1. fatih sultan mehmed'in yerine geçen oğul sultan ikinci bayezid avdan dönüyordu.. bir an önce saraya varıp dinlenmeyi düşünürken atını durdurdu, havayı kokladı ve derin derin nefes alıp ferahladıktan sonra sordu:

    - bu güzel kokular da nereden gelir böyle?

    yanındaki vezirlerden biri verdi cevabı:

    - devletlü padişahım! istanbul kuşatmasına katılan gazilerimizden tabiat aşığı biri vardır ki, o'na gül baba derler.. ak sakallı, nur yüzlü bir ihtiyardır. şu yamaçları güllerle ve dahi türlü çiçeklerle donattı.. bu hoş kokular o'nun bahçesinden gelmektedir..

    padişah, vezirin anlattıklarını tebessümle dinliyordu. sözlerini bitirince:

    - merhum babamın bu gazi askerini ziyaret etmek isterim! dedi..bir veli bir başka veliyi ziyaret edecekti..zira ehli bilir ve dahi tasdik eder ki bayezid de veli idi..

    artık yorgunluklar unutulmuştu..

    gül baba'nın kulübesine doğru yürüdüler.. yaklaştıkça artan gül kokuları insanın gönlünü dolduruyordu..değerli misafirlerin geldiğini gören gül baba koştu onları kapıda karşıladı..

    padişah, daha atından inmeden:

    - savaşta bastığı yeri sarsan, barışta oturduğu yeri gül bahçesine çeviren yiğit asker, selam sana!

    gül baba mahçup mahçup eğdi başını öne ve güçlükle konuşabildi:

    - sizden böyle iltifatlar görmek bizim için ne büyük şereftir sultanım..allah devlet-ü ıyalinize zeval vermesin..

    padişah eksiltmedi iltifatını:

    - sen ki istanbul'u fetheden ordunun bir neferi olarak şereflerin en büyüğünü almışsın gül baba.. o büyük şerefin yanında bizim sözlerimizin hükmü mü olur?

    gül baba'nın yüzünde güller açıyordu..tebessümünün arza haykırdığı engin tevazuu ile başını öne eğerken, padişah atından indi ve gül baba'nın gösterdiği mindere bağdaş kurup oturdu..

    sonra da şöyle bir teklifte bulundu:

    - dilersen seni saraya alayım.. artık çalışma da yaşlılık devrini dinlenerek geçir!

    - varolun devletlu sultanım..başımızdan eksik etmesin mevlam sizi..burada oturmak benim için daha iyi..amma bir iyilik yapmak istersen, şu kulübemin bulunduğu yere bir medrese yaptır ki, memleketimizin çocukları ilim irfan öğrensinler..

    gül baba'nın sözleri veli padişahı duygulandırdı.. yerinden kalkarken o'nu mutlu edecek cevabı verdi:

    - gönlün rahat olsun gül baba, dilediğin olacaktır..

    gül baba'nın dileği oldu..

    bugün gül baba'nın kulübesinin olduğu yerde "galatasaray lisesi" var..ondan önce "mekteb-i sultani" idi..ondan önce de hep faydalı bir "şey"di oradaki bina..kah hastane..kah mektep..

    gül baba..solmayacak bir gül dikip gitmişti istanbul'a..
  2. gül baba ile sultan ii. bayezid

    sultan bu ya, pek fazla sıkılmış yine birgün
    durmuş bakıyorken sarayından göğe üzgün
    sadrazamı hürmetle eğilmiş de önünde:

    - sultanımızın neşesi pek yoksa, bugün de,
    sis örtüler altında o haşmetle uyurken
    seyreylesek istanbul'u yüksek tepelerden

    eğlenceli olmaz mı demiş,

    kırda gezinsek?

    vaktiyle o türk aslanı sultanımızın, pek oynak kara bir kısrağı varmış, ona binmiş
    geç vakte kadar kırda veziriyle gezinmiş.

    lâkin yarı sarhoşluğa düşmüş yine birden
    sultan tepelerden dolu dizgin geçiyorken,
    dizginleri kısmış ve şöylece durup bir dem,

    sadrazama sormuş:

    - nereden geçti bu meltem?
    mestolmuş eserken ediyor insanı sarhoş.
    bir dinle geçen rahiyalar bak ne kadar hoş!

    sadrazam gülmüş ve:

    - yakınlarda demiş,
    bir gül bahçesi vardır, gayet de güzeldir,
    şayet yüce sultanımız arzu buyurursa?

    -elbet gidelim, hem bakalım sahibi varsa hoş-beş ederiz şöyle biraz.

    sonra da bir an;
    atlar yine birden mahmuzlanaraktan,

    yaydan kopan oklar gibi rüzgârları yarmış
    çok geçmeden atlar o güzel bahçeye varmış

    bir bahçe ki, örtmüş yeri her renkte çiçekler
    bir bahçe ki, baştanbaşa renk olmuş emekler

    bir bahçe ki, güller bile sarmaş dolaş olmuş...
    her yer sarı, mor, pembe çiçekler ile dolmuş...

    güller ki, alevden daha al renkle yanarmış
    hem her birinin bir adı, tarihçesi varmış

    sultan bu güzellikleri görmüş ve şaşırmış.

