• isle of dreams
    itü sözlük yazarlarına özel %20 indirimli biletler için son tarih 19 temmuzkayıt ol
  • görseller

    • galatasaray ın uefa şampiyonu olması
  1. uefa kupasını hiç yenilgi almadan kazanan ilk ve tek takım olması açısından gurur vericidir.
  2. kimi takım taraftarlarına süper kupayı da kaldırma coşkusunu da yaşatırken kimi takım taraftarlarına da hüzün, keder ve haset yaşatmıştır. ileriki bir tarihte "tüm türkiye" olması umulan, beklenen bu taraftar kitlesine bu hisleri yaşattığı için bir galatasaraylı olarak beni utandıran kupadır. kalesine girmeyen goller yerine taffarel'in götüne giresice... üzülme "herkes"...
  3. galatasaraylı olmanın tadını son haddinde yaşadığım bir sezondu 1999-2000 sezonu. galatasaray’ın kim ne derse desin hala elinde bulundurduğu “türkiye futbol tarihinin en başarılı futbol takımı” ünvanını kazandığı ve sadece galatasaraylılar değil, eminim ki fenerbahçeliler dahil bütün türkiye’nin bu altın adamları desteklediği bir daha belki de asla bu derece coşkuyla yaşanmayacak bir sezon. hayır ligden bahsetmiyorum, o yıllarda son 3 sezondur şampiyon olan bir takımın 4. sezonda ardı ardına alacağı 4. şampiyonluğu anlatmanın bir anlamı yok ki. futbolumuzu, galatasaray’ı, bizi avrupa arenasında yücelten ilk uefa kupası şampiyonluğu. size bunun hikayesini anlatacağım. bu hikayeyi buraya aktarmak istedim çünkü bu bir ilktir, türk futbolunun gelişiminde çıtanın en tepeye dikildiği andır. başlayayım.

    önce o sezonun efsane galatasaray kadrosunun ve oyun sisteminin nasıl oluştuğundan bahsedeyim.
    1995-1996 sezonunda fatih terim’in takımın başına getirilmesiyle yepyeni bir yapılanma sürecine girmiştir galatasaray. o yıllarda bile türkiye’nin en iyi altyapısına sahip olmasına rağmen yatırımlar artırılmış, türkiye’nin dört bir yanında yeni yeteneklerin avına başlanmıştır. fatih terim takımın başına geçtiğinden itibaren kendi futbol felsefesini adapte etmeye çalışmaya başlamış ve bütün transferler bu yönde yapılmıştır. bu açıdan bakıldığında, defansın göbeğinde bir oyun kurucu defans ile bir kiralık katil (böyle tanımlamak hoşuma gidiyor, gözünü kırpmadan her topa atlayan savaşçı defans anlamında), beklerde ileri geri koşabilen defans özelliklerinin yanı sıra atak özellikleri de iyi olan oyuncular, orta sahada bir oyun kurucu; iyi şut çeken, aklıyla oynayan, kazanmayı isteyen, yeri geldiğinde takımını sırtlayıp götürecek kalitede bir oyuncu, yanında ise onun boşluklarını kapatacak ve rakibi presiyle boğacak 2 tane ciğerli oyuncu, son olarak da oyun kurucuya yardımcı başka bir oyuncu. forvette ise bir adet pivot forvet; yeri geldiğinde pres yapıp rakibi bozacak, bütün hava toplarının toplanacağı oyuncu, yanında ise fırsatçı, hızlı, dayanıklı ve pivot forvete gol hazırlayacak başka bir oyuncu. bütün bunların dışında takımın en önemli özelliği 90, hatta gerekirse 120 dakika pres. evet böyle bir takımı kurmak hiç de zor olmadı terim için, çok oyuncular geldi geçti, ancak 1999-2000 sezonuna gelindiğinde “o” kadro hazırdı ve gerek hazırlık maçlarındaki performansıyla, gerekse ligdeki performansıyla “bekle avrupa ben geliyorum” diye bağırıyordu, işte o kadro:

    taffarel, capone, ergün penbe, gheorghe popescu, bülent korkmaz, okan buruk, emre belözoğlu, ümit davala, gheorghe hagi, arif erdem, hakan şükür.

    bu kadrodan fatih terim ümitliydi, onlara inanıyordu. bunu da her basın toplantısında dile getiriyordu. tekrar tekrar dikkati çekmek isterim ki bu kadro ve fatih terim’in takıma oturttuğu sistem 4 yılın eseridir. devam edelim.

