bir keresinde şöyle bir konuşmaya şahit olmuştum;
-bu köprü açılabiliyor biliyor musun?
-nassı yaaani!!?
-bayaa işte olum şu ortasından iki yöne doğru havaya kalkıyo
-abi bu restoranlar her seferinde altüst oluyodur o zaman!
-!!?!?
dikilir köprü üzerine,
keyifle seyrederim hepinizi.
kiminiz kürek çeker,sıya sıya;
kiminiz midye çıkarır dubalardan;
kiminiz dümen tutar mavnalarda;
kiminiz çımacıdır halat başında;
kiminiz kuştur, uçar şairane;
kiminiz balıktır, pırıl pırıl;
kiminiz vapur, kiminiz şamandıra;
kiminiz çatanadır, kırdığı gibi bacayı,
şıp diye geçer köprü'nün altından;
kiminiz düdüktür,öter;
kiminiz bacadır, tüter;
ama hepiniz,hepiniz...
hepiniz geçim derdinde.
bir ben miyim keyif ehli,içinizde?
bakmayın, gün olur, ben de
bir şiir söylerim belki sizlere dair;
elime üç beş kuruş geçer;
karnım doyar benim de.
(bkz: (orhan veli))
ortasında(alt tarafında), deniz trafiğinin akması için bırakılmış geniş boşluğun yan duvarında, reklam amaçlı kısa bir film gösterilmektedir.
merak edenler her an gidip görebilir
istanbul'un güzelliklerinden bir tanesi... üzerinde yürürken istanbul size göz kırpar... galata kulesi'ne çıktığınız an zirvedir... istanbul sizi ordan selamlar,tüm ihtişamıyla,tüm görselliğiyle ve tüm rezilliğiyle... galata köprüsü yaşamdır,hayatın içidir,kendisidir...
bir tasarım hatası sebebiyle açılır köprü kanatlarının doğal frekansı ile hidrolik motorların çalışma frekansı çakışmaktadır. bu sebeple açılıp kapanırken belli açı aralıklarında rezonansa girer. bu sebeple açılıp kapanmamakta. öylece durmaktadır. zira açıp kaparken haşırt diye çökebilir.
aslında oldukça sağlam bir yapısı olan ve son derece güçlü motorlar ile açılıp kapanan bir köprüdür. lakin belli açı aralıklarında rezonansa girmesi sebebiyle çok büyük kuvvetler etkisinde kalmakta ve üzerinde sık sık yırtılmalar meydana gelmektedir. bu yırtılmalar çeşitli defalar kaynak ile kapatıldıysa da her açılış kapanışta yenileri oluşmaktadır.
tasarımı yapan şirket statik olarak çokn başarılı bir tasarım yapmasına rağmen tasarım esnasında dinamik analiz yapmamıştır. bu sebeple hidrolik motorun çalışma frekansı ile ile kanatların rezonansa gireceğini öngörememilerdir. şirket uzun süre hatasını kabul etmemişir. uzun sren yargı sürecinin sonucunda hata kabul edilmiştir ancak bundan sonra da çeşitli hukuksal engellerle getirilen çözüm önerilerinin uygulanmasını engellemektedirler.
itü'den köprüyü inceleyen bir ekibin hazırladığı raporun, hatanın kabul ettirilmesinde büyük etkisi olmuştur. getirilen çözüm önerilerinden birisi hidrolik motorun silindir çaplarının değiştirilmesi (yanılmıyorsam daraltılması gerekir) bir diğeri de dinamik titreşim sönümleyici kullanılmasıdır. başka çözüm önerileri de getirilmiştir ancak hepsi zorlu ve maliyetli çözümlerdir.
1550 yıllarında; leonardo da vinci tarafından dönemin padişahından (sanırım ı. ahmet di) yapımı için izin istenen, ancak hem istanbula bir yabancının bir inşaat yapmasını hazmedememe, hem de birleştirilecek olan tarihi yarım ada ile pera'nın kesin bir şekilde müslüman gayri müslüm olarak ayrılmış olmasından dolayı, orayı birleştirmeye gerek duyulmaması ile, yapımına o zaman izin verilmeyen ancak yaklaşık 300 yıl sonra aynı yere yapılan köprüdür.
ilki hasköy ile feshane taraflarına 19 yy. ortalarında yapılmış, sonra 1911de alman şirketi man tarafından karaköy eminönü arasına yapılmıştır.
ancak o köprü şimdi halişçin içlerine doğru çekilmiştir. şimdi yapıla köprü 1990ların yapısıdır ancak, dünyada üzerinde yemek yenen tek köprü olma özelliğini 1911 yılından beri devam ettirmektedir.
eski galata köprüsü, yandıktan sonra çocukluğumun geçtiği evin karşısına getirilip konulmuş, o zamanlar en popüler olan balat-hasköy arası sandal yolculuğu hadisesini bir anda bitirmiştir. ne yalan söyleyeyim, köprünün yanmış olmasıysa beni bir çocukluk eğlencesi olarak karşıya yürüyüp gelme lüksünü istanbul'un çok da revaçta olmayan bir semtinde yaşamama sebep olması sayesinde sevindirmişti.
ben oralardan uzaklaştıktan birkaç sene sonra haliç'te su sirkülasyonunu ciddi anlamda engellediği gerekçesiyle (bişlenler bilir, bir ara eyüp-sütlüce arası adeta yürüyerek geçilebilecek hale gelmişti.) köprünün kanatları açıldı ve orada şimdi atıl biçimde öylesine bekliyor. orada ne zamana kadar duracak belli değil.
kendisi ne kadar güzelse restorant önlerinde sizi kolunuzdan çekip içeriye sokacakmış gibi yarışan garsonları da o kadar güzel!
