güneydoğu sendromu 

 sayfa  / 2
adana çık aradan

  1. güneydoğu'da savaş ortamında yapılan askerliğin,insanın tüm hayatını etkileyecek kalıcı bir tahribata yol açan olguya verilen ad.egsoz patlasa korkar,saklanacak yer ararım hala.lunaparka gitmiştim askerlik sonrası (ne işim varsa orda?) atış standlarındaki kükürt kokusu ogün bugündür uzaktan da olsa lunapark gördüğümde korkmama yol açar hala.oğlum: "lunapark'a gidelim baba" derse ne yapacağım bilmiyorum. yaşadığımız çevrede lunapark yok şimdilik.
    (metropolsalagi, 01.09.2007 16:01)


  2. tunç'un askerliği bitmiş;benimse ilk iznimdi.aylar sonra savaş ortamından çıkıp insanların içine karışmanın verdiği tarif edilmez bir heyecan vardı ikimizde de. uçakla ankara'ya indikten sonra tunç:"bir-iki gün ankara'da kal,babamın arabasını alırım,takılırız,sonra gidersin memlekete dedi. cazip geldi,zaten bunalmışım,sivil giyimli kalabalık görmeye susamışım...ilk gün mithatpaşa caddesinden kızılaya doğru iniyoruz,tunç direksiyonda.postaneyi geçerken ikimiz de duyduğumuz sesle kontrolu kaybettik,ben bulunduğum ön koltukta başımı eğip,önümdeki boşluğa gizlenmeye çalıştım. tunç da başını eğmiş o ara,haliyle arabanın direksiyon hakimiyetini de yitirmiş.
    ........herhangi bir hasar ya da kaza olmadı.araba koca caddenin karşısında durmuştu ve trafiğin o kadar yoğun olduğu o caddede ikimize de hiç birşey olmamıştı. peki ne olmuştu da biz kontrolden çıkmıştık? rabayı yolun sağ tarafına geri geri giderek park ettik,şoku atlatmaya çalışıyoruz. işte o anda bizi kontrolden çıkaran o sesi duyduk. belediyenin elemanı almış kompresörü eline kazı yapıyordu,mg3 sesine benzeyen o korkunç sesi makineden çıkartarak.
    (metropolsalagi, 14.09.2007 14:32)
  3. izne gelmiştim.sırtımdaki bir rahatsızlıktan dolayı askeri hastanede rontgenimin çekilmesi gerekiyordu. cadde kenarındaki hastanenin müracat kısmında sırtım caddeye dönük halde kayıt yaptırıyorum. birden, kendimi dizlerimin üstüne çökmüş,başımı ellerimin arasında buldum. sonra doğruldum,kaydımı yapan yazıcı asker bana bakıyordu şaşkın şaşkın;ben de ona. caddeden geçmekte olan arabanın egzos patlama sesini g3 otomatik silah sesine benzetemezmiydim yani?
    (metropolsalagi, 15.09.2007 16:17)
  4. bir kaç gün olmuştu biteli askerliğim. cem'i aradım,aynı dönemde yedeksubay okulunda okumuş,güneydoğu'nun ayrı yerlerinde yapmıştık askerliği. birbirimizi sağ görecek olmanın heyecanıyla bir yerde buluşacaktık:

    -metro:alo! cem,hadi görüşelim oğlum,sıkıldım ben evde yaa!gelen,sarılan,okşayan..öff yaa!

    -cem:tamam,nerde buluşalım?

    -metro:x cafe'de.

    -cem:nerden geleyim?

    -metro:........? (cem doğma büyüme oralarda zaten)

    -cem:alo! yol emniyeti alındı mı? nereden geleyim diyorum?