    - gül bahçesi lâkin ne zamandan? ... diye sormuş, bir noktaya dalgın bakıyormuş gibi sanki.

    sadrazamı hülya dolu gözlerle demiş ki:

    - vaktiyle bu gül bahçesi bir çöl gibi yermiş
    yaz, kış gece çılgın gibi rüzgârlar esermiş
    kuşlar üşüşüp dallara bir mesken ararken
    sağanak gibi şimşekler inermiş kara gökten,

    bir gün hızır inmiş gibi iklime yer yer,
    bir yemyeşil atlasla döşenmiş yine her yer,

    nârin o fidanlardaki dallarla örtülmüş bahçeyle
    bu toprağın artık yüzü gülmüş.

    lâkin bu güzel bahçede bir gül baba varmış.
    mecnun gibi yapayalnız o güllerle yaşarmış.

    - gelsin bakalım söylediğin gül baba kimmiş?

    - hayhay! diyerek ünlü vezir, bahçeye girmiş.

    güller arasından daracık yoldan yürürken
    munis ve muhabbetli bakışlarla ileriden
    örtülmüşe benzer gibi sakin başı karla
    bakmış geliyor gül baba bir nurlu vakarla.

    sadrazamı koşmuş ve demiş:

    - gül baba, sultan kalkıp seni görmek için geldi uzaktan.
    bak kendisi üstünde atın, gel, seni bekler.

    sultan da o haşmetle gelirken gülerek şöyle der:

    - güller ne güzel, onları hep sen mi büyüttün?

    - elbet, diyerek gül baba, dallardaki süzgün munis sarı güllerle, tutup kırmızılardan kesmiş iki gül,

    sonra demiş:

    - ey yüce sultan,

    istersen anılmak yine rahmetle eğer hep
    yaptır bu büyük bahçeye bir koskoca mektep...

    millet ve vatan uğruna binlerce de evlâd
    elbet seni her an, çalışırken edecek yâd!

    güllerdeki renkler de onun arması olsun,
    ismim de benim böylece rahmetle anılsın.

    ...

    ey gül baba her şeyde sesinden var akisler
    her şey bize hâlâ bu güzel kıssayı söyler
    yıllarca senin bahsini etsek yine pek az,
    zira bu güzel kıssa, şu mısralara sığmaz

    bizler yine rahmetle anarken seni artık
    mermerden olan kabrini güllerle donattık.

    nihat keklik
  3. gül baba, asıl adı cafer olan ve 16. yy da yaşamış bektaşi dervişi.hakkında ve yaşadığı yer konusunda çeşitli rivayetler olmasına karşın evliya çelebi'nin notları arasında yer almaktadır.evliya çelebi nin verdiği bilgiye göre merzifon'lu olup, birçok savaşlara katılmıştır.
    kanuni sultan süleyman devrinde budin 'de vefat etmiştir. buradayahya paşazade mehmet tarafından türbesi yaptırılmıştır.

    "gül baba" isminin nereden geldiği konusundaki en yaygın görüş gülü çok sevmesinden kaynaklandığıdır.
    manzum ve mensurları bugünkü türkçe ile <gayb anahtarı> anlamındaki miftah-ül-gayb adlı eserinde toplanmıştır.

    ayrıca fatih sultan mehmet döneminde yaşamış bir gülbaba daha vardır ki bu bilgiler tarihte de biraz karışmış durumdadır. bu yüzden iki ayrı devirde yaşamış iki ayrı gülbaba menkıbeleri her ikisi için maledilmiş ve karışıklık artmıştır.

    buraya kadar bahsettiğimiz gül baba hakkındaki bilgiler tarihsel bilgiler olmakla birlikte halk arasında yayılmış çeşitli rivayetler ve bilgiler de vardır.aslında gülbaba türbesi ankara'da hacı bayram veli'nin bulunduğu yerde vardır.
  4. galatasaray ın sarı kırmızı renklerinin sebebi. çünkü gül babanın en sevdiği güller sarı ve kırmızı güllermiş.

    ıı. bayezid in "sizin için nasıl bir eser bırakmamı vasiyet eylersiniz? sorusuna;eğer ruhumu şad etmek isterseniz şuradaki tepeye bir mektep yaptırın, oradan büyük adamlar yetişsin. mektebin arması da benim pek sevdiğim sarı- kırmızı güllerin renkleri olsun; diye cevap vermiş.


    işte galatasaray ın sarı-kırmızı renkleri buradan gelir.
  5. şimdi galatasaray lisesi olarak kullanılan arazide dergahı bulunan bektaşi babası. türbesi daha sonra beyoğlu tomtom mahallesi gülbaba sokagının içindeki yere taşınmıştır..