görmek 

adana çık aradan

  1. maurice maeterlinck'in 50'li yıllardan kalma bir yazısını okuduktan sonra benim için çok daha derinleşen bir kavram. yazar şöyle anlatmış, naklediyorum:

    gençlik zamanımda, bir yaz sabahı köy yollarında yürürken gerçekten görmenin sırrını öğrenmiştim. rüzgarın ciğerlerime doldurduğu büyüleyici çiçek kokularını takip ederek oyldan ayrılmış ve masallara layık bir bahçenin önüne gelmiştim. aralarında arıların vızıldadığı binbir çeşit çiçekler, renkleri ve kokularıyla insanı kendinden geçiriyordu.

    tam bu sırada ihtiyar bir kadının, küçücük bir evden çiçeklerin arasına kadar uzanan dar yolda durduğunu fakettim. onun bu masal diyarının yaratıcısı olduğunu sezerek:
    -ne güzel bahçeniz var! diye seslendim.
    o, tatlı bir sesle:
    -çiçekleri seviyorsanız içeri girin, dedi.
    yanına gittiğim zaman başını kaldırıp bana bakmadı bile. gözlerini çiçeklerden ayıramadığını bildiğimden onu ayıplamadım. çiçeklerden sevgi ile bahsederken sesi titriyordu. önümüzdeki bir yükseltiyi işaret ederek:
    -şu yüksük otlarıma, unutmabenilere, menekşelere ve papatyalara eski çiçekler derim. bunlar, asırlardan beri avrupalıların gözbebeğidir. fakat küpe çiçekleri, afrika kadife çiçeği, hatmi çiçeği ve şu diğerleri bizim için yenidir. onlar ancak rönesanszamanında uzak ülkelerden buraya getirildi, dedi.

    çiçek aşığı kadın bana bütün çiçeklerin tarihçesini anlattı. bazıları 16. asırda maceraperest tüccarlar tarafından meksika, iran ve suriye’den getirilmişti. lale istanbul’dan, bezelye çiçeği ve hercai menekşesi daha uzak memleketlerden gelmişti. kadın bana çiçeklerden bahsettikçe o zamana kadar hiçbir çiçeği tam manasıyla görmemiş olduğumu anladım. çiçekleri o kadar canlı ve renkli bir lisanla tasvir ediyordu ki onları en karanlık gecede bile görebileceğimi hissettim.

    -haseki küpesi’nin şu çengel gibi bükülü mahmuzlarına bakın, diyordu. ancak iri arılar bunun içindeki özü boşaltabilir. çan çiçeği, boylu çiçekler arasında en sevdiğimdir. çiçeğimin yaprakları o kadar ince ki, adeta şeffaf…

    hayretler içinde kalarak, ona çiçeklerini bu kadar ince ayrıntılarına kadar nasıl tanıdığını söyledim.
    -gözlerimi sanki bir gün görmekten mahrum kalacağımı biliyormuşum gibi kullanmayı öğrenmiştim dedi.
    aradan uzun yıllar geçmiş olmasına rağmen, ihtiyar kadının sözlerini unutmadım. hele ona gülümseyerek veda ettiğim sırada, başını kaldırıp üzerlerine perde inmiş artık görmeyen gözlerini yüzüme dikince, sözlerinin değerini daha iyi anladım.

    akıllı kadın karanlık bastırmadan evvel, gözlerini layıkıyla kullanmayı başarmıştı…
    (sürrealist, 10.02.2007 12:57)


  2. olayların ve nesnelerin dış özellikleri yanında;derinliklerine inme ve perdenin arkasını da farlkedebilme yeteneğidir.
    (yağmurun yüreği, 05.05.2008 18:55)