    -metro:cem boşver,bugün olmasın.
    (metropolsalagi, 15.09.2007 16:24)
  5. (bkz: mehmedin kitabı)
    (ütopya, 15.09.2007 16:42)
  6. (bkz: güneydoğudan öyküler)
    (bkz: 5 tim)
    (strateji, 15.09.2007 16:46 ~ 25.10.2007 03:02)
  7. en iyi askerimdi.bir hafta sonra bitecekti askerliği.geceleyin mevzideyiz,o'nun bulunduğu mevzi bulunduğumuz tepenin uç kısmında,bana 10-15 metre kadar mesafedeydi. bir karaltı yaklaştı. o'ydu:

    -komutanım korkuyorun ben!
    -saçmalama! ne korkması,git yerine!
    -korkuyorum ben komutanım,bir hafta kaldı,hasan daha iki aylık,hiç görmedim oğlumu.

    o'nun yanıma "korkuyorum" diye gelmesi en son ihtimaldi benim için,çünkü en cesur,uçarı,deli askeriydi timin;biz ondan korkardık genelde,bir çılgınlık yapar diye. çaresiz, gittim onunla birlikte, aynı mevzide,o'nunla sabaha kadar bekledim. o ne mi yaptı? sabaha kadar uyudu komutanına yaslanarak,belki de hayatının en güvenli uykusuydu bu
    (metropolsalagi, 15.09.2007 16:47)
  8. var olan zorunlu hizmetten dolayı öğretmen adaylarının da yaşadığı sendromdur
    (du, 15.09.2007 16:54)
  9. bir gece-sabaha karşı- askerlerimin bulunduğu mevziden bir takım sesler geliyordu. baktım,askerlerin hepsi uyanık. gelen sesi merak edip sürünerek mevziye yöneldim. (zira komando harekatında arazide yapılacak her türlü hareketin bazı koşullara bağlı olarak disiplin içersinde yapılma zorunluluğu vardır.) mevziye varınca askerlerden birini kumanyasını açmış halde yemeğini yerken buldum.

    metro:n’apıyorsun oğlum?
    asker:yemek yiyiyorum komutanım
    metro:onu görüyorum;nezaman yemek yiyeceğinizi,uyuyacağınızı,kalkacağınızı,hatta hangi durumlarda osuracağınızi bilmiyor musunuz lan it!
    asker:evet komutanım biliyorum ama,ne zaman öleceğimi bilmiyorum. onun için aç ölmek istemiyorum.
    metro:bir daha tekrarlarsan seni ben vururum.
    asker:olur komutanım.
    metro:…….??
    (metropolsalagi, 09.10.2007 15:36)
  10. yaşanmışlıkların bıraktığı izlerin silinmemesinden, can güvenliği endişesinden kaynaklanan psikolojik bozukluktur. güneydoğudan döndüğünüzde bile üstünüzden atamazsınız. özellikle çatışma bölgelerinde bulunduysanız askerliğiniz/göreviniz bitip güvenli bölgeye(batıya) döndüğünüzde bile hep bir tedirginlik içinde yaşarsınız. en ufak bir ayrıntı acı dolu anıları çağrıştırır.

    30 ağustos zafer bayramında tüm halk gururla tankları ve panzerleri alkışlarken sizin kaçacak delik aramanız bu yüzdendir.
    (jassmine, 09.10.2007 15:49)
  11. sabaha karşı buz gibi havada,kahvaltı yapmadan,sürekli ertelenen ve insanda müthiş bir stres yaratan konvoy,nihayet beni de içine alarak varacağım yere getirmişti. gelirken gördüğüm sarp kayalar,daracık yollar,zaman zaman gökyüzünü kapatan dağ sırası gözümü korkutmuş “buradan çıkış yok,buraya kadarmış,keşke ardımda bıraktığım hiç kimse olmasaydı” dedirtmişti bana için için.