    1998-1999 sezonunun şampiyonu olarak şampiyonlar ligi’ne katılmaya hak kazanan galatasaray’ı eleme turunda rapid wien bekliyordu.

    11 ağustos 1999. şampiyonlar ligi ön eleme ilk maçı. avusturya’da taraftar coşkulu. karşılarında galatasaray var ama onları korkutmuyor gibi, galibiyetten emin bir şekilde maçın başından itibaren zafer şarkılarıyla takımlarına destek veriyorlar. ancak maç bekledikleri gibi olmadı, 34. dakikada hakan ünsal, 39. dakikada fatih akyel ve 90. dakikada ercan taner’in mükemmel yorumuyla akıllara kazınmış hagi’nin enfes golü. avusturya’da, deplasmanda alınmış 3-0’lık net skor. galatasaray şampiyonlar liginde diyebiliriz.

    25 ağustos 1999. şampiyonlar ligi ön eleme rövanş maçı. ilk maçı 3-0 almanın vermiş olduğu huzur var galatasaraylı oyuncularda ancak 17 ağustos 1999’da türkiye’yi derinden yaralayan marmara depreminin acısı da yüreklerinde. taraftar bir yandan şampiyonlar ligini kutlarken, diğer yandan 100 km ötelerinde can veren 45.000 kişiyi de unutmuyorlar. maça her zamanki gibi tam saha ve inanılmaz bir presle başlayan galatasaray, 3-0’ın verdiği rahatlıkla oyunu rölantiye alır ve 52. dakikada okan buruk’un attığı golle işini garantiler.

    ve şampiyonlar ligi. galatasaray en iyi sezonunda belki de tarihinde karşılaşabileceği en zor şampiyonlar ligi grubuna düşer. bir yanda italya şampiyonu george weahlı, andriy shevchenkolu, bıyıkları yeni terlemeye başlamış bir gennaro gattusolu milan, diğer yanda dan petresculu, tore andre flolu, gianfranco zolalı chelsea ve almanya’dan sürpriz bir ekip; ali daei önderliğinde hertha berlin vardı. fatih terim her zamanki gibi kendinden emin duruşunu bozmuyor “savaşacağız” diyordu. ancak işler pek beklendiği gibi gitmedi.

