sultanahmet adliyesi önünde yapacağımız
basın açıklaması ve suç duyurusuna
tüm basın ve halkımızı davet ediyoruz
elbistan e tipi hapishanesinde tutsak bulunan güler zere kanser hastalığına yakalandı. güler zere'yi kanser yapan tecrittir. tecrit öldürüyor. hapishane idaresi ve adalet bakanlığı tecrit koşullarında güler zere'nin teşhis ve tedavisini geciktirerek sağlık durumunu ağırlaştırdı. onlarca engeli aşabildikten sonra muayene olup teşhis konulduğunda artık çok geçti. hemen ameliyata alındı. yanağının yarısı alındı. ve halen iyileşmedi. çünkü tecritte. çünkü onu kanser yapan tecrittir.
ve adalet bakanlığı bir insanlık suçu daha işleyerek güler zere'nin özgürlüğünü engelliyor. güler zere serbest bırakılmıyor. bilinçli ve iradi bir tercihle güler zere ölüme götürülüyor.
onu kurtarabiliriz. özgürlüğünü sağlayabiliriz. bu gücümüz var. güler zere'yi ağır sağlık koşullarına rağmen tahliye etmeyen adalet bakanlığı, ceza ve tevkifevleri genel müdürü, hapishane idaresi, infaz savcılığı suç işliyor. 24 haziran 2009 çarşamba günü saat 13.00'da bu suçlular hakkında suç duyurusunda bulunacağız. tüm halkımızı ve basını davet ediyoruz.
“5275 sayılı ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazı hakkındaki kanun’un 16. maddesi uyarınca cezanın amacı dışında etki yaratabileceği anlaşılan hallerde infazın geri bırakılacağı düzenlenmiştir. maddenin 2. fıkrası uyarınca tıbben tedavisine olanak bulunmayan veya tedavisi uzun sürebilecek bir takım hastalıklar halinde cezanın hastane mahkûm koğuşunda infazında hükümlünün hayatı için kesin bir tehlike oluşturuyorsa cezanın infazı geri bırakılacaktır.”
bu kanun kimler için acaba, cumhurbaşkanının affını mı dilemek gerekir? göz göre göre bir yaşamın, bir kanser hastasının cezaevinde kalması; kim bilir daha niceleri vardır. ama bu yasalar öyle oynak ki, öyle kıvrak ki bazen uygulanıyor, bazen görmezden gelinebiliyor işte ne yazık ki.
kanser tanısı geç konulmuş bir mahkum, tedavisi ise o koşullarda ne kadar mümkünse, ne kadar erken olabilirse o kadar olacak olan bir insan.
bir köpük onur uğruna kuruyan ırmaklar
ve gelenek denizlerinde ezgilenen ışıklar
henüz dile gelmedi
istanbul'u ezen suskunluğunda senin
gazetelerde resimlerinle dolarken sayfalar
nedense söyleşilerde yalnızca
beyin hücrelerine yöneltiliyor sorular
sense ölüm rengine inat
tan maviliğince susuyorsun
yalnızca geçmişin
gelecekteki ölümsüz sesini yanıtlıyorsun
hani çok çok övmekten korktuğun
o bin renkli açelyanın inançlı sesini
yanıtlıyorsun-gülümsüyorsun-susuyorsun
yepyeni sözcükler yeşeriyor şimdi
alnının ışıklı yamaçlarında
yüreğini içmek gerek duymak için
soluğunu solumak gerek
her dalıp gidişinde bin şiir çıkarıyor belki gözlerin
yaşama gözlerinle dalmak gerek
devlet eliyle cinayet işlediği aşikâr olan beyaz bereli yaratıklar hapishanelerde krallar gibi yaşatılırken*, sadece politik suçlu olduğu için kanserle boğuştuğu halde tedavisi geciktirilen genç kadın tutuklu.
kendi yandaşlarının içeride bir gün bile geçirmesine izin vermeyen belli makamlar nedense hastalığı kesinleşmiş bu genç kadını hapishaneden çıkarmamak için ellerinden geleni yapmaktadır.
kimse "ama o suçlu..." diye savunmaya kalkmasın gün be gün işlenen cinayeti.
herkesin yaşama hakkı varsa eğer, güler zere sadece siyasi mahkum olduğu ileri sürülerek ölüme terk edilemez.
hele de herkesin babası olduğu iddia edilen devlet, "istediği kişiye evde hapis cezası", istediği kişiye özel af" gibi kokuşmuş yemekleri her gün burnumuza dayarken; sırf işine gelmediği için bir insanı ölüme gönderemez.