    aldığımız eğitim sonrası gittiğim asıl görev yerinde ilk günümdü. bana verilen askeri kıyafetleri terziye ölçülerime göre yaptırırken birden boğuk bir gürültüyle birlikte sarsıntı oldu. silahını kapan dışarı çıkıyordu. beş dakika içinde önce silah,ardından bir telsiz edindim.
    bana gösterilen mevzideki yerimi aldım.zaman zaman telsiz muhaberatına katılıyor,rapor veriyordum henüz yüzünü bile göremediğim diğer birimlere.

    yumurtadan çıkınca ayışığında denize yönelen karetta gibiydim,her şey birden başlamıştı.
    (metropolsalagi, 09.10.2007 16:08)
  12. operasyonun yirmialtıncı günündeydik.zirvelerden düzlüğe inerken tek haneli bir mezra da arama noktalarımızdan biriydi. yapılan telsiz anonsunda mezradaki evin araması görevi benim komuta ettiğim time verildi.güneş henüz doğmuştu. eve girdik. sürüsünü otlatmaya çıkaracak olan genç çoban karşıladı bizi.

    metro:evi arayacağız.
    çoban :arayın gomitanım
    metro: (aramayı yapacak iki askere dönerek) sadece şüphelendiğiniz yerlere bakın,hiçbir şeyi dağıtmayın,yere atmayın.
    çoban:ayran içer misin?
    metro:sağol,fazla kalmayacağız;sen de işinden olma sürüyü bekletme.
    çoban:çay,yufka istemeyecek misin?
    metro:hayır,erzağımız var,sadece su varsa eğer…
    çoban:suyun altında bir de samanlık var,oraya da bakmak ister misen? (oysa hiç dikkatimizi çekmemişti orası,sığınak gibi bir yerdi)

    …….arama tarzım çobanın dikkatini çekmiş olmalı ki,dayanamayıp bir ara geldi yanıma:

    çoban:ordu malı mısen gomitan?
    metro:hayır,öğrenciydim,okul bitti,askerlik………
    çoban:diğerlerini dışarıda bırakmandan belli (astsubay ve uzman’ı kastederek)
    metro:…….??
    çoban:gahvaltılık var,otur hele.

    …….meşe odununun ateşi üzerindeki mavi çaydanlıkta demlenen çay,kaymak,çökelek,bal,yufka,ceviz…..yirmialtı gündür ağzımda hep aynı konserve tadı.
    hayatımın en güzel kahvaltısı ve en önemlisi çobanın değer yargısı neticesinde ödüllendirilişim. kim dost,kim düşman hala bilemeyişim….
    (metropolsalagi, 09.10.2007 16:44)
  13. yıllar önce ankara'nın bahçelievler semtinde, -10 derecelik itdonduran soğuğunda,sevgilinizle yağan karın ardından buzlanmış caddede şarkılar söyleyerek yürürken,bugün benzer bir ortamda kaldığınızda terörist ateşinin başınıza çığ düşüreceği korkusunu hala yaşamanız sonucu kavramların hayatınızda anlam erozyonuna yol açmasını kimseye ifade edemeyişiniz......
    (metropolsalagi, 11.10.2007 16:44)
  14. sabaha karşı iki suları operasyon hazırlığı:

    metro>(posta’ya seslenir)fazladan kar elbisesi buldun mu,varmıy mış?
    posta>varmış komutanım,işte bunlar.
    metro>iyi de bunlar kanlı,kimin di bunlar?
    posta>x……..’in komutanım.
    metro>hangi x…….’in?
    posta>hani şu götünden vurulan var ya,geçen çatışmada….şehit olan.
    metro>ne biçim konuşuyorsun lan sen öyle!
    posta>ama komutanım,gerçekten götünden vurulmuştu,ehihi.
    metro>gülecek başka bir şey bulamadın mı? it!
    posta>neye gülcez ki başka komutanım böyle bir yerde?
    metro>……????