    15 eylül 1999. ilk maç. galatasaray ali sami yen stadında hertha berlin’i ağırlıyor.grubun iddiasız ya da diğer anlamıyla çerez takımı olarak gösterilen hertha berlin galatasaray’a beklemediği bir şok yaşatıyor. 13. dakikada preetz ve 14. dakikada wosz’un attığı gollerle hertha 2-0 öne geçiyor. sami yen’de soğuk duş etkisi yaratan bu gollerin ardından galatasaray hemen toparlanıyor ve 24. dakikada hakan şükür’ün ayağından bulduğu golle devreyi 2-1 geride kapatıp en azından ikinci yarı için umutla soyunma odasına gidiyor. ikinci yarıda gerek güçlü alman savunması, gerekse galatasaray’ın pozisyonları cömertçe harcaması sonucu maçın sonlarına 2-1 yenik giriyor. tam maç böyle biter diye düşünülürken sahneye gheorghe hagi çıkıyor ve 86. dakikada attığı golle beraberliği kurtarıyordu.
    21 eylül 1999. galatasaray san siro’da milan’ın konuğu. klasik bir milan maçı izliyoruz, al gülüm ver gülüm şeklinde top orta sahada dolaşıyor. ancak doğal olarak milan’ın kadro üstünlüğü 44. dakikada kendini gösteriyor ve sahneye çıkan brezilyalı leonardo takımını 1-0 öne geçiriyor. galatasaray ne olduğunu anlamadan 45. dakikada shevchenko’nun attığı gol milan’ı 2-0 öne geçirirken galatasaray’ı soyunma odasına şaşkın ve üzgün yolluyordu. ikinci yarıya iyi başlayan galatasaray 50. dakikada ümit davala’nın ayağından bir gol bulsa da bu bir işe yaramıyor ve milan maçı 2-1 kazanıyordu.
    28 eylül 1999. galatasaray ingiltere’de chelsea’nin konuğu. herkes maçın başından itibaren bir chelsea baskısı beklerken bir anda galatasaray ataklarıyla karşı karşıya kalıyor. ancak yine chelsea kadrosunun tecrübeli yıldızları devreye giriyor ve 55. dakikada dan petrescu’nun golüyle chelsea maçı 1-0 kazanıyordu. 3 maçta sadece 1 puan alabilen galatasaray’da moraller bozuktu.
    20 ekim 1999. akıllardan asla çıkmayacak chelsea maçı. galatasaray için gruptan çıkmak adına belki de son şans bu, o yüzden medya gazı verdikçe veriyor “haydi aslanım, yaparsın sen”. fatih terim her zamanki gibi kendinden ve takımından emin. ancak o kabus gecesi yaşanıyor, chelsea ali sami yen stadında galatasaray’ı darmadağın ediyordu. tore andre flo’nun 32. ve 49. dakikada, zola’nın 54., wise’in 79. dakikada ve ambrosetti’nin 88. dakikada attığı gollerle chelsea maçı 5-0 gibi net bir skorla kazanırken galatasaray’ın gruptan çıkma umudu artık kalmıyordu. fatih terim maç sonunda uefa’ya katılmak için her şeyi yapacaklarını dile getiriyor ve bu utanç gecesinde ne olmuş olursa olsun oyuncularına olan güvenini bir kez daha dile getiriyordu. nitekim bu güveni meyvelerini bu maçtan sonra vermeye başladı.
    26 ekim 1999. galatasaray almanya’da hertha berlin’in konuğu. bu maçın mutlaka kazanılması lazım. almanya’da yaşayan türkler ne pahasına olursa olsun galatasaray’ı yalnız bırakmamışlar. maç başladığında herkes galatasaray’daki değişimi fark ediyor. sahada canıyla başıyla mücadele eden, kazanmak için her şeyini ortaya koyan ve gheorghe hagi gibi bir ustanın yönettiği galatasaray. ancak yine olmuyor, 35. dakikada rekdal’ın penaltısı galatasaray’ı 1-0 geriye düşürüyor, bütün taraftarlar içten içe “yine mi?” diyordu. ikinci yarının neler getireceğinden haberleri yok tabi. ikinci yarıya galatasaray fırtına gibi giriyor ve 48. dakikada hakan şükür ile beraberliği yakalıyor. ardından yine hakan şükür 66. dakikada takımı öne geçiren golü atıyordu. ardından tugay’ın 81. dakikada ve okan’ın 90. dakikada attığı goller pastanın kreması oluyor ve milan’ın chelsea ile berabere kalmasıyla beraber galatasaray istanbul’a mutlu ve umutlu dönüyordu.
    3 kasım 1999. tarihi maç. galatasaray için tamam ya da devam maçı. ali sami yen stadının konuğu ac milan. onların da kazanması lazım yoksa uefa şansları da kalmayacak. galatasaray maçın üzerinde yarattığı stres yüzünden tutuk başlıyor maça, taraftarın desteği en üst seviyede, bütün mecidiyeköy inliyor adeta. ancak yine olmuyor, olmuyor, olmuyor. 20. dakikada george weah’ın attığı golle milan 1-0 öne geçiyor. bu sefer cevap gecikmiyor ve 27. dakikada duran toplarda arka direkte attığı gollerle ün yapan capone golünü atıyordu. ilk yarı 1-1 bitiyor galatasaray soyunma odasına umutlu giriyordu. ikinci yarıda ise işler bozuluyor, 51. dakikada beşiktaş’ta da bir dönem forma giymiş federico giunti milan’ı 2-1 öne geçiriyordu. galatasaray yılmıyor, disiplinden kopmadan saldırmaya devam ediyordu. maçın sonlarına doğru artık taraftarların ümidinin bittiği anda, 87. dakikada hakan şükür inanılmaz bir kafa golüyle 2-2lik beraberliği getiriyor, ali sami yen bir anda canlanıyordu: “haydi çocuklar daha en az 5 dakika var olur bu iş!” . o akşam futbolun meleklerinden biri sahaya iniyor ve galatasaray’ın elinden tutuyordu, 90. dakikada gelen penaltı ve ümit davala’nın soğukkanlı bir şekilde kaydettiği golle galatasaray uefa kupasına katılmaya hak kazanıyordu. bu maç ilerisi için bir umut ışığıydı.

