|
|
- günümüzde adam gibi adam sıfatına haiz çok insan bulunması durumunu anlatan ifadedir.
şimdi en azında kendim, bütün hayatım boyunca şöyle dört dörtlük bi adam tanımadım. bunun sebebi de bu tip insanların soyunun tükenme tehlikesi ile karşı karşıya kalmasından kaynaklanmaktadır. içine tükürdüğümün sittiri boktan dünyasında dost bulmak bile zor hale gelmiştir.
komşuya güvenme, iş arkadaşına güvenme, kimseye güvenme stratejisi üzerine kurulu bu dünyada erdemli insanın mumla aranması süprüz olmamalıdır. toplum erdemli insanı aşağıılamakta, ona değer vermemektedir. dürüstlük para etmemektedir.
ondan sonra da herkes insanlık öldü lafını etmiyor mu vallahi gıcık oluyorum. yaa sen önce bi kendini düzelt de ondan sonra bu lafları et. dürüst olma karşıdakinden dürüstlük bekle, yalan söyle karşıdakinin yalancı olmasını isteme.
- rivayet muhteliftir ki günün birinde diojen ünlü feneriyle tüm türkiye’yi dolaşmaya başlamış.
önüne gelen soruyormuş kendisine:
- ne arıyorsun diojen?
o da hep aynı yanıtı veriyormuş:
- bir insan arıyorum.
derken diojen, topkapıdan giriş yaparak şehr-i istanbul'a arz-ı endam etmiş. ertesi gün de, şehr-i istanbul'un şehreminisi topçuzade kadir paşa sormuş kendisine:
- ne arıyorsun diojen?
diojen:
- fenerimi arıyorum, demiş.
günümüzde olması gerekenleri icra edenlerin kek yerine konulduğu ve önemsenmediği fakat yobazlık, kaz kafalık ve bir takım kurnazlıkların geçer akçe olduğunu bilmekteyiz.
gerçi bu durum sırf günümüz için geçerli değildir. adem ile havva'dan beri kişiler birbirini insafsızca kazıklamaya başlamışlar ve üç kuruş menfaat için kitleleri insafsızça kazıklamışlardır.
üstüne üstlük kendilerini suret-i haktan gösteren bu kişiler büyük bir utanmazlıkla iki yüzlülüklerini sergilemişlerdir.
evet erdemli kişinin yolu kötü niyetlilerin bencillikleri ve insafsızlıkları ile doludur. erdemli kişi kendini cüceler ülkesindeki güliver gibi hissedebilir.
kendi olabilmek için toplum denilen oryanterliği bayrak etmiş çoğunluğun gürültüsünden ve kendi olabilme melaikesinden vazgeçmesi için baskı yapan insan suretli piranalardan sıyrılabilmek için duvarlar örmek zorundadır.
bu duvarlar tek sermayesi olan erdemlerini koruyabilmek için gereklidir. bu duvarın ana malzemesi para, güç vesaire gibi şeyler de olabilir. fakat duvarı öreyim derken erdemlerinden de olabilir.
korkudan korkmanın temel düstur olduğu toplumlarda erdemli kişi değil mumla uydudan aransa belki bulunur.
ama zaten şu ölümlü dünyada yaşayacak kaç zamanımız var. en güzeli güzel bir avusturya şarabı açıp keyfe bakmak bilgiden tecrübelerden bir duvar örmektir.
girimizi aziz nesin'in enayi şiiri ile nihayetlendirelim bakalım;
iğnelidir sözlerin hep kinayi kinayi...
hele bir koparsınlar kuyrugundan danayı,
iğne bile kurup ağır sanayi...
sana mı kaldı seçmek iyi ile fenayı?
bunca yıl anlamadın şu yalancı dünyayı,
devir küfeyi yan gel, keyfine bak enayi!
neye neye dayanacaksın, yok dikili ağacın...
bitmez mi hiç baş ağrın, dinmez mi yürek sancın?
ne başlara taç oldun, ne başında var tacın...
bunca yıl yazdın,cizdin, neydi senin amacın?
sen mi düzeltecektin bu yalancı dünyayi?
devir küfeyi yan gel, keyfine bak enayi!
kimi göz göre göre sözünü inkar eder,
milyonlar vuruyorsa sanma ihtikar eder,
namuslu ticaretle yuzde yüzbin kar eder,
herifi karısından bosatır bekar eder...
öğrenemedin gitti hanya ile konyayi,
aklını başına al, a dünbelek enayi!
kiminin ablası var, bulmuş zengin bir enişte,
kiminin sayın eşi kullanışlı her işde...
dımdızlak, düdük gibi ortada bir se işte!
sen de az eğil, bükül, bir daha ki gelişte.
boşuna çiğnemişsin bu yalancı dünyayı,
devir küfeyi yan gel, bak keyfine enayi!
takdir etmemek ayıp basının çabasını,
gıcıklayıp duruyorlar duygunun kabasını.
yalan-dolanla dolu bizdeki hür basını,
görünce şasırıp kaldım, dedim: vay babasını!
sen bir garip ozansın, bırak gümüş zurnayı...
devir küfeyi yan gel, bak keyfine enayi!
ağaların gözleri halkın yırtık donunda,
yine halk alta düştü siyaset oyununda...
ne tekinde hayır var, ne koalisyonunda!
derdi sana düsüyor onlar yakar kınayı...
enayi, ah enayi! ah enayi, enayi...
|