    ……an gelir allak bullak olur düşünceleriniz. trajedi bir anda durum komedisine dönüşür.
    (metropolsalagi, 12.10.2007 10:52)
  15. güneydoğu sendromu hiç geçmedi hep vardı.aslında 1992,1993 gibi sular çekilmiş gibiydi terör daha da azalmış,daha da insancıl yaşıyordu askerler ve aileleri.ama hiçbir zaman bitmemişti oradaki terör sadece bir kenara çekilmiş uygun zamanı bekliyordu.zaman geldi helikopter düşürdüler bize helikopter düştü diye yansıtıldı,zaman geldi şehitler verdik küçük bir çatışma dendi.ama öyle bir zaman geldi ki artık hiçbir şeyi saklayamaza hale geldiler...zaman geçiyor hala güneydoğu sendromu var 14 15 yıl geçti aradan değişen bir şey yok.o zamanki küçük çocuklar büyüdü şimdi biraz daha nefret dolular belki oradakilere.zamanında nice şehit verdiler,bazıları gazi oldu.her gün olmayan kollarına,bacaklarına bakıp yeniden hatırladılar olanları.bu kadar maddi ve manevi kayıp varken güneydoğu sendromu hiçbir zaman bitmez kendimizi kandırmayalım lütfen.
    (bitter sweet, 12.10.2007 16:31)
  16. bizim sıcak yataklarımızda güvenli yatabilmemiz için görev almış gazilerimizin askerlik sonrası düştüğü psikolojik travmadır. devletin bu sorun üzerine acil tedbirler alması gerekir.
    (dünyayı kurtaran adam, 19.10.2007 10:10)
  17. hiç unutulmayan, ara ara aklınıza gelip sırtınızda ürperme yaratan çocukluk anılarıdır, her an her yerde patlayabilecek bomba paranoyası, takip edilme korkusudur. nereden geleceği belli olmayan bir tehlikenin yarattığı mide kramplarıdır.

    askeri lojmanlarda sıcacık evinizde televizyon izlerken gelen tehdit telefonu, 9 katlı apartmanın boşluğunda dolaşan, dilininizi korkudan lal eden siyah kar maskeli adamdır.

    2km. uzaktaki okulunuza zırhlı askeri araçla gitmek, bunun nedenini düşündükçe dizlerinizin bağını çözdüren, hiç bitmeyen paranoyadır.

    bulunduğunuz binanın 100 metre yakınındaki alana inen helikopterden çıkan yaralıları, ölüleri izleyip günlerin daha daha ve daha hızlı geçmesi için dua etmektir. akşam yemeği için oturulan masada kimsenin konuşmak istememesi, zaplanan akşam haberleri... bitmek bilmeyen kabus yılları. (bkz: 90larda çocuk olmak)
    (neathien, 19.10.2007 10:35 ~ 12.12.2007 16:59)
  18. çocukken mahalle maçlarında yaptığımız bir “uğur bozma” hareketi vardı:karşı takım penaltı atışı kazandığında,topu koyduğu noktada atışı yapmadan önce birimiz gider topa hafifçe dokunur,böylece penaltının uğurunun kaçacağına inanırdık. tabi ki olacakların önüne geçemezdik,gol olacaksa da olurdu.

    …..ora’da bulunduğum süre içinde hiç ailemi aramadım,imkanım vardı elbette. üs bölgesinde olduğumuz sürece istediğim zaman arayabilirdim. fakat o ana kadar sağ kalabilmenin verdiği esrarengiz mutluluk “büyünün bozulacağı” inancıyla elimin telefona gitmesini hep engelledi. “ya konuştuktan bir gün sonra tv’de benim ismimi şehitler arasında duyarlarsa?” diye.

    büyü bozulmamalıydı.