suçu ne olursa olsun bir insan, hele de devlet eliyle ölüme mahkûm edilemez.
idamın geri gelmesini talep eden aklıevvelleri değil ama hâlâ insan olmanın erdemini içlerinde yaşatanları kendisine desteğe davet ediyorum.
arkadaşlar birşeyler yapın. konu hakkında yazın, imza verin, çevrenizdekileri durumdan haberdâr edin. sizden çatır çatır vergi alanların, paralarınızı yandaşlarına çıkar sağlamak için değil, zor durumda ve gerçekten ihtiyaç içindekilere yardım etmek için kullandığından emin olun.
türkiye bir insanlık sınavından daha kalmak üzere. göz yummayın!
“güler zere ağır kanser hastası, yaşamını kaybetme riski var. elimizde cezaevi koşullarında yada balcalı hastanesi'nin mahkum koğuşunda tedavisinin mümkün olamayacağını belirten doktor raporları var. bizler de bu raporlar doğrultusunda adalet bakanlığı'ndan tedavisinin dışarıda yapılmasını, tedavisi tamamlanana kadar cezasının ertelenmesini istiyoruz. bunun dışında cumhurbaşkanı'ndan af talebimiz yok. sadece mevcut yasada bulunan ‘mahkumların ağır hasta olduklarında tahliyelerinin edileceği’ maddesine karar vermesini ve tedavisinin dışarıda yapılmasını istiyoruz”
en kırılgan noktalarımdan biri haline gelmiş insandır.
daha önce, pekçok tutukluya yapılanın aynısının olacağını düşünüyorum, daha doğrusu bundan korkuyorum...
sonra "ismi lazım değil zat" geliyor aklıma. "hasta ve yaşlı" olduğu gerekçesi ile cumhurbaşkanı tarafından affedilen, fakat şimdi ortalıkta fink atan "zat"...
derdim aslında kimin neden cezaevinden çıktığı ya da cezasının affedildiği değil.
benim derdim güler ve onun durumunda olanlar...
onun göz göre göre ölüme gitmesi, benim yüreğimi tüketiyor, canımı yakıyor, hem de çok.
geri dönülmeyecek bir noktada tahliye kararı verip de, hem "bak insan haklarına saygılıyız" diyecekler, hem de onun dışarda ölümünü izleyecekler telaşındayım ne zamandır...
ve şunu biliyorum; "af" için "suçlu" olmak gerekir. güler için istenen, sadece çok basit- küçük insani bir duyarlılıktır. "af" değil...
ağır hasta durumda olan ve tedavisine kesintisiz bir şekilde devam edilmesi için cezasının affedilmesi ya da ertelenmesi gereken insandır.
hükümlüden evvel, insan. bunu akılda tutmakta fayda var.
hürriyeti bağlayıcı bir ceza almıştır fakat bu ceza, güler zere'nin yaşam hakkının elinden alınmasını getirmiyor, getiremez. ki ölüm cezasına bile çarptırılsaydı, böyle bir şey hukuk rejimimizde mümkün olsaydı, yine de infaza dek kişinin yaşam hakkını korumak esas olacaktı.
hal böyle iken, ab yollarında pek çok yasal değişiklik geçiren hukuk rejimimizin, artık bu değişikliklerin pratikte de bir anlam ifade ettiğini göstermesi gerekiyor.
güler zere hasta. güler zere kanser ve acilen kesintisiz bir tedavi sürecine girmesi gerekiyor.
hukukun insanlıktan, hayattan ve toplumdan kopuk bir zemin olmadığını hatırlatmak, eğer hukuk dillendiriliyorsa güler zere'ye yaşam hakkı demek gerekiyor.
"geçen yıl gene umursamazlığımızın yapış yapış temmuz ayında, hapishanelerde ölmeye yatmış tutuklu ve hükümlüleri yazmıştım. kaldırmaya bir türlü mecalimiz yetmeyen.
bu memlekette bir yakını, bir tanışı cezaevinde yatmayan, yatmamış kimse var mıdır, bilmiyorum.
varsa da bu durumun doğal olmadığını kendilerine hatırlatmak isterim.
dolayısıyla cezaevleri koşullarının insan olana verdiği dehşet hissinden korunabilmenin, kendinden vazgeçmişlikle ilintilendirilebileceğine inanıyorum.
