|
|
- çok katlı yapı.
ilk gökdelen new york 'ta 1902 yılında inşaa edilen "flat iron building"dir.
- okuduğum bölümdeki dahi insanları ileride çok daha güzellerini yapacakları,yanlarından geçerken insan evlatlarının %90 ının kafasını kaldırıp baktıkları ve vay banasını bea dedikleri,devasa,hayvansal ama çok sevdiğim yapılar...
hanginizin var böyle şanlı tarihi?
kim dikti bu gökdelenleri?
diye de söylenen,okulumuza ait bi söylem vardır...(ameen, 22.03.2004 10:12)
- ingilizcesi "skyscraper" olan yapı.
- itü ve askeriye olmasa maslak yöresinde daha çok görülecek olan yapı çeşidi
- (bkz. götdelen)
- dubai international properties ile yapılan anlaşma sonucu yakında bütün istanbul'da görülecek yapı
(bkz: dubai towers istanbul)
- oldum olası kafama takılagelmiş kelime. tanımı şu: çok yüksek bina
bir gökdelenin bu sıfatı haketmesi için yüksekliğinin kaç metre olması gerekir? kimileri "en az 100 metre" olmalı der. kesin bir tanım yine de yok. etrafındakilere göre çok yüksek olan binalar gökdelen oluyormuş.
en son buna kafayı takmayı bıraktım. bizim köyde bütün evler tek katlıdır. ağalardan biri dört katlı bir bina yaptı. artık ona gökdelen diyorum. tekfen tower da umurumda değil sabancı kuleleri de... mutluyum artık.
- leventteki herhangi birinin tepesine çıkıp aşağıya sıçmak istediğim yapı.
(venom, 04.08.2006 16:32)
- neo-liberal çağın çıkmazlarını deşifre eden, bir şeyi saklamanın en iyi yolu olarak gözümüzün önüne konmuş bir imgedir gökdelen..
en iyi becerdiği şey insan evlatlarının, yaratılarının esiri olmaktır.. kendinden büyük olan saf bir 'yaşam'la yüzleşmeyi reddedip, yüzleşemeyeceği kadar büyük eserler üretmek, böylece acizliğini meşrulaştırmak, gerçek korkusunu el yapımı bir korkuyla örtmektir..
çevresini aydınlatmak ya da tümüyle karartmaktansa, ışığı açık bırakıp bir bez parçasıyla gözlerini örtmeyi tercih eser insan evladı..
tanrılar yaratır ve onlara köle olur..
dinler yaratır ve asla tutarlı bir ahlaki anlayış oluşturamamasının üstünü örter; kendi tutarsız eserini sorgulanamaz hale getirip, onu benimsemeye çalışır..
kavimlerinin yaşadığı toprak parçalarının etrafına kaleler örer; kendisinin aynısı olan diğerlerini bu yapıya bakmaya, ondan korkmaya, kendisinden ve kendisinin aynısı olandan uzaklaşıp üretilenin gölgesindeki bir lekeye dönüşmeye zorlar..
kendisi gibi olanlarla kurması gereken her türlü ilişkiyi biçimlendirir, onu sıkı kurallarla kuşatır; ve asla çözemediği doğasını kendi eserlerine hapsetmeye çalışır..
sürekli kanıksamayı, kökenini sorgulamadığı değerleri benimsemeyi ilke edinir..
ve neo-liberal çağa gelir insan evladı.. paylaşım sorununun dinamikleri, yarattığı kurgusal dünyada birincil öneme sahiptir artık.. her şeyi başa sarıp öyle yorumlamak, yenidoğan bir açılım, bir devinim, bir vurgu yaratmak hafızasında var olmadığı için, yine en iyi bildiği yönteme, kendi kirli tekerrürüne, yaratısına köle olma alışkanlığına yönelir insan evladı..
gökdelenler diker.. insanın görme menzilinin dışına taşacak boyutta, önünde dikeldiğinizde etkiye verdiğiniz tepkiyi tümüyle sönümleyecek boyutta gökdelenler diker.. kendisini ve kendisi gibi olanları bu el yapımı gücün karşısında diz çökmeye, ona itaat etmeye zorlar..
