bir sevgiliye verilebilecek çok güzel hediyelerden bi tanesi.hele son zamanlarda gıda boyası sayesinde mavi ve yeşil gibi alıcı renklerde de bulunabilir çiçekçilerde.
18 ayrı tondaki çeşidini bahçemde yetiştirdiğim, çiçeğinden, yağından, öz suyundan, afrikada yetişen özel bir türünün ahşabından, ilhamından * yararlanılan faydalı bahçe süs (!) bitkisi.
sürgün verirdim senin yüreğinde
körpe bir güldüm elinde.
kopartın çok zamansız
evcil değildim ben
soldum ergenken
veren allah alır
gülün hatrı kalır
artık erkeğim değilsin
başka kadının var...
ayak seslerini sık nefeslerini
akşam ayıp heveslerini
bazen ağzımda bulurum dudak izlerini
oysa artık benim hakkım değilsin...
aslında bir çeşit dikenli çalı olan gül, güzel kokusu ve çeşitli renklerdeki muhteşem çiçekleri ile çağlardan beri insanları etkilemiş ve bütün kültürlerde her zaman çok özel ve seçkin bir yere sahip olmuştur.
hafız'dan ronsard'a, yunus'tan tangore'a, hayyam'dan goethe'ye, fuzuli'den rilke'ye kadar bütün dünya şairlerinin üzerinde birleştiği tek çiçek güldür.
divan edebiyatının en yaygın ve önemli mazmunudur. özellikle tasavvufi şiirlerde hz muhammedi simgeler. beşeri içerikli şiirlerdeyse sevgiliyi sembolize eder. yaklaşık 600 yıl süren divan edebiyatının 400 yılında kullanılmış, şairler için neredeyse bir mecburiyet, bir ustalık ibaresi halini almıştır.
bir kenan doğulu şarkısı.
çok bi' umutludur, kenan doğulu'dan sık çıkmayan manidar şarkılardandır, sözleri görüldüğü üzeredir..
gülümseyin, yarın dünden güzel olacak söz
üzülmeyin, sevenler ilaç olacak söz
bebek doğar insan sevinir
güneş doğar çiçek sevinir
zaman her şeyi çözer
küskünlük biter
bitmezse eğer
sen gül geç sev yeter
kadere inat hep gül sen yeter
üzülmeyin kara gün geçer
bembeyaz günler hep bizi bekler
gülümseyin, yarın dünden güzel olacak söz
üzülmeyin, sevenler ilaç olacak
bebek doğar insan sevinir
güneş doğar çiçek sevinir
zaman her şeyi çözer
küskünlük biter
bitmezse eğer
sen gül geç sev yeter
kadere inat hep gül sen yeter
üzülmeyin kara gün geçer
bembeyaz günler hep bizi bekler
gül..
gül kokuyorsun bir de
amansız, acımasız kokuyorsun
gittikçe daha keskin kokuyorsun, daha yoğun
dayanılmaz bir şey oluyorsun, biliyorsun
hırçın hırçın, pembe pembe
öfkeli öfkeli gül
gül kokuyorsun nefes nefese.
gül kokuyorsun, amansız kokuyorsun
ve acı ve yiğit ve nasıl gerekiyorsa öyle
sen koktukça düşümde görüyorum onu
düşümde, yani her yerde
yüzü sararmış, titriyor dudakları
şakakları ter içinde
tam alnının altında masmavi iki ateş
iki su
iki deniz bazen
bazen iki damla yaz yağmuru
mermerini emerek dağlarının
şiirler söylüyor gene
ölümünden bu yana yazdığı şiirler
kızaraktan birtakım şiirlere
büyük sular büyük gemileri sever çünkü
ve odur ki büyüklük
şiir insanın içinden dopdolu bir hayat gibi geçerse
o zaman ölünce de şiirler yazar insan
ölünce de yazdıklarını okutur elbet
ve senin böyle amansız gül koktuğun gibi
yaşamanın her bir yerinde.