iradesi üstünde durmadan tepinilmiş insanların halk pozu verip durdukları memleketimizde hayata, hayati olana yönelik kayıtsızlık ürkütücü boyutlarda.
ergenekon paşalarının tez zamanda kendilerine özel hastanelere sevk edilerek pek çürük çıktıklarını biliyoruz. tahliye edildiler. ne güzel. ağır hasta insanların cezaevi koşullarında iyileşebilmeleri imkânsız çünkü.
ama bir de geride kalanlar var. kendilerine özel hastaneleri olmayan. arkalarını bir kuruma dayamamış olanlar.
bir kez cezaevine girdiler mi onlardan toptan vazgeçmemiz gerekiyor, öyle mi? “öyle yağma yok!” diye bağırmadığımız takdirde hücrelerde-koğuşlarda birer birer tükenecekler.
ölümcül hastalıkların pençesinde berbat koşullar altında acıdan kıvranarak yaşamaya zorlananlardan biri de güler zere.
bir iki gün önce mavioğlu gazetemizde yazmıştı: “ağıziçi ve boynundaki kanserli tümörler nedeniyle damağı alınan ve tedavisinin cezaevi koşullarında mümkün olmadığı çukurova üniversitesi adli tıp ana bilim dalı’nın raporuyla belirlenen güler zere’nin cezasının ertelenmesi başvurusunun hasıraltı edildiği iddia edildi. çağdaş hukukçular derneği (çhd) istanbul şubesi adına elbistan başsavcılığı’na dilekçeyle başvuran avukat taylan tanay, elbistan cumhuriyet savcısı orhan ırmak’ı zere’nin cezasının ertelenmesi yönündeki başvurusunu işleme koymayarak ‘kasten adam öldürmeye teşebbüs etmek’le suçladı.”
güler zere, 37 yaşında. 14 yıldır tutuklu.
malatya 1 no’lu devlet güvenlik mahkemesi’nce verilen 34 yıllık hapis cezasının infazını çekmek üzere elbistan e tipi kapalı cezaevi’ndeyken kanser hastalığına yakalandı. hastalığının teşhis ve ilk tedavisi çukurova üniversitesi balcalı araştırma hastanesi’nde yapıldı. oradan adana karataş kadın cezaevi’ne sevk edildi.
avukatları, zere’nin tedavisinin cezaevi koşullarında sürdürülemeyeceğini belirterek 12 mart 2009’da adana cumhuriyet başsavcılığı’na başvurdular. başvuruda, ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazı hakkındaki kanun’un 16. maddesi uyarınca zere’nin cezasının ertelenmesini istediler.
söz konusu maddeye göre, tıbben tedavisine olanak bulunmayan veya tedavisi uzun sürebilecek hastalık durumlarında cezanın hastane mahkûm koğuşunda infazı, hükümlünün hayatı için kesin bir tehlike oluşturuyorsa cezanın infazı geri bıraktırılması gerekiyordu.
adana cumhuriyet başsavcılığı, bu talep üzerine çukurova üniversitesi adli tıp anabilim dalı’ndan rapor istedi. 22 haziran 2009’da hazırlanan rapor şöyleydi:
“evre 4 malign oral kavite karsinomu nedeniyle ağır özürlü sayıldığı yaşamının ağır risk altında olduğu, şahsın bir başkasının bakım ve gözetimine muhtaç olduğu, radyoterapi de içerecek yoğun ve ağır bir tedavi gerekebileceğinden bu koşulların sağlanabileceği bir sağlık kuruluşunda tedavi ihtiyacı olduğu cezaevi koşullarında bu bakım ve tedavinin sağlıklı olarak yerine getirilmesinin mümkün olmadığı, belirtilen nedenlerle iyileşinceye kadar hapis cezası infazının ertelenmesinin uygun olacağı...”
bu raporun aynı gün adana cumhuriyet başsavcılığı’na gönderilmiş olmasına rağmen zere hâlâ serbest bırakılmadı.
bu arada adana cumhuriyet başsavcılığı boş durmadı elbet.