yarattığı sistemin, en tepesindekinden en dibindekine kadar; kendisine ve tüm kendisi gibi olanlara hükmetmesini sağlar..
herkesi kendisinin ve kendisini herkesin kölesi kılar..
aslında yükseldiği kadar alçaldığını, ve belki de daha önemlisi, alçaldığı kadar yükseldiğini anlamaksızın; gökle suyun maviliğini ayrıştırmaya, birini değerli, diğerini değersiz kılmaya çalışır..
oysa ki yaşam deniz seviyesinde ve hatta daha aşağısında başlamıştır..
ve insanın ondan uzaklaşma çabasıyla doğru orantılı kısalan bir zaman diliminde..
..orada sonlanacaktır..
ve bunu anlamaksızın, göğü delemeyen ve asla delemeyecek gökdelenlerini tahkim etmeye devam eder insan evladı..
- kelime fonetiği ve yarattığı anlam bütünlüğü olaraktan en çok sevdiğim türkçe kelimelerden biridir..herhalde bu kadar güzel betimlenemezdi, türkçeleştirilemezdi "skyscraper" lafı..
diğer favorim bilgisayar mesela..(zeus, 21.03.2007 14:06 ~ 14:09)
- (bkz: 2 ıfc)
(bkz: burj al arab)
(bkz: al faisaliah)
(bkz: union square)
(bkz: sears tower)
(bkz: taipei 101)
(bkz: westend kulesi)
(bkz: tokyo belediye binası)
(bkz: total fina elf kulesi)
(bkz: canary wharf kulesi)
(bkz: chrysler binası)
(bkz: transamerica piramidi)
(bkz: kraliyet merkezi)
(bkz: empire state)
(bkz: petronas kuleleri)
(bkz: pisa kulesi)
(bkz: john hancock merkezi)
(bkz: şangay dünya finans merkezi)
(bkz: özgürlük kulesi)*
(bkz: natwest kulesi)
(bkz: 21st kulesi)
(bkz: the gherkin)
(bkz: londra köprüsü kulesi)
(bkz: library tower)
(bkz: bilim ve kültür sarayı)*
(bkz: torre mayor)
(bkz: rialto kuleleri)
(bkz: woolworth binası)
(bkz: parlemento binası)*
- insanın kendini daha da küçük hissettiren, rakım olarak yükselmeyi sağlasa da psikolojik olarak aşağılara indirebilecek devasa yapılar.
uzaktan izlendiğinde azamet, büyüklük ve insan olmaktan kaynaklanan bir çeşit gurur sunarken, gökdelenler arasındaki sokaklarda gezerken daha bir kendini yapay alemde hissetme, daha bir karınca gibi değersizleşme duygusu verir.
alt kısımlarında iken, güneşten uzak kalma dolayısıyla yaşam gücü veren hormonların pasif kalması vs.., üst katlarında iken de topraktan uzak kalma, adeta plastik çiçek konumuna düşme yaşatır.
ve "kediler, tavuklar kuşlarla beraber; beyaz, sarı, mor çiçeklerle bezeli çamurlu sokaklarında yürünen koşulan, her daim hem çok uzaktaki bulutlarla hem de yanıbaşındaki karıncalarla tabiatın tabi ve asli parçası olarak görülen" pastoral kesitten uzak, yetiştirilmesi gereken kar maksimizasyonu ve güçlü rekabet sağlayacak tonlarca iş arasında adeta kocaman bir makinanın ufacık ve yıpranıp gidecek bir mekanik parçası ve anti depresan ilaçları mahkumu olmayı normalize eden büyük ana dişililerdir.
- (görsel: burj dubai/7043)
- tahsin yücel'in çok güzel bir romanı.
