klytie, helios'u (güneş) sever..fakat helios onu küçümser..yine de klytie zamanını gökte helios'a bakmakla geçirir..nihayet, hep güneşe dönen bir çiçeğe, günebakana* çevrilir..
(yunan ve roma mitolojisi-colette estin, helena laporte)
ayçiçeği'nin diğer bir adı.izmir ve aydın yörelerinde bu bitkilerinin vermiş oldukları mahsule çiğdem denir. istanbul civarlarında ise çekirdek olarak karşımıza çıkarlar.
okeanosun kızı klytie'yi apollon bir gün dere kenarında görür. uzun boylu ve narin yapılı bu kızdan apollon çok hoşlanır. ne yapar eder onunla tanışmayı başarır. güzel bir delikanlı olan apollonda klytie'nin hoşuna gider, onu deliler gibi sevmeye başlar. fakat vefasız apollon kısa zamanda klytie'den bıkar. bazıları klytie'nin fazla sevgisinin apollon'u usandırdığını söyler. araları açılır, zavallı klytie ağlar, inler yakınır, yakarır ama fayda etmez. daha fazla bu acıya dayanamaz ve ölür. kendi sevgisi yüzünden mezara giren ve bir daha güneşin parlak ışıklarını göremeyecek olan klytie'nin naaşını apollon heliotropeyani gün çiçeğine çevirir. klytie apollon'a olan sevgisini hala gösterir, o ne tarafa giderse yüzünü o tarafa döndürür. aşkına karşılık bulamadığı için hala üzgündür, zavallı klytie apollon'un ışıkları çekilince boynu bükülür.
evvel zaman içinde dostlar ağaçlara ev kurardık
tatlı bir düş içinde bir yere bir göğe bakardık
gönlümüz kuş gibiydi dostlar dünyaya kanat açardık
tutsak değildik zamana başına buyruk yaşardık
çocuklardık parlak yıldızlardık o zaman
ay büyülüydü yakamoz deniz
ardından koştuğumuz sonbaharlar
çocuklardık parlak yıldızlardık o zaman
artık dönemesek de geriye
ardından koştuğumuz son zamandır
o zaman bu zamandır dostlar ne ister neyi özleriz
denizini arayan akarsulara benzeriz pencereler bırak açık kalsıngeceleri yağmurlar yağsın
günebakan düşlerimiz yağmur sesiyle çoğalsın
geçenlerde kızılayda eski kasetlerin satıldığı bir tezgahta bulup çok cüzi bir rakama aldığım yeni türkü albümü. uzun zamandır kaset dinlemiyordum. öyle ki walkman imi tozlu dolabımdan çıkardım ve kasetteki şarkıları hiç atlamadan, ileri geri yapmadan dinledim. dinlemeye devam ediyorum. şarkı, sanat -artık her ne diyorsanız- budur. düzenlemesi mükemmel, emek verildiği besbelli ortada. kasedi bulunursa bir yerlerde denk gelirse mutlaka alınmalı. eski teknolojiden kaynaklanan ufak bir cızırtı ile dinleniyor şarkılar. bunun yanında derya köroğlu nun sesi nezleli gibi geliyor. tamamen kayıttan kaynaklanıyor tabi bu da. güzel olan şey şu ki mp3 lerde bilgisayarda beğenmediğimizde basıyoruz değişiyor. ama burada şarkı bitiyor sonra bir çıtırtı giriyor ve diğer şarkıya başlıyor. ve en önemlisi "amaan geçeyim bu şarkıyı" gibi bir hisse kapılmıyor insan. hepsi güzel. başa alıp tekrar dinliyorsunuz. sonra tekrar baştan sona albümü tekrar dinliyorsunuz. san'at budur. dinletebilmektir. iki şarkı yapıp gerisini ossuruktan şeylerle doldurmamaktır. iki şarkı için albüm aldırtmamaktır insanlara. hoş artık albüm alındığı da yok ya. emeğe saygılıyız velhasıl.
bu bitkinin verdiği mahsule çiğdem denir ki, ege bölgesi'nde* ve trakya tarafında çokça tüketilir. kapı önü sohbetleri, kahvede pişpirik muhabbetleri, ev gezmeleri, akşam televizyon sefaları günebakansız olmaz. ama siz yine de bi egelinin yanında günebakan yada çekirdek demeyin bu bitkinin mahsulune, egeliler çok alınıyor!*
can yücel'in en sevdiği çiçektir ve üstad, bu çiçeklerle son yolculuğuna uğurlanmıştır.
"şiirde üslup nedir" diye sormuşlar can yücel'e; günebakan çiçekleriyle karşılık vermiş:
"ben de dedim ki bazıları
ayçiçeği diyorlar günebakana
bazıları da günebakan diyorlar ayçiçeğine...
ben, günebakanı yeğliyorum
belki de güne yöneldiğim için yine"
evvel zaman içinde dostlar ağaçlara ev kurardık
tatlı bir düş içinde bir yere bir göğe bakardık
gönlümüz kuş gibiydi dostlar dünyaya kanat açardık
tutsak değildik zamana başına buyruk yaşardık.
çocuklardık parlak yıldızlardık o zaman
ay büyülüydü yakamoz deniz
ardindan koştuğumuz sonbaharlar
çocuklardık parlak yıldızlardık o zaman
artık dönemesek de geriye
ardından koştuğumuz son zamandır.
o zaman bu zamandır dostlar ne ister neyi özleriz
denizini arayan akarsulara benzeriz
pencereler bırak açık kalsın geceleri yağmurlar yağsın
günebakan düşlerimiz yağmur sesiyle çoğalsın.
çocuklardık parlak yıldızlardık o zaman
ay büyülüydü yakamoz deniz
ardindan koştuğumuz sonbaharlar
çocuklardık parlak yıldızlardık o zaman
artık dönemesek de geriye
ardından koştuğumuz son zamandır.