‘zere’nin durumunu ortaya koyan dosyanın elbistan’da olduğu için başvurunun elbistan cumhuriyet başsavcılığı’na yapılması gerektiği’ yönünde itirazda bulundu.
avukatlar aynı gün elbistan cumhuriyet başsavcılığı’na faks dilekçe ile başvurdu.
lâkin elbistan’dan ses soluk yok. başvurunun akıbeti ile ilgili olarak avukat tanay, suç duyurusunda bulundu. bu başvurunun kaybolmuş ya da kaybedilmiş olduğunu iddia ediyor. yani kasıt olduğunu.
zere’nin sağlık durumuyla ilgili beş ayrı rapor var. zere’nin “ağır özürlü” olduğunu belirten. ama şimdinin moda terimiyle ‘rövanşist’ devletin şanlı bir neferi olan elbistan cumhuriyet savcısı orhan ırmak onu 28 saatlik bir yolculukla istanbul adli tıp kurumu’na sevk ediyor.
zere’nin avukatı tanay da savcıyı ilk başvuruyu kasten göz ardı etmekle suçluyor.
cezaevlerinde sağlık
siirt e tipi cezaevi’nde geçen sene, gene temmuz ayında ali çekin, tedavisi engellendiği için hayatını kaybetmişti.
insan hakları derneği’nin 2008 raporundan cezaevlerinde sağlık sorunları açısından gelen şikâyetlerin dökümünü özetleyerek veriyorum:
* cezaevlerinde ölüm aşamasında olan hasta mahpusların tedavilerinin yapılmadığı, yetkili makamların bu mahpusları ölüme terk ettiği,
* cezaevlerinde yatalak vaziyette olan ve kendi ihtiyaçlarını bile karşılayamayan bu insanların hastanelerde bakımının yapılması önünde engeller çıkarıldığı,
* cezaevi yetkilileri ve özellikle jandarmanın, ciddi sağlık sorunu olan kişileri hastanelerde mahkûm koğuşları olmamasını gerekçe göstererek tedavi ettirmediği,
* cezaevlerinde yeterli sayıda doktor kadrosu olmaması ve bu gerekçeyle sağlık sorunları olan mahpusların tedavilerinin zamanında yapılamadığı, doktorun cezaevine geleceği gününü beklemesinin söylendiği,
* cezaevlerinde geceleri doktor bulunmamasından dolayı mahpusların rahatsızlıklarında jandarmanın hastaneye götürmede sorun çıkardığı,
* cezaevi doktorunun çoğu hastalıkları psikolojik kabul ettiği ve hastaneye sevkte zorluk çıkardığı,
* hastaneye sevkte jandarmanın özellikle doktor kabulünde kelepçeyi çıkarmadığı,
* mahpusların tedavisini yapan doktorun kelepçeli tedaviyi kabul etmesi icin mahpusa baskı uygulandığı,
* özellikle kadın mahpusların jinekolojik tedavileri yapılırken jandarmanın odadan çıkarılmadığı,
* cezaevindeki sağlık memurunun gece kalmamasından kaynaklı ilaç vermede sorun yaşandığı,
* cezaevi doktoru tarafından verilen ilaçların çoğunlukla ağrı kesici olduğu ve yeterince kendileriyle ilgilenilmediği,
* hastaneye ameliyat ve fizik tedavi için götürülen hastalara bilgi verilmeden yeniden cezaevine getirildikleri,
* uzun süreli cezaevinde bulunan mahpuslarda cezaevinin ve odaların fiziki yapısından kaynaklı görme ve duyma, mesafe algılamada ciddi rahatsızlıkların başladığı,
* mahpusların sağlık sorunları gerekçesiyle verilen rejim yemeklerinin rejim yemeği olmadığı sadece diğer mahpuslara verilen yemeklerin salçasız şekilde getirildiği,
* cezaevinde yaşanan ölüm olayında cezaevi doktoru ve cezaevi yetkililerinin çelişkili ölüm beyanları verdikleri,
* yasamsal sorunu olan hastaların tam teşekküllü hastanelerin bulunduğu illere sevkinin yapılmadığı,
* yatalak durumda olan hastaların hastaneye sevk edilişinde uygun olmayan cezaevi ring araçları ile götürüldüğü,
* yaralı olarak cezaevine getirilen mahpusların tedavilerinin yapılamadan hücreye konulduklarını biliyor muydunuz?
resmi kurum ve yetkililer, mahpusların yeterli düzeyde sağlıklı yaşam koşullarına ve tıbbi bakıma erişimini sağlamakla yükümlüdür.
uluslararası standartlar, cezaevinde sağlanan tıbbi bakım hizmetinin, cezaevi dışındaki olanaklarla eşit olması düsturu üstüne oluşturulmuştur.
komitesi’ne göre; “cezaevlerine gelişlerinde hükümlülere, sağlık bakım hizmetinin varlığı ve işleyişi hakkında bilgi veren ve hijyenle ilgili temel önlemleri hatırlatan bir kitapçık veya broşür verilmesi faydalı olacaktır”.