- ankara kızılay meydanında bulunan, neredeyse tüm ankaralılarca "gökdelen" olarak bilinen , 1959 yılında inşa edilmiş olan emek iş hanı. sadece 24 kaltı olan ve 76 metre boyunda ki bina inşaa edildiği senelerde ankaralılara pek bi gökdelen gelmiş denilesi binadır
- hakkındaki lirik betimlemeleri görünce hakkında kendimi bir kez daha sorgulamam gerektiğini fark ettiğim yapı cinsi. hazır kendimi sorguluyorken, ortaya atılmış fikirleri de gözden geçirmekte fayda var.
gökdelen kavramı ve tasarımı terminolojisi babında dünyada amerikanizm olarak anılan; fakat türkiye'de "anti-amerikanizm" olarak vuku buldurulan kavramın en önemli nesnesi ve bu sebeple ki tarihinin en ciddi saldırısında hedef olarak belirlenen lokasyonun bir gökdelen olması amerika için çok da şaşırtıcı bir durum değil. işin sosyolojik boyutu bir yana dursun; bir yapıdan çok bir statü ve kavram göstergesi olarak işleyen gökdelen aslında yeni bir icad olan asansörün insan için de kullanılabileceğinin fark edilmesi ve demirçelik yapı teknolojisinin (tüp sistem vs.) getirdiği olanaklar sayesinde olası yapı yüksekliğinin dörde katlanmış halinden başka bir şey değil. insanlık mutlak surette yaşayacağı normal bir sürecin ürünü, en az bir mağara kadar olağan bir yapı yani gökdelen, bunda anlaşalım. 19. y.y. dan beri üretilen "insanları hapseden, şehrin silüetini bozan kahrolası orospu çocuğu binalar bunlar" ilentisinin altında yatan şey ise bu başta belirttiğim amerika'da da dahil olmak üzere dünyanın her ülkesinde var olan ortak görünümlü farklı amerikanizm algısından başka bir şey değil. şindi nedir bu ortak görünümlü farklı amerikanizm algısı?
manfredo tafuri'nin amerikan gökdelenleri hakkında yazdığı metinlerde, bu yapı tipini amerikan kapitalist şehrinin pragmatik ve para üretmeye yönelik amaçlarının bir parçası olarak açıklar. tafuri'nin bu gözlemi yaptığı dönemlerde henüz modernizm tam anlamıyla inşa edilememiş ve dolayısıyla kabul ettirilememiş bir kavram olduğundan, haliyle inşa edilen gökdelenler klasik mimarinin özelliklerini taşıyan binaların dikeyde uzatılmış halinden farklı değil. gotik katedrallere öykünen çatılardan tutun tek bir yunan sütununu anımsatan, tepesi alınlıklı enteresan yapılar yapılıyor yani o dönemlerde. bu durum daha sonra modernizmin yaşadığı sancılı süreçten ötürü şimdilerde postmodernizm olarak adlandırılan yapım ve oluşum tekniklerini beraberinde getiriyor. "sanatsal bir biçimde düşünme" takıntısının bir ürünü olan bu teknik gökdelenleri bezemeye kadar gidiyor. şimdi bir düşün arkadaş, 76 metre inşaat yapıyorsun, adına gökdelen diyorsun, sonra gidiyorsun ona meyve tabağı kabartması (o dönemlerdeki bezemeler de "abi artık deyşik, soft bir şeyler yapalım" gazının etkisiyle tarihe değil doğaya öykünüyor) koyuyorsun. modern dünyada fuzuli görünen bu işlemin o dönemlerdeki zaruretini açıklamaya kalkışırsanız tafuri'nin üstünkörü analizinde haklılık payı olduğu açıkça görürsünüz, zira kâr etmeye endeksli kapitalist ekonomilerde bina pratiği dediğimiz şey, olası kârın elde edilmesi sonucunda artakalan meblağnın aktarıldığı ortamdan başka bir şey değildir. peki bu amerikalı fazla parasını harcayacak başka şey bulamadı mı? işin aslı hollywood ve gökdelen dışında bulduğu şeyler pek ciddiye alınmadı çünkü amerika, kurulum amacı gereği gücünü kendisi gibi çoğunluğun zulmüyle savaşmanın en iyi yolunun herkesin azınlık olması gerektiği fikrinden almayan diğer ulus devletlere "model ülke" olmayı hedefledi. yani şimdi gökdelen denilince aklımıza "kahrolası amerika" nın geliyor oluşu ile amerika denilince "kahrolası gökdelenler" diyor oluşumuzun arasında neredeyse hiçbir fark olmayışının suçu tamamıyla amerika'ya ait değil. suç dolayısı ile gökdelenlerde de değil.
