neticede gerek tanrı olsun, gerek kitle imha silahı olsun var diyorsam vardır yok diyorsam yoktur; ama sadece benim için. bunun için aksi düşünenlerle gırtlak gırtlağa gelirsem garajdaki ejderha adamı götünden ısırır, parça kopartır. herkes işinin başına.
    (azwepsa, 12.03.2007 09:10)
  21. (bkz: arkanda ayı var)
    (azwepsa, 12.03.2007 10:04)
  22. "bugün, bilimin cevaplayamadığı sorulardan önce, soramadığı sorular vardır..." diyen ejderhadır.
    (kuzudis, 12.03.2007 12:07)
  23. çok net bir biçimde tanrı'yı imgelediği açık olan ejderhadır. aşk, umut, ruh gibi soyut kavramlar için söylendiğine inanmak nasıl tuhaf olacaksa, sagan'ın bir edebiyatçı stili oportünist manevrasına kanmak da o derece tuhaftır. ancak her ne kadar yanlışlanamaz önermeler birilerinin yolunu tıkıyorsa da, kendilerine aşkı düşünmelerini öneririm: o da görünmez, ısı yaymaz ve maddi de değil. bilimin hiç bir şekilde aşkı konu almadığı iddia edilebilir. bu iddia nelerin bilim olup olmadığı tartışmasında tıkanabilir. tabii böyle dersek demogog yaftası yiyeceğiz değil mi? o halde biraz açalım.

    garajdaki ejderha bir önermeye dayanıyor. "yanlışlanamaz önermelerin bilimde yeri olmadığı" düşünülüyorsa; en azından sınırlı akla rağmen evrende karşılaşılacak her sorunun cevabını arayanlara bilimin kafi gelmeyeceği açıktır.

    rasyonel düşüncenin sorgulamayı beraberinde getireceği düşüncesinden yola çıkarsak; "yanlışlanamaz önerme" söyleminin aslında bilimin geldiği noktanın, gelebileceği son nokta olmadığı aksiyomuyla birlikte tekrar ele alınması gerektiğini düşünüyorum. örneğin bin yıl önce birisi kalkıp şizofreni, depresyon gibi hastalıklara yol açan bir gen olduğunu iddia etseydi, bu insanlar bu sözlerden hiç bir şey anlamadıkları gibi aynı zamanda yanlışlayamayacaklardı da.

    bununla birlikte bazılarına beyhude bir çaba gibi gözükse de, spinoza'nın tanrı'nın varlığını ispata yönelik çabalarını da (ki kanıtladığını iddia eder) düşünmek gerekir. tanrı - allah inancı olan kimselerin bu inancı bilimsel yolla edinmeleri gerektiğini düşünmek son derece gülünç olur. ancak spinoza gibilerinin çabasını "boş işlerle uğraşıyorsun adamım" tavrıyla görmezden gelmek demek; bilimsel ekollerin varlığını inkar etmek demektir. bu; "sanatta siyaset olmaz" diyerek adorno, nazım ve neruda gibilerini yok saymak veya "siyasetsiz sanat olmaz" düşüncesiyle baudelaire ve rimbaud gibi şairlerin yapıtlarının değerini yadsımak gibi faşizan ve tuhaf bir eylem olur.

    spinoza'nın bi cümlesini alalım: "kendi varoluşunun bir nedeni bulunmayan şey var değildir." yüzeysel düşünüldüğünde çok ilginç bir tespit olmasa gerek. ancak üzerinde biraz düşünülürse bir yerlere varabiliriz. her "şey" kendi cinsinde sonlu olmak durumundadır. bunu biliyoruz. bununla birlikte şeylerin varoluşlarının nedenlerinin de varoluşlarının nedenleri olması gerektiğini düşündüğümüzde bu bizi töz'e götürür. yani "kendi kendisinin sebebi"ne, cevhere. bu töz'ün ne olacağını siz düşünün efendim. arkadaşım melanie "tanrı", sangita "sarıkız" diyor. ben de "allah" diyorum. nasıl olduğuna gelince; o varolmalarının sebebi olduğu "şey"lerle birlikte düşünüldüğünde, o'nun sadece şeylerin duygulanış ve algılayışlarına sahip olduğuna inanmak, hem de bunu "kendi cinsinde sonlu", kısmen ideaların tutsağı ve aklı sınırlı olan bir şey olduğunu bile bile yapmak da gülünçtür. yani cevheri görebilme gibi bir lüksünüz olamaz, gördüğünüz şey cevher olamaz.

    ayrıca bilimin her yüzyıl - hem de defalarca - kendisini yalanladığı da unutulmamalıdır. bilim ve teoloji ekseninde dönen tartışmalar kanımca bir paradokstan peydahlanmıştır. bu paradoks benim yıllardır kafamda dolaşan müphem beladır: hemen her türlü bilimsel ve bilimsel olmayan veri bizi insanoğlunun aklının sınırlı olduğu gerçeğine götürüyor. yalnız bu gerçeğe ulaşmayı veya bu gerçeğin algılanmasını sağlayan mefhum, yine sınırlı akıl oluyor. bu noktadan biraz daha ileri gitmiş düşüncelerim var. ancak konuyla ilgili olanı sadece bu kadarı. bu yüzden uzatmayacağım. sadece sınırlı aklın "kavranamaz" olanı kavratamayacağını, ancak ulaştıracağı noktada "kavranamaz" olanın size "şah damarınızdan yakın" olduğuna götürebileceğini söyleyeyim. yani "bir kitapta yazıyor diye çamurdan insan yaratıldığına inananlar" vardır, evet. lakin konu; kişinin sırf kuran'da veya eski-yeni ahit'te yazanlara inanması değil, neden teslimiyeti seçtiği ve neyin o insanı teslimiyete götürdüğüdür.

