eğer ki gün olur geldiğin toplumu unutursan, filizlendiğin topraklara yabancılaşırsan, işte o gün toplumsal kıyametin kopmaya başlamıştır. cengiz aytmatov bu eserinde kazak bozkırındaki bir tren istasyonuna sığınmış insanların hikayelerinden yola çıkıyor ve ulaştığı noktada toplumsal yozlaşmaya yol açan kültürel ve ahlaki çöküşü gözler önüne seriyor.
çevresinde birkaç ev bulunan tren istasyonunda yaşayan insanları anlatır fakat bir ulusun nereden nereye geldiğini vurgular. basit bir cenaze töreninin geleneklere uygun şekilde gerçekleştirilmesini bilen sadece iki kişi vardır. onlar da yaşlılardır, gençler farklı kültür içinde yozlaşıp gitmişlerdir. bunun için istasyona epeyce uzak bir mezara gidilmesi gerekir. develer hazırlanır, ölü bir devenin üzerine yerleştirilir. ve yolculuğa çıkılır. bu yolculukta flashback lerle birçok şey anlatılır. kitapta geçen olaylar bir günde olur fakat asıl vurgulanmak istenen de bir milletin yüzyıllar boyunca nereden nereye geldiğine vurgu yapılır. mankurt hikayesi de güzel bir örnektir bunun için. okunup ders alınması gereken bir kitaptır. cengiz aytmatov'u büyük bir yazar yapar. "bireyden millîye, millîden de evrensele doğru"nun en güzel örneklerinden bir tanesidir.
(bkz: gün olur asra bedel)
sarı-özek bozkırı'ndaki hayatı, işgüzarından,geleneklerine en çok bağlı olanına, sovyetlerin etkisini her kesimde nasıl gösterdiğine ilişkin okunulası bir cengiz aytmatov kitabı.özellikle dünya dışına gidenler dünyada aslında ne kadar saçma şeylerle uğraşıldığını çok güzel bir şekilde anlatmıştır.
cengiz aytmatovun 1980'de yayınlanan kitabı.
kitaptan çıkartılan bölümler olmakla birlikte dönemin sovyetler birliğinde bu haliyle dahi yayımlanmış olması enteresan. ara ara rejim güzellemeleri olsa da genel olarak ele alınırsa rejim karşıtı bölümler de mevcut.
kitap yetmiş dile çevrilmiş,
benim okuduğum çevirinin adı gün olur asra bedel. iki farklı yayınevi iki farklı isimle çevirmiş kitabı türkçeye.
uzatmadan kitaba gelirsek,
tüm dünyada ve dahi türkiye'de kitabın bu kadar ünlenmesine sebep hiç şüphesiz mankurtların anlatılmasıdır. (bkz: @451800)
belki yazar daha farklı bir bakış açısı ile anlatmıştı ancak her ne olursa olsun bu nedenli kontrolsüz küreselleşen; tüketim, kültür ve kimliksizleşme emperyalizmine karşı tarihinde ilk defa bu kadar çaresiz kalmış tüm dünya toplumları için bir demokles kılıcı hüvviyetindedir mankurtlaşma.
neyse bu bahis uzun
kitap bu müthiş mankurtlaşma, özden uzaklaşma ve ucundan platonik bir aşkın halelerinde örgülenmiş ve dahi bu içerdikleri nedeniyle pek tabi olarak okunması faydalı
ancak
kitap dörtyüz küsür sayfa ama anlatılan hadiselerin tamamı mübalağasız yüz elli sayfada anlatılabilirdi ve kitap tadından yanmez bir hal alırdı, bu haliyle ne kadar dolgu malzemesi varsa kullanan yazar, benim gibi sabırsız okuyanlar için keçi boynuzu kıvamında bir esere imza atmıştır.
elhasıl anlatmak istediği ile başımın üstündeyken anlatım tarzı ile maalesef tatmin edici olmaktan uzaktır.
bir kitap bu kadar içten bu kadar sıcak ve sevgi dolu olabilir . dili ustaca kullanan yazar eski sovyet rusyasının tekdüzeliğini , sıradanlığını bilim kurguyla , aşkla , sevgiyle , efsaneyle ustaca harmanlamıştır
mankurt efsanesini bir yana bırakacak olursak, rus kozmonotların bulduğu bizden çok daha üstün uygarlığı (aytmatov'un ütopyasıdır orası) kendilerinden üstün bir varlığı istemedikleri için "gelin sizi feraha ulaştıralım" isteğini reddetmeleri, aytmatov'un modern dünya'ya vurup vuracağı en güçlü tokattır.
kitabın eksik parçası için,