nitekim ii. dünya savaşı sonrası avrupa'nın yeniden inşası için başlatılan seferberlik esnasında, gökdelen kavramı avrupalı mimarların gözünde her türlü kentsel meselenin çözümünü içeren sembolik bir anlam kazanır. bu uğurda bir dünya yarışma açılır, amerika'daki kadar fazla olmasa da buraya da gökdelenler inşa edilir. hatta günümüzde en olumlu gökdelen yorumlarının avrupalı mimarlar tarafınca yapıldığına dahi tanık oluruz. örneğin hollanda meşeli rem koolhaas adında bir amca çıkıp delirious new york diye bir kitap yazar, burada hakim görüşlere resmen meydan okuyan yorumlar getirir. manfredo tafuri'nin gerçek ideolojiyi saklayan şatafat timsalleri olarak kınadığı şey; koolhaas'ın gözünde azınlığın, yalnızlığın ve farklılığın sesine yer açma olasılığına sahip bir yapı tipidir. adam culture of congestion diye bir kavramın varlığından ve bu varlığın insan ufkuna olan getirisinden bahsediyor. başka bir deyişle gökdelenler başka bir açıyla metropolün insana dayalı potansiyel enerjisini depolamaya yarayan fanuslar da olabilir. her şey mümkün.
bir yapıyı ya da yapı tipini değerlendirirken gözetilmesi gereken sayısız parametre mevcut. istediğiniz parametreden yola çıkın, istediğiniz sentezi, yorumu, analizi yapın, isterseniz şiir yazın bir şekilde kendinizi "haklı", bir başkasını "haksız" görebilirsiniz; fakat bunu yaparken gözardı edilmemesi gereken bir şey vardır. o da modern dünyada oluşturulmuş eleştiri geleneğinin rekabet ve galibiyet gibi kavramlar içermediğidir, zira bu kavramlar eleştirinin kendisine has dinamiğini farklı noktalara çekme kabiliyetine sahiptirler. fakat yine de çoğunlukla iki yüzyıldır var olan ortak görü gereği horgörüyle karşıladığınız gökdelenlere küfrederek amerikan politikasının dünya üzerindeki etkisinin öcünü alabileceğinizi sanıyorsanız, "gökdelen bizi ezi", "gökdelen çok kötü bişee" yorumlarıyla varacağınız yerde şöyle bir durun, ufka bakın; bir sik göremeyeceksiniz.
- çınar ağacı, ki bana sorarsanız kendisi doğa ananın en özenilmiş yaratılarından biridir, yer üstünde olduğu kadar yer altında da yaşar. neredeyse taç kısmı kadar kökü vardır ve bizim gördüğümüz, çınarın görünen kısmıdır. bu açıdan gökdelen denen yapıyı insan uygarlığının çınar ağacına cevabı olarak da görebiliriz pekala. gökdelen, göğü deldiği kadar, yeri de delecektir. öyle bir yapının ayakta durabilmesi ve işleyebilmesi için gerekli olan temeller, teknik hacimler, sığınaklar, otopark alanları, hizmet birimleri... bunlar gökdelenin kökleridir.