komite, ayrıca “tutukluların gözetim altında bulundukları süre boyunca, tutukluluk sürelerinden bağımsız olarak her zaman bir doktora erişim haklarının bulunması gereklidir.
sağlık hizmetleri, doktora danışma talepleri gereksiz gecikme olmadan karşılanacak şekilde düzenlenmelidir.” diyor.
bizim de haykırmamız gerek. cezaevlerinde can çekişen insanlarımızı tahliye edin!
onların yaşam hakkını gasp etmeyin!
onlar sandığınız kadar kimsesiz değil, bunu da iyi bilin!"
götlerindeki koltukları bile rahat bulmayan milyar dolarlıklarıyla değişen milletimin milletvekillerinin vatandaşını siklemediğini gösteren bir hadise daha. adam gibi yaşa çıkarmayıp; kendilerine zam olacaksa o koltuklara oturanlar pek sayın vekiller sakın bir şey yapmasınlar.
güler zere'yi sözlükte okuyarak öğrendim bildiklerim bundan ibaret. ama tek gerçek orta da bir insanın hayatı söz konusu. tirilyonluk paraları cebine indirenlere ev hapsi veren sonra hatta bazılarını başımıza musallat eden hukuku, devletimizi ellerim patlayana kadar alkışlıyorum. zira onlar alkışlarla yaşıyorlar.
nice trilyonluk hırsızlar evinde hapsini bitirirken(yaşlıymış hocaları) , nice katiller polislerin göz bebeğiyken(bereli bebeleri ogün). hastalığın pençesinde bir düşünce suçlusudur. demokrasi, hak diyenlerin gerçek yüzüdür güler zere. nice sapıklar aflara uğrarken, üzerinde milyon kez düşünülüyor bu insanın.
özgürce bir ölüm ya da tedavi şansı tanınmaması insanlık ayıbıdır. umarım bu hatadan tez dönülür. fikirler ülkeye zarar verir, ama ayrımcı fikirler verir, sizden olanı hak yolunda olmayanı bok yolunda ilan etmeyin yetkililer. yukardakiler... her neyseniz işte.
ne kadar da ufalmış bedenin
gözyaşıma sığdın sen
açlık mı yemiş ömrünü yavrum
al sütümü iç kızım...
güler zere doktor raporlarıyla ölüme terk edildi; eriyen bir beden eriyen bir adalet sistemimizi tekrar tekrar gözümüze soktu da. ne gerek vardı be, neresinden tutsak elimizde kalacak adalet sistemimiz olduğunun bir kere daha yüzüme çarpılmasına.
içeri alınır alınmaz hafıza kaybına uğrayan, kolpadan kalp krizleri, beyin kanamaları geçiren, hastaneye tekerlekli sandalyeyle girip hastanede lost adasına düşmüş john locke gibi ayaklarına can gelen ergenekoncular sağlık durumu nedeniyle tahliye edilirken ölüme mahkum edilmiş insan.
anladığım kadarıyla kendisinin belirli bir kesimin gündemine girmesi ancak aihm'e dava açması ve türkiye cumhuriyeti'ni tazminata mahkum ettirmesi sonucu olabilir; "mahkumlara da para mı ödeyeceğiz artık, yok artık!" şeklinde o da.
ağız kanserinden mustarip bir mahkumdur.
siyasi yanını, geçmişini bir kenara bırakalım, hastalığı oldukça ilerlemiş bir mahkumdan bahsediyoruz. ve nedense, güvenilir! bir kurumumuz olan, adli tıp kurumu, güler zerenin tedavisnin hastanenin mahkum koğuşunda yapılabileceğini savunuyor.
gayri resmi olarak idam cezası almış olan mahkum. ölüme terk edilmesinin başka da bir açıklaması mevcut değil ne yazık ki.
"önce milliyet’te yayımlanan fotografı gördünüz mü?
gördüyseniz, belki hayat boyu çıkınınızda taşıyacaksınız. unutmanız çok güç.
birkaç gündür bu fotografın etkisini böylesine karşı konulamaz kılanın ne olduğu üstüne düşünüyorum.
