"kent üst üste yüzlerce kez kurulup yüzlerce kez yıkıldıktan sonra,
penceredeki insanın varlığını fark ettim birden;
upuzun boyuyla,neredeyse kenara toplanan bir perde duruşunun içine dikilmiş,
berber dükkanına bakıyordu.
belki de,ben dükkana tıraş olmaya geldiğimden beri oradaydı ve
gözlerinde cellat gözleri varsa,onları aramızdaki uzaklıkla örtmüştü.
bu konuda hiç kuşkum yoktu,
çünkü hemen caddenin karşısındaki apartmanın üçüncü katında olmasına karşın
öyle uzak bakıyordu ki,
bedenini boşlukta yüzen bir pencerede bırakarak bu kentten çekip gittiği sanılabilirdi.
ona göre içeride mi yoksa dışarıda mı oturduğumu hala bilemediğimden şaşkındım tabii;
bakışın da içerdeni,dışardanı olduğunu düşünerek gözlerimi yere indirmiştim.
belki de iki yüzlü bir pencereydi benim gördüğüm;
ondan geçen bakışın hangi taraftan geldiği
hem görenin hem de görülenin yaşadığı duygulara bağlıydı.
üstelik ona ille içeriden ya da dışarıdan bakılacak diye kesin bir kural da yoktu,
göz yetiyorsa aynı anda iki taraftan da bakılabilirdi.
hiç kuşkusuz bu durumda kendisiyle karşılaşırdı insan;
görse görse,bir pencereden eğilip bakan kendisini görürdü
düş kadar yakın bir uzaklıktan...
ola ki şaşırırdı önce;
bir yanıyla,yüz yüze geldiği insanın kendisi olduğuna inanmak istemezdi.
peki, ya pencerenin karşı tarafındaki;
o inanır mıydı aslında kendisinin öteki olduğuna!"
hamiş: kitaptan yapılan bu alıntıda, pencerede bir anlığına görünen kişiyi
film için
hasan ali toptaş canlandırmıştır.