gökdelenin çınar ağacından temel farkı ise şu: çınarın gökle yeri buluşturan mutualistik yapısına karşı, devamlı "altius!" diye bağırmış insanoğlunun yaratımı olan gökdelenin böyle bir derdi yoktur. onun yegane hedefi göklerdir. gökdelen kavramını ve inşa tekniklerini icat eden amerikalılar boşuna bu yapıya skyscraper, gökdelenlerin oluşturduğu kent silüetine ise skyline dememişler. toprağı reddederek gökyüzüne uzanmanın mimari ifadesidir gökdelen. bu yüzden gökyüzüyle ilişkisi her zaman ışıltılı, yerle ilişkisi ise daima sorunlu olmuştur.
gökdelenin nasıl mümkün olduğunu biliyoruz. gelişen betonarme-çelik yapı teknolojisi ve yüksek hızlı asansörlerin yaygınlaşması sayesinde. bu yapıya neden ihtiyaç duyulduğu ise ayrı bir olay. gökdelen ilk bakışta sanki new york şehrine bağlı manhattan adası'nın özel koşulları için icat edilmiş bir yapı tipi gibi duruyor. karaya köprüler ve tünellerle bağlı az çok izole bir semtte, sınırlı bir yer yüzeyinde aşağı yukarı tüm dünya ekonomisini kontrol eden bir iş ve finans merkezi yaratıyorsanız, yükselmekten başka yapacak şeyiniz pek yoktur. manhattan adası'nın bu özel ölçek ekonomisi, müthiş sermaye birikimiyle ve adanın gayet sert jeolojik yapısıyla da bir araya gelince, mühendisliğin sınırlarını zorlayan bu yapıları yapma imkanı, hatta ihtiyacı doğuyor.
bu bağlamda, belki hong kong gibi birkaç özel bölgeyi daha saymazsak, dünya'nın geri kalanında üretilen gökdelenlerin gerekliliği, işlevsel açıdan hala tartışma konusudur. işlevsel açıdan diyorum, çünkü gökdelen denen yapının işlevsel değerini artık geride bırakmış simgesel katma değerini göz ardı etmemek lazım. istersek buna öykünme deyip öte yana geçmek de mümkün ama galiba mesele o kadar basit değil. istanbul'da bile önce maslak'ta şimdi de kartal'da merkezi iş ve finans alanları yaratma hedefi konulurken, söz konusu hedeflerin biz basit halkın karşısına çıkarılan grafik ifadeleri ekonomik tablolar ve işlem-zaman eğrileri değil, görkemli yapılarla bezeli kentsel tasarım vizyonlarıdır.
hala ciridini fırlatırken "altius!" diye bağıran romalı'nın azmine ihtiyaç duyuyoruz. o yüzden tanrı'ya ulaşma kararlılığını ifade etmek için kutsal kitaplarla yetinmeyip katedraller ve minareler inşa etme gereği duyan insan aklı, şimdi de maksimum kara, maksimum refaha erişme kararlılığını yine somut biçimde, gökdelenler inşa ederek belirtiyor. gökdelen inşa etmek gerçekten de ciddi iş; çünkü gökdelen demek, "niyetim ciddi" demek.(tembel, 14.04.2008 11:05 ~ 11:08)
- yılkı insanları...
tahsin yücel'in harikulade romanı. sürükleyici ve sıkmıyor. belki tahsin yücel'den bazılarının beklediği zirve noktasını tattırmıyor, ama kitap kendi içerisinde çok güzel mesajlar veriyor, kalemini konuşturuyor yücel. yine yeni kavramlar sokuyor. bir nevi geleceğimizi gösteriyor, -ya da öyle gibi görünüyor-, bir yandan da ince ince dalgasını geçiyor.
sonuç olarak okunmasını tavsiye edebileceğim bir roman gökdelen...
golyan devrimi'ni de aldım ama henüz okumadım, okuduğumda görüşlerimi paylaşacağım.
- yaşadığımız günler gösteriyor ki tahsin yücel'in gökdeleninde okudumuz şeyler yıl 2073 olmadan başımıza gelecek. yıkın haydarpaşayı yerine gökdelenler yapın. sonunda yargıyı da özelleştirirsiniz nasıl olsa.
- tepeleme ev.
|