    uefa’ya kalan galatasaray’da moraller üst seviyedeydi, ancak medya galatasaray’ın şampiyonlar ligi performansına bakarak fazla ilerleyemeyeceğini düşünüyor, güçlü rakipler karşısında onlara şans vermiyordu. fatih terim ise her fırsatta oyuncularına olan güvenini yineliyordu.

    uefa’ya üçüncü turdan katılan galatasaray’ın rakibi o zamanlar italya’da signori ile, ventola ile, pagliuca ile fırtınalar estiren bologna olur.

    23 kasım 1999. ilk maç. galatasaray italya’da bologna karşısında. takımın kazanma hırsında bir değişiklik yok, yine saldırıyor, yine gol istiyor, yine rakibe sahayı dar ediyor. karşılıklı ataklarla geçen maçın 68. dakikasında signori golü kaydediyor ve hepimizi üzüyordu. ancak hakan şükür’ün 83. dakikada attığı akıllardan çıkmayacak gol (adam o kadar yükseğe sıçramıştı ki gelen topa eğilerek vurmak zorunda kalmıştı) 1-1lik beraberliği getiriyor ve istanbul’a umutla dönüyordu.
    9 aralık 1999. rövanş maçı. galatasaray adı artık ali sami yen cehennemi olarak yerleşmiş stadında bologna’yı ağırlıyor. maça çok hızlı başlıyor galatasaray, 5. dakikada hasan şaş’ın golüyle 1-0 öne geçiyordu. herkes “ooo tamam bu maç 4-5 olur” diye düşünürken 8. dakikada ventola’nın golü planları alt üst ediyordu. ümit’in 29. dakikada attığı gol turu getiriyor, ali sami yen’de zafer şarkıları söyleniyordu.

    dördüncü turda galatasaray’ın rakibi almanya’nın güçlü temsilcilerinden chapuisatlı, möllerli borussia dortmund olur.

    2 mart 2000. ilk maç. westfallen stadında almanlardan daha fazla türk seyirci var ve 90 dakika desteğe hazırlar. aralarında fenerbahçe ve beşiktaş formalılar da var. galatasaray orada sadece bir türk takımı değil, türkiye’nin temsilcisiydi. medya dahil çoğu insan maçın çok zor geçeceğini dortmund’un turu bu maçta geçeceğini düşünüyordu. evet maç gerçekten çok zordu, ama dortmund için. 32. dakikada hakan şükür ve 45. dakikada gheorghe hagi’nin mükemmel golleri (özellikle hagi’ninki defalarca izlenmeye değer) galatasaray’a deplasmanda (pek deplasman sayılmazdı seyirci açısından bakarsak) 2-0lık net galibiyeti getiriyordu.
    9 mart 2000. rövanş maçı. bu maç için fazla söylenecek bir şey yok. zaten kendi evinde maçı 2-0 kaybetmenin moral bozukluğuyla sami yen’e gelen dortmund müthiş taraftar ve galatasaray önünde pek bir varlık gösteremiyor, galatasaray da 2-0’ın avantajını iyi kullanıp 0-0lık skorla çeyrek finale yükseliyordu.