öncelikle haber fotograflarında gördüğümüz telaşlı üslup yok onda. güler zere’nin hasta yatağında tutsak fotografından söz ediyorum.
kirli, puslu, irkiltici bir mahreme tanıklık duygusu da vermiyor. tertemiz bir görüntü. çerçevelemesi mükemmel. bir film karesi duygusu uyandırıyor.
sanki yapılmış bir an.
güler, yatağının üstünde oturmuş, bir koluyla bacağına sarılmış, öteki eli alnında.
insandan umudunu kesmiş küçük bir kız çocuğu gibi. öylesine kırılgan, öylesine yalnız, öylesine çaresiz ki.
başında bekleyen polis, kaçmasın diye. güler, müebbetlik.
müebbetlikken idama mahkûm edildi. hepimizin gözleri önünde. meydanlarda çekirdek çitleyerek seyredilen eski idamlar gibi.
geçen hafta yazmıştım güler zere’nin durumunu. ama bu arada, koğuşta, başında uzağa bakan bir polisle, can çekişerek ölümüne karar verildi .
karar vereni çok iyi tanıyoruz. kendisini takip ediyoruz nicedir. hatırlayalım:
1995 yılında ydh istanbul il binası’na polis baskını yapılır. gözaltındaki sanıklar, mahkemeye çıkmadan önce 18 temmuz günü adli raporları alınması için beyoğlu adli tıp şube müdürlüğü’ne getirilir. adli tıp uzmanı nur birgen, yedi sanık hakkında düzenlediği kati raporda, “vücutlarında halen darp cebir izi bulunmadığını” bildirir. oysa sanıklar gözaltına alındıkları 13 temmuz günü çeşitli uzmanlarca muayene edilip vücutlarında yaygın darp ve cebir izleri saptanmış, rapor edilmiştir. 19 temmuz’da da sanıklar bu kez istanbul dgm adli tıp şube müdürlüğü’nden bir başka uzman tarafından muayene edilir. sonuç, ilk aldıkları raporun aynıdır: yaygın darp cebir izleri. sanık avukatları nur birgen’i istanbul tabip odası’na şikayet eder. iddia, “işkenceyi gizlemek amacıyla gerçeğe aykırı rapor düzenlemek” tir. tabip odası onur kurulu, soruşturma sonucu dr. nur bilgen’in ‘şahısların muayenesi ve rapor yazımında kusurlu olduğu ve travmatik lezyonlara sebebiyet verenleri koruduğu’ sonucuna vararak altı ay meslekten men cezasına oybirliğiyle karar verir. bilgen’in kurula ve çeşitli mahkemelere yaptığı itirazlar reddedilir. men kararı kesinleşir. adalet bakanlığı kararın uygulanmasına direnir ve gerçeğe aykırı rapor hazırladığı kanıtlanmış olan dr nur bilgen, adli tıp kurumu 3. ihtisas kurulu başkanlığı’na terfi ettirilerek ödüllendirilir. hükümetler değişse de işkenceci sırtı sıvazlayan doktorun görevi bir türlü değiştirilemez.
birgen’in şanlı yükselişi bununla da kalmaz. birkaç yıl önce adalet bakanlığımız, hakim ve savcılara yönelik istanbul protokolü eğitimi verilmesi için hazırlanan projeyi gerekçesiz olarak iptal etmişti. lâkin, olmazsa olmaz, avrupa birliği dayattı, iptal geçersiz kılındı. istanbul protokolü, işkence ve kötü muamelenin soruşturması ve dokümantasyonu amacıyla oluşturulmuş ilk uluslar arası tüzük veya kılavuzdur. birleşmiş milletler belgesi olarak kabul edilen ‘istanbul protokolü’nün ilk baskısı 2001’in ocak ayında gerçekleştirildi. adalet bakanlığı, hâkim ve savcılara işkence konusunda eğitim verilmesini istemiyor. neden, bilinmez. ve bu noktada şanlı türk direnişinin muhteşem örneklerinden birine tanık olmuştuk: madem bu eğitim projesinden vazgeçilmeyecek, öyleyse koordinatör olarak uygun biri atanıverdi: nur birgen. işkencecilerin, ölüme tapanların kahraman meleği. işkencecilerle işbirliği sabit görüldüğü için meslekten men edilmiş olan dr. nur birgen, savcı ve hâkimlere verilecek olan işkence konusundaki eğitimin başına getiriliyor. burada mizahi bir yaklaşım varsa, bu toplumun gülecek hali kalmamıştır. birgen’in koordinatör olarak atanması üzerine türk tabipler birliği, adli tıp uzmanları derneği ve türkiye insan hakları vakfı, çalışmadan çekildi. yaptıkları açıklamada nur birgen’in, uluslar arası af örgütü, human rights watch ve birleşmiş milletler raporlarında işkence karşısında kötü hekim tutumlarına örnek olarak gösterildiğini belirttiler. dünyanın gözünde ibretlik olmuş bir hekim bir kez daha, burada, aramızdan birileri tarafından baştacı edildi.
