hayatınızda daha bir dünya dolusu söyleyecek şey varken, "uğruna ölünecek(ya da yaşanacak) hiç kimsenin, hiçbir düşüncenin kalmaması" durumunda, içlenişler geçiren duygularınızın ilk yardım paketi.
oysa ki, daha dün gibiydi.. çok da anlaşamadığınız ailenizle ya da aslında hep size biraz uzak arkadaşlarınızla sofraya oturup kahvaltı yapıyordunuz. dünya, henüz 'kahvaltı' gibi korkunç bir kavramı arzulamayacağınız kadar kendini göstermemişti, gerçi biliyordunuz ya, daha o zamanlarda bile içinizde birikmiş bir pas ile uyanıyordunuz, bir baş dönmesi, uğursuz bir alamet vardı üzerinizde.. fakat emin sulardaydınız, insanların sizin hayatınıza karışamayacağı kadar büyük değildiniz, emin sulardaydınız.
ilk kahveyle başlamıştı değil mi?! ha evet, bir de sigara.. kahvaltının yerine ilk kahve ve sigarayı tercih etmeye başlamıştınız. ne derler bilirsiniz; (gerçi iş, uyumsuzluksa, çabuk öğreniyordunuz [bu arada: (bkz:
çocuğunuz çok akıllı ama çalışmıyor annesi)]) şampiyonların kahvaltısıydı artık sabahların anlamı.. ve adınız gibi emindiniz ya, sigara ve kahvelere uzandıkça, o aradığınız sersemletici kelimeleri daha çok hissediyordunuz. bunu da dün gibi hatırlıyorsunuz..
artık her zamankinden, bütün yüzyıllarda uyandığınızdan daha çok kafası karışmış uyanırken yatağınızdan, güne kahve ve sigarayla başladığınız günleri hatırlayarak, "ne denli romantik zamanlarmış.. o zamanlar bile hala ümit edebiliyordum galiba?!" diye düşünürken kalkıp yine bir sigara yakar fakat bu kez vodkanızı (ne bilim vodka işte, parası da yok aslında) yudumlamaya başlarsınız. ilk yudum zehir gibidir. bir an için, "ne yapıyorum böyle?! hayatım nereye gidiyor?!" diye düşünseniz de, müziğin sesini biraz daha açarsınız, çünkü sessizlik hiç olmadığı kadar çok canınızı yakıyordur artık.. ve ilk birkaç yudumdan sonra yeniden sakinleşmeye başlar duvarlar.
daha sabah 10:30'da çakırkeyifsinizdir.. çevrim dışı bir şekilde msne girip çıkanları izlerken, içinizde tuhaf bir kıpırdanmanın etkisiyle, inleyen bir yalvarmayla, "bu sefer olucak galiba?!" diyerek hemen boş bir sayfa bulursunuz, fakat yine olmaz, tıpkı onbin senedir olduğu gibi kelimeler, cümleler daha hiç başlamadan yeniden kalpteki o köhne kavuklarına geldikleri gibi geri kaçarlar. anlatamadıklarınızlar kalır, aklınızda yarattığınız tuhaf pagan tanrılarından yardım dileyerek müziğin sesini biraz daha açarsınız.
gerisi bitmek bilmeyen bir yırtınma.
"mini mini bir kuştum, deli gibi olmuştum!" tutunamayanlar/selim.