    çeyrek finalde galatasaray’ın rakibi eto’olu, laurenli rcd mallorca olur.

    16 mart 2000. ilk maç. galatasaray ispanya’da mallorca’nın konuğu. medya yavaş yavaş galatasaray’dan ümitlenmeye başlıyor, türk halkı galatasaraydan bir şeyler bekliyordu. fatih terim bunun bilincindeydi ve her fırsatta takımının kazanma hırsına olan güvenini yineliyordu. o zamanlarda galatasaray’ın maddi borçlarını bahane eden ve oyuncularının paralarını alamadığı için moralsiz olduğunu düşünen medyanın belli kesimlerine de verdiği mesajlarla galatasaray’ın camia olarak nasıl kenetlendiğini gösteriyordu. galatasaray her zamanki “90 dakika pres” felsefesiyle başlıyor, mallorca fazla dayanamıyordu. 44. dakikada arif erdem, 49. dakikada emre belözoğlu, 58. dakikada hakan şükür ve 65. dakikada okan buruk’un kaydettiği goller mallorca’yı kendi evinde darmadağın ediyordu. maçın ilginç tarafı ise galatasaray’ın attığı 4 golün üçü aşırtmadır, o akşam leo franco kabusu yaşamıştır. etame’nin 78. dakikadaki golü bir şeyi etkilemiyor, galatasaray istanbul’a turla geliyordu.
    23 mart 2000. rövanş maçı. turu ispanya’da garantileyen galatasaray taraftarının da desteğiyle bu maçta çok rahat bir oyun sergiliyor ve zaten geçilmiş turun üzerine aldığı 2-1lik galibiyetle taraftarlarını mest ediyordu. goller 34. dakika’da capone ve 47. dakikada hakan şükürden geliyor, mallorca’nın tek golü 63. dakikada carlos tarafından kaydediliyordu.

    yarı finalde galatasarayın rakibi lee bowyerlı, lukas radebeli, ian hartelı, mark vidukalı ingiltere’nin başarılı takımı leeds united olur.

    6 nisan 2000. galatasaray ilk defa ilk maçı kendi evinde oynuyor, bu yüzden üzerlerinde bir stres var. ayrıca maç öncesi iki ingiliz taraftarın öldürülmesi atmosferi iyice germiş. sanki bir kurşun atılsa savaş çıkacak. bu galatasaray’ı daha da kenetliyor, ali sami yen cehenneminden leeds united çıkamıyordu. 12. dakikada hakan şükür golüyle anahtarı alıyor, 44. dakikada arka direklerin adamı capone golünü atıyor ve turun kapısını aralıyordu.
    20 nisan 2000. rövanş maçı. atmosfer her zamankinden daha gergin. maça neredeyse hiç türk alınmıyor. sadece vip isimler, onlar da toplasan bir avuç etmez ve ilk çıkaracakları seste de dayak yiyecekler belli. galatasaray’ın üzerindeki yük çok fazla. ancak bu onlar yıldırmıyor, 5. dakikada hagi’nin penaltısı bütün stadı susturuyordu. 16. dakikada eric bakke’nin kornerden kazandırdığı gol leeds’i umutlandırıyor ancak 42. dakikada hakan şükür’ün iki leeds oyuncusunu birbirine dolayıp köşeyi bulduğu mükemmel gol bütün ingiltere’yi susturuyordu. eric bakke’nin yine kornerden 68. dakikada bulduğu gol gerçekleri değiştirmiyordu. galatasaray bu gergin atmosferde final için emre’yi kaybetse de* türk futbol tarihinde bir ilk yaşanıyor ve galatasaray uefa kupasında finale yükseliyordu.

    ne borsanın gidişatı, ne yeni yüzyıl, ne de iç ve dış borçlar. 17 mayıs 2000 tarihinde her şey bir kenara bırakılmış, türkiye sarı kırmızıya boyanmıştı. galatasaray danimarka’nın parken stadında arsenal ile uefa kupası finali oynayacaktı. bütün medya danimarka’daydı. fatih terim her zamanki gibi kazanmak için oynayacaklarını dile getiriyordu. asla korkmak yoktu, asla geri çekilmek yoktu.