    ora’dan döndükten sonra,kızkardeşimle konuşurken laf döndü dolaştı ben ora’dayken edilen telefonlara geldi. “ne zaman seni arasam temizlikte diyorlardı;o kargaşada temizlikte mi yapıyordunuz?” diye sordu. şaşırmıştım. “ne temizliği?” diye sordum ve cevabını da kendim buldum: anlaşılan santraldaki asker de büyünün bozulmasından yana değildi. biz operasyondayken,tüm aramalara “onlar temizlik yapıyorlar şu anda,telefona gelemezler” diye cevaplıyormuş.
    (metropolsalagi, 19.10.2007 12:58)
  19. öyle bir ortamda insanın en çok ihtiyaç duyduğu şey gülebilmektir. ancak gülmek için fazla materyal de yoktur. eldeki malzemeden durum komedisi yaratmak zorunda kalır,ağlanacak durumda gülme krizine girersiniz istemeden. bir gün,uzun süren bir operasyon sonrası üs bölgesinde timdeki askerlerle sohbet ediyoruz:

    >asker: komutanım bizim tim kaç kişi? (biraz safça olan bu asker timin en sonunda yer almıştı son operasyonda)
    >metro:nasıl kaç kişiydik? oğlum! timin en sonunda sen varsın ya zaten;e arada bir timi intikal halindeyken saydığımıza göre son sayı sensin bu durumda,haliyle bilmen ger……..??
    >asker:……ben…ilk günün gece intikalinde….??
    >metro:ulan! 22 kişiyiz biz hödük! arkanda biri daha mı vardı yoksa?
    >asker:………
    >metro:sen kaç saydın ilk gün kendini?
    >asker:22 komutanım.
    >metro:o halde? arkandakiyle 23 olur. o da sayıyor muydu senden sonra?
    >asker: evet. 23 diyordu.
    >metro:hassiktir? ne kadar sürdü bu durum?
    >asker: x….yaylasından y…mezrasına kadar bir-bir buçuk saat filan.
    >metro:oğlum amcalar (terörist) takip etmiş seni ve dolayısıyla timi.
    >asker:…………? (şaşkınlığının zirve yaptığı an)
    >metro:bunlar dağda yaşadıklarından abaza olurlar,baktın mı arkana?değdirmiş olmasın sana bu arada? salağım benim!
    >asker:……terörist..? n’eydem ben şimdi? (aydınlıydı.hem aklı karışmış,hem de şivesi çoşmuştu.bütün tim bu arada kahkaha krizine tutulmuştu)
    >metro:bir daha senden sonra arkandan sayı veren olursa,dön ve vur onu.
    >asker:olur…emredersin komt…..


    …..bu askerin olayın vehametini kavraması biraz uzun sürdü. bize de günlerce gülecek bir mevzu çıkmıştı.
    (metropolsalagi, 24.10.2007 12:45)
  20. (bkz: yazı tura)
    (carlsoloman, 24.10.2007 13:44)
  21. sessizlik bazen çok sinir bozucu olur. salt kulağın işittiği sessizlik değil kastettiğim;günlerce herhangi bir şey olmaması,her şeyin çok yolundaymış gibi görünmesi “…iyi de madem öyle,benim burada ne işim var?” diye sordurur insana. işte o andan sonra sıkıntı başlar için için:”neden bir şey olmuyor,niye çatışma çıkmıyor,bir şeyler olması lazım…” gibi homurdanmaların sonu gelmez bir türlü. hatta bu durum tim içersinde zaman zaman sebepsiz yere ufak tefek tartışmalara bile sebep verir. işte o zaman yapılacak tek bir şey vardır: gürültü yapmak. gündüzse eğer sorun yoktur. arazi uygunsa konserve kutularına 25-50 metreden nokta atışı yaparak hem iddiayı kazanmak,hem de üzerinizdeki stresin verdiği baskıyı azaltmak fırsatını yakalarsınız. yok, eğer gece gelirse bu sıkıntı anı işiniz gerçekten zordur. aynı dönem mezunu olduğumuz diğer timin asteğmeni gibi,gecenin ikisinde pusu halindeyken,durduk yerde aydınlatma fişeği attırır adama bu sıkıntı. haliyle her şey karmakarışık olur.
    (metropolsalagi, 02.11.2007 14:07 ~ 14:09)
  22. (bkz: kaliforniya sendromu)
    (x sentos, 12.11.2007 16:00)
  23. güneydoğu’da ölümler havan mermisinin açtığı çukur gibidir. atış anında büyük bir gürültüyle merminin namludan çıkış sesini yani ilk patlamayı duyarsınız. ancak merminin düştüğü yerde yarattığı gürültüyü ve açtığı çukurun büyüklüğünü ve nerelerde tahribat yarattığını göremezsiniz.