gül kokuyorsun, amansız kokuyorsun
bu koku dünyayı tutacak nerdeyse
gül, gül! diye bağıracak çocuklar bütün
herkes, hep bir ağızdan: gül!
ve her şeyin üstüne bir gül işlenecek
saçların, alınların, göğüslerin üstüne
yüreklerin üstüne
bembeyaz kemiklerin
mezarsız ölülerin üstüne
kurumuş gözyaşlarının
titreyen kirpiklerin üstüne
kenetlenmiş çenelerin
ağarmış dudakların
unutulmuş çığlıkların üstüne
kederlerin, yasların, sevinçlerin üstüne
ve her şeyin üstüne bir gül islenecek.
bir rüzgar, bir fırtına gibi esecek gül
yıllarca esecek belki
ve ansızın dünyamızı göreceğiz bir sabah
göreceğiz ki
biz dünyamızı gerçekten görmemişiz daha
geceyi, gündüzü, yıldızları
görmemişiz hiç
tanışmaya komamışlar bizi güzelim dünyamızla.
öyleyse dostlar bırakın bu yalnızlıkları
bu umutsuzlukları bırakın kardeşler
göreceksiniz nasıl
güller güller güller dolusu
nasıl gül kokacağız birlikte
amansız, acımasız kokacağız
dayanılmaz kokacağız nefes nefese.
cemal süreya'nın mükemmel şiiri. tam anlamıyla derinlemesine bir gül şiiri... cemal süreya dersim isyanı sırasında göçe zorlanmış ailesiyle beraber henüz yedi yaşlarındayken trenle batıya bileciğe sürgün edilmiş ve annesini o zamanlar kaybetmiş annesinin adı da gül beyaz, annesi erzincanlı bir aleviymiş ve teni çok beyazmış.
sanırım bu dizeler daha çok geçmişi hatırlayak annesini düşünerek yazılmış. sürgün bir durum ve ortada bırakılmışlık duygusu. gülün en önemli özelliği beş taç yaprağın sürekli sarmal bir şekilde devam etmesi. şiirin de üç tane beş dizeden oluşması herhalde bu düşünülerek yazılmış. 5 sayısına vurgu yapılması ayrıca önemli pentagram insanı veya anadoluda elleri bacakları açık kadını simgeler. diğer bir olayda gülün hristiyanlıkta kutsal sayılması isa'nın kanının güle dönüşmesi hikayesinden dolayı, gül tarikatı bile var. ayrıca gülün simgesel anlamınında burda yazıldığına inanıyorum. üç bölümün; birinci bölümün dizeleri sarı gül (ayrılık) ikinci bölümün dizeleri beyaz gül masum saflık herhalde o çaresiz durumda annesini hatırlaması, üçüncü bölüm dizeleri ise kırmızı gül . şiirde felsefe olarak georges bataille nin cinsellik ve ölümün özdeşliği felsefesi hakim olduğunu sanıyorum.
gül
gülün tam ortasında ağlıyorum
her akşam sokak ortasında öldükçe
önümü arkamı bilmiyorum
azaldığını duyup duyup karanlıkta
beni ayakta tutan gözlerinin
ellerini alıyorum sabaha kadar seviyorum
ellerin beyaz tekrar beyaz tekrar beyaz
ellerinin bu kadar beyaz olmasından korkuyorum
istasyonda tiren oluyor biraz
ben bazan istasyonu bulamayan bir adamım
gülü alıyorum yüzüme sürüyorum
her nasılsa sokağa düşmüş
kolumu kanadımı kırıyorum
bir kan oluyor bir kıyamet bir çalgı
ve zurnanın ucunda yepyeni bir çingene
msn sayesinde cılkı çıkan, kendinden bıktıran güzel çiçek. msndeki toplam kız sayısın en iyimser tahminle yarısı isminin başına ve sonuna ekler bunlardan. profillerde üzerinde damlacıklar ile yer bulur. nasıl bir şarkı tavuk dönercilerin top 10 listesine girdiğinde kendinden bıktırıyorsa msn de aynı şekilde moda olan şeyden bıktırır.