    17 mayıs 2000. parken stadı sarı kırmızı. galatasaray arsenal karşısında. karşılarında patrick vieira, davor suker, thierry henry, ray parlour, tony adams gibi kendini fazlasıyla ispatlamış oyuncular var. ama fark etmez, galatasaray bu gece bu kupayı alacaktı, başka yolu yoktu. maç çekişmeli geçiyor, karşılıklı ataklar oluyordu, hele arif’in direkten bir topu dönüyordu ki bütün türkiye ayağa kalkıyordu. normal süre 0-0 biter ve maç uzatmaya gider. uzatmaların hemen başında hagi tony adams’a attığı dirsek nedeniyle oyundan atılır. 10 kişi galatasaray’ın artık tek isteği maçın bitmesidir, çünkü en azından penaltılarla bir şans yaratılabilirdi. 10 kişi oynamak zordu elbette. arsenal uzatmalarda iyi oyunuyla galatasaray’ı zorluyordu. henry’nin yaklaşık 20 santimetreden vurduğu kafayı uzanıp çıkaran taffarel kolay kolay teslim olmayacaklarını söylüyordu adeta.
    maç penaltılara kalır. artık yapacak bir şey yoktu. sırası gelen penaltıyı atacak ve karşı tarafın kaçırmasını bekleyecekti. söylemiştim ya milan maçından itibaren futbolun melekleri galatasarayla diye, işte bir kez daha sahneye çıktılar. davor suker ve patrick vieira penaltıları kaçırıyor, ergün penbe, hakan şükür, ümit davala ve son olarak gheorghe popescu penaltıları sayıya çevirerek uefa kupasını türkiye’ye getiriyordu. bülent korkmaz maç esnasında çıkan ve ona rağmen oynadığı omzu halen sargıda ama umrumda değil, diğer elinde uefa kupası var. bütün türkiye coşku içinde.

    işte galatasaray’ın uefa kupasını alışının hikayesi böyledir “kısaca”. tekrar tekrar belirtmek isterim ki galatasaray bu kupayı maç keybetmeden kazanmıştır.

    --10 yıl sonra—-

    rafael jr. : baba yaa, şu galatasaray türkiye’nin ilk uefa kupasını nasıl kazanmıştı anlatsana.
    rafael : aramaya inan evlat. boşuna mı yazar yaptık seni. aramaya inan, oku, öğren.
  4. mayıs ayında, türkiye'nin sıcaklık ortalaması en yüksek yeri olan iskenderun'da ellerim ayaklarım donmuş, kulaklarım kıpkırmızı ve titrer bir vaziyette izlediğim maç sonucunda gördüğüm muhteşem manzaradır.
    bu duyguyu yaşattığı için galatasarayım'a canım feda. umarım diğer türk taraftarlar da bu muhteşem deneyimi tadabilirler...
  5. o maçta en baba galatasaray'lılardan daha candan bu takımı destekleyen, kupa kazanıldığında havalara uçan fenerbahçe taraftarları olduğunu adım gibi biliyorken, gün gelip de sözlük yazarlarının hakkında sadece "ehe ehe biz yaptık. bak fener yapamadı. hasetten çıldıryorlar. eki eki." diye kikirdemekten ibaret şeyler yazdığı hadisedir. maçın bitiş düdüğü ile hemen hemen bütün evlerden sevinç çığlıkları gelmesini "ulan bu memlekette galatasaray taraftarı oranı nüfusun %90'ıymış beaa" şeklinde yorumlamamalıdır.

    neicede o gün oynayan bir türk takımıydı ve avrupaya kafa tutmuştu. bu yüden her türlü önyargıdan arınarak her takımdan insan o maçı izleyip galatasaray'a gönülden destek vermişt. fenerbahçeli olmama rağmen tabi ki ben de. her fenerbahçe mağlubiyeti sonrası bu hadiseyi ortaya süren galatasaray'lıları görünce/duyunca o halimden tekrar ve tekrar gurur duyuyorum.