    bir gün üs bölgesinde bir asker dikkatimi çekti. yola çıkmaya hazırlanan konvoya dahil olan land roverin arkasında sürekli mırıldanıyor,kendi kendine garip sesler çıkarıyordu. merak ettim yaklaştım askere doğru…bir an gülmekle ağlamak arasında kaldım. asker,başı yere bakar vaziyette,ellerini bacaklarının arasına almış oturuyordu. gözleri boşluğa bakıyor,bir yandan da “burada!burda!sağdan geldi,tırrrt! dobohvffvzzt! chiuuvvvftt! brooommm! ro to to t oto tarrrt!”
    gibi ve daha başka türevleri olan ilginç çatışma efektleri yapıyordu kendi kendine.

    o’nu tanıyan birini çağırdım,sordum niye bu durumda olduğunu. hastaneye gidiyormuş. askerliği de bu nedenle bitti gibi bir şey dediler. sebep olarak: üs bölgesinde hasta olan bir devre arkadaşını ve aynı zamanda köylüsü olan,kendini o’na bakmakla sorumlu hissettiği bir başka askeri bırakıp operasyona katılmış. operasyon çok sert geçmiş,bu asker çapraz ateşte kalmış dakikalarca,sonra bir şekilde kurtarmış kendini ateş altından. nihayet operasyon bitip bölüğe dönmüşler. döndüğünde hasta arkadaşının öldüğünü öğrenmiş. bundan da kendini sorumlu tutmuş günlerce. sonunda bu vijdani rahatsızlık hastalığa dönüşmüş.
    (metropolsalagi, 14.11.2007 09:13)
  24. (bkz: oğuz kağan'ın türklük duası)
    (atlantis, 14.11.2007 10:30 ~ 10:31)
  25. orjinali vietnam sendromu olarak bilinen ancak ülkemizde bu isimle anılan, vicdani olarak yapılanlardan ve kişinin yaptıklarından utanması, ölüm, öldürebilme, ölme gibi kendi değer yargılarıyla çelişen şeyler yaşadığında, kendi normal hayatına geri döndüğünde ayak uyduramama, alkol bağımlılığı, içine kapanıklık, agresyon, konuşmama, özellikle gece gelen sokak seslerinden korkma, uçak, helikopter sesleri duyduğunda aşırı tepkiler verme, saklanmaya çalışma, uyuyamama, sık sık uyanma, sıklıkla rüyada geçmişte yaşanılanların tekrarı, ve ilerleyen safhalarında intihara görürebilecek halusilasyonlarla kendini gösteren bir rahatsızlıktır.

    türkiye'de çoğunlukla batı illerinde doğup büyümüş, rahat bir hayat sürüp güneydoğuya askerlik yapmaya gitmiş askerlerde, çocukluklarında aile içi cinsel istismara maruz kalmış kişilerde görülür. sanıldığı üzere güneydoğu'da başlamaz aksine semptomlar kişiler bıraktıkları hayatlarına geri döndükten sonra yaklaşık 1 ay sonra ile 6 ay arası ortaya çıkar. tek başına bir rahatsızlık olarak sınıflandırılmaz travma sonra stres bozukluğu olarak adlandırılır. çoğunlukla bu durumda kişilere majör depresyonda eşlik etmektedir.
    (kurutulmus kelebek, 14.11.2007 11:45)
 sayfa  / 2