evet, güler zere için istanbul adli tıp kurumu, ‘infaza devam’ raporu verdi. nur birgen’in imzasıyla. avukat engin cinmen diyor ki: “böylesi bir insanın cezaevi koşullarında bulunmasını uygun görmüyorum.
bunun uygun görülecek bir tarafı da yok. kanuna bakıldığında cezaevinde kalır ise, cezaevi açısından yaşamını tehlikeye sokacak bir durum var ise, hüküm tatil edilir, iyileştikten sonra yeniden devam etmek üzere diye... kanun böyle der. böylesi bir durumdaki bir insanın halen cezaevinde kalmasını vicdanen kabul etmek mümkün değil. adli tıp gibi kurumların raporlarının daha dikkatli ve kendilerine olan güvenilirliği sarsmayacak şekilde kaleme almaları gerekir. ‘sağlık’, ‘ceza’nın önünde olan bir kavram. kanun bunu böyle koymuş. sonunda iş cumhurbaşkanı’na kalmış. bence cumhurbaşkanı’nın buna el koyması gerekir.”
yaşama hakkı tartışılmaz
kimi uyanık okur, zere hakkındaki yazımı okuyup kuddusi okkır’ın ölümünü neden tepkisiz geçiştirdiğimizi soruyor. oysa zamanında, “ paşa eskilerinin f tipine konması ve kuddusi okkır’ın gözlerimizin önünde ölümü cezaevleri konusunda çoğu boşa giden çabalarımıza ağırlık vermenin zamanı geldiğini söylüyor.
basınımızı bu konudaki geleneksel umursamazlıktan çıkardığı için kuddusi okkır’ın tükenmiş gözleriyle bize bakışının, boşa gitmemiş bir ölüme işaret olduğuna inanıyorum.
kuddusi okkır’ı kurtaramadık. ama henüz fırsatımız varken, kalanları kurtarmaya çalışmalıyız.” demiştik.
ey külyutmaz okur, söz konusu yaşama hakkıysa, asgari insanlık borcuysa, taraf olunmaz. kuddusi okkır da, güler zere de, nekahetine duacı olduğumuz paşa eskileri de bu durumda gözümüzde sadece hayatta kalması için gereken çaba gösterilmesi lazım gelen hastalardır.
ama memleketimizde, yargı-devlet-tıp kolkolalığı içinde kimi insanların hayatı kurtarılmaya değer bulunuyor, kimilerininki bulunmuyorsa, vahşet hüküm sürüyor demektir.
darbeci, andıççı, mühimmat depocusu kimi askerler kendilerine özel hastanelerden aldıkları raporlarla bir çırpıda tahliye olabiliyorsa, güler zere’nin tahliyesini sağlamak insan kalmaya niyeti olanların boynunun borcudur.
hepimize yıllar boyu kök söktüren, astığı astık kestiği kestik, tehditleriyle hepimizi titrek eden askerlerin hepsi pek çürük çıktı. yakındır, doğunun kanlı namlı temizöz’ü de gidip gata’ya çatlamış damarlarından birini gösterip tahliye edilir.
pekiyi güler ve hapishanelerde ölümcül hastalıklarıyla boğuşan diğerlerinin karşısına hep nur birgen mi çıkarılacak?
cellatınız hep bu ibretlik hekim mi olacak?
askerlerin tutuklanmasını rövanşist bulup ağlayanlar devletin bu korkunç rövanşı hakkında ne düşünüyor?
cumhurbaşkanı; sizi insan biliriz. konu gelip kapınıza dayandı. güler’e yaşama hakkını geri verin. yoksa onun bu fotografı hepimizin sonsuza dek kâbusu olacak."
"yaş: 37 cinsiyet: kadın sağlık durumu: 4 malign oral kavite karsinom (ağız kanseri)
bulunduğu yer: çukurova üniversitesi tıp fakültesi mahkum koğuşu (dün gece itibariyle cezaevi) yaşam hakkı: yok"
hasta insan, evet insan, ve affedilmelidir kimlere af çıkartıldıysa, kimlere en güzel şekilde bakım ve ihtimam gösterilmemişse ama bu başlığa konu olan şifa bulmasını dilediğimiz insan kimdir?