-girmiyorum canım kardeşim. anlayın n'olur.
kendine has uslubu olan belki de tek köprüdür istanbulda. eminönünün o civcivli kalabalığından kaçmak için değil, aynı karmaşayı bir de içerken hissetmek için birebirdir. kimi zaman dedikodu yeri, kimi zaman ağri dağının eteğidir bu eski köprü.
altını görmek isteyenler kasımpaşa sahilinden kalkıp sirkeciye giden takalara binebilirler.istanbul içindeki en keyifli rotalardan biridir bu. köprünün ayaklarının oluşturduğu perspektif müthiştir.
(bkz: alttan bakmak)
haliç üzerindeki ulaşımı sağlayan köprülerden en sevdiğim olanı .ne zaman eminönünden karşı tarafa veya karşıdan eminönüne geçecek olsam mutlaka yürüyerek geçerim köprüyü asla binmem tramvaya falan ,o denizin muhteşem kokusunu serinliğini dalgasını manzarasını, beni bir süre idare etmesi için güzeelce içime doldurur depolarım.
altında balık lokantaları barındıran köprüdür, garsonlarıda bir o kadar yüzsüzdür, neredeyse kolunuzdan çekip oturtacaktır masaya. ama işlevsel anlamda eminönünden galataya doğru farklı bir dünyaya girişin en meşhur geçit yoludur.
''.......köprüde durunca bir saat içinde bütün istanbul'un geçit yaptığı görülür. bir şey görebilmek için köprünün küçük bir yerini seçmeli ve hep oraya bakmalıdır. oraya buraya bakınca göz iyi görmez olur, zihin karışır. kalabalık, her grubu, bir halkı temsil eden bin renkli kocaman dalgalar halinde geçer...''
o bir saatlik zaman diliminde köprüden geçen insanları sayfalarca anlatmış. okurken bile insanın zihni karışıyor. bir kaç örnek vermek gerekirse;
koskoca yüklerin altında iki büklüm olmuş türk hamalı
etrafa kaçamak bakan bir ermeni kadının bindiği sedef ve fildişi kakmalı bir tahtırevan,
beyaz burnuslu bir bedevi ile ipek sarıklı ve mavi kaftanlı ihtiyar bir türk
atının üzerinde işlemeli bir ceket giymiş tercümanıyla genç bir rum
sırma şeritli bir vardacının koştuğu avrupalı bir sefirin arabasına yol veren mahruti koca külahlı, deve tüyü hırkalı derviş
kalpkalı bir sürü iranlı
iki yanı yırtmaçlı sarı bir cübbe giymiş yahudi
sırtındaki çuvalda çocuğunu taşıyan saçı başı dağınık bir çingene kadın
asası ve dua kitabıyla bir katolik papazı
atı üzerinde destur savulun diye bağıran bir haremağası
mor ve yeşil feraceler giymiş, beyaz yaşmak bağlamış harem kadınlarını taşıyan çiçek resimleriyle süslü araba
kucağında maymunuyla afrikalı bir esir beyoğlu hastanelerinden birisinin rahibesi
falcı kılıklı bir arnavut
koyun postuna sarılmış bir tatar
süslü püslü eşeğine binmiş bir türk
arap atının üzerinde küçük bir şehzade
bir yük arabası
kırmızı bereli, uzun saç örgülü bir rum
siyah faldettasını başına geçirmiş bir maltalı
eski yahuda kıyafetinde bir musevi
alacalı bulacalı kahire şalına sarınmış bir zenci
hayalet gibi baştan aşağı kapkara giyinmiş trabzonlu bir ermeni
ata binmiş bir rus kadını cezayir askerlerine benzeyen imparatorluk askerleri
dize kadar inen kaba ceketleri ve etrafı kürklü külahlarıyla bulgarlar
başlarını örten sırma çubuklu yağlıklarıyla suriyeliler
parlak meşin kasketli ve beli madeni bir kemerle sıkılmış gömlekleriyle gürcüler
atları üzerinde sert görünümlü çerkesler mekke'den gelmiş hacılar
yaldızlı sandıklarıyla kundura boyacıları
zabitler
silah deposuna benzeyen zaptiyeler
hotanto venüsü gibi görünen zeybekler sırp karadağlı don kazağı
ukrayna kazağı kürt dürzü
.
.
.
.
diye sayfalarca devam ediyor ve insanın okurken bile başı dönüyor. istanbul o zaman tam bir dünya başkentiymiş hissi veriyor ve amicis bunu şu sözleriyle çok güzel ifade ediyor
''.........sadece çıplaklık bile insanı hayrete düşürür. arnavutluk'un süt beyaz renginden, orta afrika'nın kara rengine ve darfur'un mavimsi kara rengine kadar insan derisinin her türlü boyası burada görülür.
bilen bir göz bu ummanın içinde karaman ve anadolu, kıbrıs ve girit, şam ve kudüs kıyafetlerini, dürzüyü, kürdü, maruni'yi, hırvatı ve nil'den tuna'ya fırat'tan adriyatik denizine kadar yayılan karmakarışık cemiyetlerin sayılamayacak kadar çok olan başka çeşitlerini birbirinden ayırabilir.....''
ne diyelim, şimdi üç beş millet doğru düzgün bir arada yaşamayı beceremezken, bundan neredeyse 200 yıl önce millet çeşitliliğini hadi bir kenara koyalım, nerdeyse her dilden, dinden, her türlü kılık kıyafette, değişik örf ve adetlere sahip insanlar seyyahların kaleminden köprü üzerinde resmi geçit yapıp bize selam ediyor.