dünyamızın birinci dereceden ısı kaynağı ** şarkılarda da kendilerinden sıkça faydalanılır
ulaşılmaz olması onu ayrıcalıklı kılar
(bkz. güneşli şarkılar)
* *
faklı bir bakış açısıyla cehennemi simgeleyen, evrenin küçülmeye başlaması güneşi
n dünyayı yutmasından sonra(yani kıyamet) ruhların dünyanın elektriksel alanının yok olması ile dünyadan kurtulması ancak dünyada ruhlarını yaptıkları eylemlerle yeterince doyuramayan ruhların güneşin etki alanından kurtulamayarak sonsuza kadar orada kalacakları, ruhlarını güçlendirmiş kişilerin ise bu sırat köprüsünden bir şimşek hızı ile rahtça geçecekleri, cehennem diye adlandırılan ceza yeri...
kıyamet kopmaz ve biz kendi başımızı yemediğimiz sürece 3 milyar yıl sonra bizi yiyecek olan canavar.
olay basitçe şöyle olacak...:
şimdilik samanyolunun küçük-orta boylu (uzaycılar daha iyi bilir gerçi) sarı yıldızlarından olan güneşimiz; gün gelecek ve tüm hidrojenini füzyon ile helyuma dönüştürdüğü için ömrü tükenecek. tabi füzyonun devamını getirebilmek için iç reaksiyonlar (max düzensizlik-min enerji prensibiyle) devam edip helyumlar füzyona uğrayacak.daha büyük çekirdekli metallere dönüşmeye başlayacak.aşırı enerji yüzünden yarıçapı büyüyüp kırmızı deve dönüşecek,jüpiterin kapısına kadar dayanacak (yaklaşık 1 milyon dereceyle biz gümbürtüye gitmiş olacağız).ardından ters bir reaksiyonla büzük kadar kalacak ve sarı cüce adını alacak.bir ihtimal:belki kara deliğe de dönüşebilir.
eeee ehhm; bunları hiç kimse görmeyeceği için bizi bu hikaye hiç ilgilendirmiyor.eğer üst paragrafı okuyup indiyseniz ya sabır küpüsünüz ya da salak afedersiniz.*
trilyonlarca benzeri var. ama bizim için önemli olan o. bize yaşam sağlıyor ve bizden herhangi bir şey beklemiyor. biz onu tanımaya çalıştıkça kendini bizden saklıyor, sinirleniyor patlıyor. yaklaşmaya çalıştıkça yaşama reddiye çıkararak yok etme gücünü kullanıyor.ona çıplak gözle bakmamıza dahi izin vermiyor. her gece ortalıktan kaybolup değerini anlamamızı bekliyor. onunla uyuyup onunla uyanmamızı, saatlerimizi takvimlerimizi ona göre ayarlamamızı şart koşuyor. her şey gibi o da yaşlanıyor. gün geçtikçe cansızlaşıyor, donuklaşıyor ama kudretinden ve korumacılığından hiçbir şey kaybetmiyor. azalan parlaklığıyla da etkili olmanın koşullarını biliyor. bizi o derin etkinin altında tutmasını beceriyor. güle güle yansın. o olmasa biz ne yapardık.
takvim arkalarında devamlı bir yerlere (aslana kovaya yaya falan) girdiği söylenen gök cismi ve dünyamız için en bir şahanesi. hele bazen o ışınları dik ya da dike yakın açılarla göndermiyor mu hastasıyım o anlara ah ah.
70ler ve 80lerden türkmen bir rock gurubu. klavyelerin gitarların baterinin yanında saksafonlar trombonlar ve yerel enstrumanlar da var müziklerinde. progressive ve yerel ögeler ile harmanlanmış çok güzel müzik yaparlar. hani barış mançonun anadolu türküleri ile karışık progressive dönemi türünden. enstrumanlarına hakim grup üyeleri ses olarak da oldukça duygulu kişiler. sözler ise biraz uğraşınca anlaşılacak türden. sınıflamayla kafayı bozmuşsak bizdeki olaya anadolu rock denilmesinden hareketle maveraünnehir rock yapıyorlar da diyebiliriz, hani isim olarak da güzel durmuyor değil.
25. istanbul film festivalinin, ve hatta bütün film festivallerinin görüp geçirebileceği en berbat filmdir zannımca, bi yerde artık -ben dahil- insanların sinirden güldüğüne şahit olmuşluğum vardır.
ay sevdalısı., aydınlık., ışığın etrafına toplanan sinekler gibi gezegenlerin etfafında dizilmesi, dönüp durması., kendisinden daha kuvvetli, daha büyük milyonlarca yıldıza rağmen sadece bize daha yakın diye gecemize gündüzümüze karışması.. ilahi bir kuvvetin varlığını hatırlatması sonra..