1995'te tunceli'de polisin düzenlediği operasyon ile yakalanmış ve malatya 2 numaralı devlet güvenlik mahkemesi'nce müebbet hapis cezasına çarptırılmıştır.
zere;
1993 yılında tunceli'nin çemizkezek ilçesinde 2 kişinin öldürülmesi, 1 bekçinin şehit edilmesi, hozat ilçesinde askeri konvoya ve jandarma karakoluna silahlı saldırı düzenlenmesi olaylarında aktif görev aldığı belirlenmişti, dhkp-c üyesi olmak ve eylemlere katıldığı gerecekçesiyle yargılanan zere'nin(kimine göre terörist, kimine göre devrimci), 1994'te tunceli'nin pertek ilçesinde 3 askerin şehit edilmesi, 7 vatandaşın öldürülmesi, ulukaya köyünün yakılması ile 2 silahlı çatışma olaylarına karıştığı tespit edilmişti. zere'nin yakalandığı yıl da 1 vatandaşın öldürülmesi , 5 kişinin kaçırılması, hozat ilçe jandarma komutanlığı'na saldırı düzenlenmesi olaylarına katıldığı tespit edilmiştir.
iş bu giride bu bayanın tedavisinin uygun şartlarda sağlanmasını istemektedir yazar lakin olaylara pembe gözlükler ile devrim aşkıyla bakmamak gerektiğinin düstur edilmesi gerektiğine inanmaktadır.
adli tıp raporunun verilmesi için yapılan muayene sadece 2 dakika sürmüştür. bakın buraya bakın. 2 dakika diyorum. be utanmazlar aymazlar. türkiye'nin en kötü sağlık ocağında bile nezle olmuş birisine en az 5 dakika zaman ayırır doktorlar. ama ölüm riski çok yüksek olan ve cezaevinde tedavisinin yapılamayacağı aşikar olan bir insana ayrılan süre iki dakika. ben kendi adıma utandım utancı olmayanlardan dolayı. bu ülkede insana verilen değerin düzeyini tekrardan bizlere hatırlattılar. lanet olsun sizlerle aynı havayı soluduğumuz için. lanet olsun... lanet olsun...
hala yatıyor..hala hasta...cahil kızmış ama,kayıp trilyon davasına ucundan temas edeymiş şimdi rahattı.. ne diyelim, allahçılar kurtarsın!
"istanbul'a gidiş işkencesini anlatmaya başlıyor. zorlu yolculuktan sonra gece istanbul'a varıyor, bakırköy hapishanesine götürülüyor, hapishane girişinde üst aramasını üstünü tamamen soyarak yapmak istiyorlar. soyulmayı kabul etmediği için geçici koğuşta tutuluyor. arkadaşlarının bulunduğu koğuşta kalmak istediğini söylüyor, izin vermiyorlar. üşüdüğü için arkadaşlarından hırka alınmasını istiyor onu da kabul etmiyorlar."
tek suçu, ezenlere karşı, ezilenleri mi savunmasıydı?
tek suçu, ögür bir ortam mı yaratmak istemesiydi?
tek suçu, eşitliğin olmasını istemesi mi?
tek suçu halkların kardeşliğini mi istemesiydi?
yoksa bunların hepsi başlı başına ölüm gerektiren bir suç muydu?
bence bunlar suç değildi. bunlar insanların onurlu yaşaması için, yaşamlarını tatmin edici kılabilmek için gerekli olan yaşam ilkeleridir. bunları gerçekleştirmek isteyen bir insanı onursuz göstermek için yapılmadık kalmamıştır. asıl onursuzlar sizsiniz!
devlet denen kurumun ne kadar gereksiz olduğunu, varoluş sebebi, toplumun üst sınıflarının çıkarlarını korumak için yasa yapmak olduğu, fakirden vergisini alan zenginden çıkarları zedelenir diye vergi almayan, halkını sömürmek için varolan bir kurumdur devlet.
güler zere birgün ölecektir, ama onun savunduğu değerler sonsuza kadar, bir çok halka, yoksula, ezilene, işçi sınıfına ışık tutarak gidecektir.
seni ölüm döşeğinde, dünyanın nimetlerini ölümünde bile sana göstermeyenler utansın. seni onursuz, suçlu göstermeye çalışan onursuzlar utansın. boşver sen bize yaptıklarınla yol gösterdin. sana minnettarız.