    belki dediklerimi tekrarlamış olacağım ama şu noktanın altının çizilmesi gerekiyor: "akıl yoluyla tanrı - allah'ın varlığı veya yokluğu ispatlanamaz" düşüncesi her ne kadar hakim gibi gözükse de bu önermenin kendisi de mevcut bilimsel argümanlarla ispatlanamaz. hatta bu da.
    (evrimdışı, 25.03.2007 12:28 ~ 12:30)
  24. (garajımdaki ejderha örneğini kullanarak "neyi iddia edebiliriz neyi edemeyiz." konusu hakkında düşüncelerimi biraz değiştirdim. önceki girilerimde yazığım görüşlerin bazıları ile kısmen çelişiyor olabilirim.)

    tanrının varlığı ile yanlışlanamayacağı düşünülen diğer (ikincil dediğim) iddialar arasında nitelik farkı var aslında. bin yıl önceki insanlar için hastalıkların genetik kökeni olduğu iddiası gibi bugün de cinlerin ve perilerin varlığı veya astrolojinin doğru olduğu iddiaları yanlışlanamaz ve bilim dışı gözükmekte. bilim açısından ilerisi için kesin bir şey söyleyemesek de bugünkü hayatımızı etkileyecek kararları alırken astrolojiye danışmadığımız ortada. ancak tanrının varlığının ispatına gelince işler biraz değişiyor. çünkü tanımı gereği bizim kavrayışımızın ötesinde olan, öncesiz ve sonrasız bir varlığın incelenmesi bilim yapmaya başlarken yaptığımız tüm ön kabulleri bırakmamızı gerektiriyor. bu noktada ileride olası bilimsel gelişmelerin tutumumuzu değiştireceğini ümit edemeyiz çünkü diğer pek çok bilim dışı iddianın tersine tanrının varlığının bilim kullanılarak incelenmesi bilimin tanımıyla çelişiyor.

    bilim, kendisini pek çok defa yanlışlamış bir yöntem. bundan sonra da pek çok defa bunu yapacağını tahmin edebiliriz. belki gerçekten de gezegenlerin ve yıldızların insan karakteri üzerinde bazı etkileri olduğunu gözlememize yarayacak aletler geliştireceğiz, o zaman da astroloji bilim dışı bir iddia olmaktan çıkıp bilimin alanı içerisine girecek. belki büyük patlamadan öncesine dair nesnel olarak inceleyecebileceğimiz bazı olayların farkına varacağız, onlar da biimin çalışma alanına girecek. ama o güne kadar bu iddiaların doğru olduğunu varsaymamızı gerektirecek hiç bir pratik sebep yok. işte garajımdaki ejderha'nın bize anlattığı bu tür ikincil iddilar ile ilgili tutumumuz. tanrının varlığı ise bu ikincil iddiaların dışında tamamen bilim felsefesi ve teoloji ile alakalı bir konu, teknik yetersizliklerimizden değil, tanrının (aslında yapamadığımız) tanımı gereği sahip olduğu özelliklerden çıkıyor. garajımdaki ejderhanın tanrının varlığı konusunda bu sebeple bir şey söylemediğini iddia edebiliriz.
    (recai pengül, 25.03.2007 15:43 ~ 15:48)
  25. şu anda bile layıkıyla yapılmış bir tanımı bünyesinde bulundurmayan bilimin kendisini sürekli yanlışladığını kabul etmişsek şayet, pekala mevcut tanım(lar)ının da değişime uğraması mümkündür.

    garajımızdaki sevimli ejderhamızın tanrı - allah'ı imgelediği konusunda ısrar ediyorum. lakin bunun şu noktada önemi yoktur ki; her neyi imgelerse imgelesin, "bilim kayıtsız şartsız gelecekte de bununla ilgilenmeyecek, konu olarak almayacaktır" diyemeyiz. biliyoruz ki bilimde şüphecilik esastır ve bilimle ilgili tanımlar yüzyıllardır olduğu üzere değişime uğrayacak, geçerliliğini yitirecektir. hatta belki de tamamen bağımsız yeni bir tanım oluşacaktır. tabii ki değişmeyen bir takım disiplinleri de vardır. zaten bilimin teolojiyle olan asıl derdi budur: dogmatik olamaz. tam da bu yüzden değişmeye gebedir. bir sürü bilim adamı skolastik dönemdeki uygulamalar ve bazı dönemin otoriter yapısının niteliği yüzünden canlarından olmuşlardır. ancak dünya yuvarlaktır ve dönmektedir.

    kısaca; genelgeçer yasalarla oluşagelen teori, "cevher"in varlığının kabul edilmesi için maddesel bir yapıda olması gerektiğini öngörüyor. halbuki cevher'in oluşturduğu tüm varlıklar "varolmalarının sebebi" sayesinde uzayda yer kaplayabildikleri için, "töz" e ihtiyaç duymak zorundalar. töz'le ilgili sangita, melanie ve benim düşüncelerimi daha önce belirttim. yani her ne ise; olmak zorundadır. hatta yine yukarıda değindiğim gibi, beşeri duyulardan bağımsız bir biçimde olmak zorundadır
    (evrimdışı, 25.03.2007 17:33)
 sayfa  / 2

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil