görseller
gölgesizlergölgesizler
gölgesizlergölgesizler
belki ilginizi çeker
  1. · kar neden yağar
  2. · cem özeren
  3. · ümit ünal
  4. · 46 ncı antalya altın portakal film festivali
  5. · yaran youtube yorumları
  6. · en iyi türk romanları
  7. · taner birsel
  8. · kaaaar neden yağar
  9. · etkisi altında kalınan kitaplar
  10. · ben kimim
gündem
  1. · kurban kesmeye karşı olan dallama
  2. · itü sözlük yazarlarının aslında içmek istedikleri
  3. · 2012
  4. · the twilight saga new moon
  5. · yaran diyaloglar
  6. · kız arkadaşı behlül ve sawyer la yatakta basmak
  7. · domuz gribi
  8. · kunteper canavarı
  9. · kayser sozer

gölgesizler  

 sayfa  / 2
  1. hasan ali toptaş'ın almancaya çevrilen romanı. kayıp bir döngünün etrafında imgenin hazzıyla dolaşmak isteyenlere şiddetle tavsiye edilir. toptaş'ın her eseri gibi gölgesizler de muhteşemdir. okuyun görün bana inanmıyorsanız. ne diyim.
    (betty blue, 28.02.2006 12:44)
  2. hollanda'da, finlandiya'da, fransa'da, italya'da ve güney kore'de çevrilmekte olan hasan ali toptaş romanı. alman eleştirmen stefan weidner'in "eğer bir türk kitaplığına sahip olmasaydık, sadece hasan ali toptaş okumak için bile türkçe öğrenmeye değer" demesine vesile olan başyapıt.
    (betty blue, 08.08.2007 13:40)
  3. hürriyet gazetesi'nin haberine göre hasan ali toptaş'ın dikkat çeken romanı olan gölgesizler çekim aşamasına gelmiş. sağır oda'nın senaristi olan hakan karahan, romanı senaryolaştırdığı gibi projenin son aşamasındaymış.
    (yagmuradam, 24.02.2008 21:30)
  4. yokluk üzerine var edilmiş enteresan bir roman.

    en dikkat çekici yönü neredeyse baştan sona kitaba hakim olan aforizmalar; gerçekten etkiliyeciler.
    sürükleyiciliği ve kolay anlaşılır olması da kitaba ait artı özelliklerden

    ancak,
    kitabın son sayfasına gelindiği halde, çözülmeyen onlarca soru "ee ne olacak şimdi" diye sıkıntılı bir iç geçirtiyor okuyana ve gerçekten kitaba hiç yakışmayan basitlikte bir final yaşanıyor.
    yani o kadar yaz yaz, hem de baya baya iddialı yaz ama böyle bir finalle bitir

    uzun lafın kısası gayet hoş giden kitap, son sayfada uçuruma yuvarlanıyor ve kitabın tamamına hakim olan nedensiz yok olma haleti, kitabın sonunu yok ediyor.
    (khaki, 13.03.2008 14:05 ~ 14:22)
  5. gölgesini vurabilen adam red kit bunlardan biridir.
    (serversirverme, 13.03.2008 14:17 ~ 14:19)
  6. ümit ünal'ın sinemaya uyarlamayı düşündüğü hasan ali toptaş romanı. mekanın ve oyuncu kadrosunun belli olduğunu, hakan karahan'ın da yapımcılığını üstleneceğini açıklamış, düşük bütçeli bir film olacağını da eklemiştir.
    (depresyon hırkası, 08.04.2008 23:36)
  7. kısmetse 2009 ilkbaharında sinemalarda seyredebileceğiz. ümit ünal'ın "toptaş romanda bazı yerleri açık bırakmış ben onları yorumladım" lafı beni ürküttü açıkçası. umarım yanılırım. ama bu arada taner birsel'in de kadroda yer aldığını bilmek beni çok rahatlattı nedense.
    yoksa bu romanın en büyük hayranlarından biri olmamın filan heyecanlanmamda hiç mi hiç etkisi yok. ne alaka ki.
    (betty blue, 08.07.2008 22:28 ~ 22:30)
  8. yapımını sevgilisi hakan karahanın üstlenmesi vesilesiyle müziklerini de candan erçetinin yapacağı açıklanan roman uyarlaması film.
    (araftaki, 23.07.2008 00:28)
  9. spoil it baby!

    büyük beklentilerle okunmaması gereken kitap. vasat mı? hayır vasatın epeyce üstünde aslında. yine de eksik bir şeyler var, ya da bir şeyler yok.

    kurgusu anlamsız her şeyden önce. evet kitabın hemen hemen bütün cümleleri, kitap içindeki bütün betimlemeler şahane. cıngıl nuri'nin köye dönüşüne kadar yazarın yapmaya çalıştığı şey, varlıkla yokluğun bu denli birbirine geçmesi ve kayboluş teması da son derece ilginç. ancak cıngıl nuri'nin köye dönüşünden sonraki olayların hemen hemen bütünü bana göre pek anlamsız, bağlantılar yeteri kadar şaşırtıcı değil.

    mesela cennet'in oğlunun mektupları ne işti, bir türlü çözemedim. berber dükkanındaki güvercin resmiyle saçma sapan bir kaçırılış öyküsünün kahramanı olan güvercin'in bağlantısı nedir, güldeben'le katil atın olayı nedir? ve yahu, nedeeen yağaaaar bu kaarrr?

    bunların dışında "sadece hasan ali toptaş okumak için bile türkçe öğrenmeye değer" gibi abartılı bir yorum gerektirecek bir şey yok kitapta, ama bolca özenle kurulmuş cümle var. sadece bununla tatmin olacaksanız okuyunuz bu kitabı.

    "ola ki başka bir yerde yaşıyorduk o an, başka bir zamanda yaşıyor ve oradan burayı düşlüyorduk düşlediğimizin farkına bile varmadan."

    "sayfalarda aşk yüklü iki hamaldan söz ediliyordu sürekli, aşkın saksısından gölgesinden, kır çiçeklerinin nereye yürüdüğünden, aşkların ölümü ölümlerinden çok sonra kabullenişinden ve bu nedenle insanların ölü aşk hamalı olduğundan söz ediliyordu."

    "belki de hayal gördün... insan cama uzun süre bakınca hep böyle olur, mutlaka bir yüz görür. daha doğrusu herkesin, asla göremeyeceği halde görmek istediği kayıp bir yüzü vardır."

    "bazen bir kere bile haykırmadan akşam karanlığı çökene dek öylece bekliyor, sonra ya kalkıp gidiyor, ya da yıllardır kimseye sezdirmeden içinde uyuz bir köpek besliyormuş da şimdi ona dönüşmüş gibi kapının önüne kıvrılıp uyuyakalıyordu."
    (nvr ws a crnflk grl, 04.09.2008 23:37 ~ 23:52)
  10. büyük beklentilerle okunması gereken kitap. bekletinizin karşılığını zekanızı kullandığınız ölçüde alabilirsiniz.
    öncelikle romanın "yokluğun varlığını", "kayıp" metaforu üzerinden tanımladığını düşünürseniz aradığınız anlamlar halihaızrda romanda olmasına karşın görmeniz daha kolaylaşır belki. ayrıca, ukalalığmı bağışlayın zira bu romanı beş kere okumuş bulunmaktayım. ezberledim, desem yeri yani.

    şimdi, romanda anlamsız olduğu vurgulanan noktalara değinmekle başlayalım. öncelikle romanın kurgusunun son derece anlamlı olduğunu örneklerle destekleyeyim. gerçi "bağlantıların yeteri kadar şaşırtıcı olmaması" eleştirileri hasan ali toptaş romancılığı için son derece eğlenceli bir malzeme ya, neyse. "şaşırtmak" yazarın yapmayı isteyeceği son şey bile değildir eminim. neyse, devam edelim.

    romanın ilk bölümünün son cümleleri şunlardır:

    "berber, elindeki fırçayı bırakıp gözlerinde büyüyen cellât gözüyle caddeye baktı. şehrin bütün caddelerini aşmıştı sanki, çok uzaklarda, dağların ardında bir yeri görüyordu. belki de berberin kendine sığmazlığı vardı orada; sözgelimi bir köyde, yine böyle bir dükkânda berber kılığında oturuyor ve arada bir başını çevirip buraya bakıyordu. "

    ikinci bölümün ilk cümleleri ise:

    "sonra, gözlerini köy meydanından geçen muhtara çevirdi; uzaktan uzağa el sallayarak selamlaştılar.
    içinden‚ ’artık sen de bu köylü sayılırsın,’ dedi muhtar. gülümsedi kendi kendine."

    burada, muhtarın "artık sen de bu köylü sayılırsın" dediği kişi, bir gün ansızın köye geliveren ve berber olduğunu söyleyen kişidir. bu berberbin kim olduğunu ve neden köye geldiğini hiçbir zaman öğrenemeyiz. çünkü mantıklı bir gerçekçilikten ziyade büyülü gerçekçilik baskındır bu romanda. hoş ikisi arasında çok derin fark var mı emin değilim.

    sonra efendim, cennetin oğlunun mektup yazıyor olması, yazar-anlatıcının kendisini de bir biçimde köyde görmesine işarettir, diyebiliriz. cennetin oğlu roman yazacak değildir heralde. berberdeki güvercin resmi, köydeki kaçırılış hikayesinin esin kaynağıdır. yazar-anlatıcı gördüğü her şeyden bir hikaye yaratıp ve o hikayeyi kaybederek bize sunmaktadır. hasan ali toptaş'ın hemen bütün romanları birkaç hikayenin toplamından oluşmaktadır.
    güldeben ile katil atın hikayesi ise şudur efendim. rıza, büyüye inanmadığı için, atın kuyruğundan bir tutam keser ve hocaya verirler. büyüye göre de, o saçın sahibi ramazan'a hemen aşık olacaktır ve onun için divane olacaktır ya hani, rıza da bir kızın saçı yerine atın kuyruğundan bir tutam keser ve at ramazanın ölümüne neden olur. ki yani haksızlık etmeyin ramazanıın ölüm sahnesi insanın kanını donduracak cinsten bir anlatı şölenidir ve hasan ali toptaş okumak için türkçe öğrenmeye değer dedirtir hakikaten. neyse, güldeben de bir hayalin halidir ve rızanın vicdan azabadır esasında.

    ve son olarak, "kaaarr nedeeenn yağaarr kaarrr" sorusu yeterince anlamlı değil mi bu kurguda hakikaten?
    (betty blue, 26.09.2008 19:50)
  11. http://www.golgesizler.com/ adresinden film hakkındaki bilgileri edinebilirsiniz. yakın gelecekte, filmin müzikleri sitede yerini alacakmış diye bir duyum aldım.
    (betty blue, 26.09.2008 19:53)
  12. sinemamıza bir roman uyarlaması daha kazandıracak film/roman.

    http://www.sakinkafa.com/...

    çok şahane de bir soundtrack var filmde, candan erçetin'den "ben kimim"... heyecanla beklemekteyiz.
    (şiirbaz, 22.12.2008 18:35)
  13. romanın sinema uyarlamasında başrolde selçuk yöntemoynayacaktır.
    (hürrem, 11.01.2009 12:51)
  14. web sitesinden fragmanını izledim ve bu ne yadedim. inşallah filmin kendisi iyidir.


    ---spoiler---

    güvercin kaçırılmış

    ---spoiler---
    (markator, 16.01.2009 20:51)
  15. fragmanına göre hayli berbat gözüküyor, umarım filmi hoştur.
    (bkz: selçuk yöntem)
    (bkz: cem özeren)
    (elpinoras, 16.01.2009 20:59 ~ 21:00)
  16. (bkz: ben kimim)
    (karyatid, 16.01.2009 21:05)
  17. candan erçetin'in yapmış olduğu soundtrack gerçekten harika, umarız film tutar, beğenilir ve beğeniriz.
    (bkz: cem özeren)
    (elpinoras, 31.01.2009 01:03)
  18. sonraki cümlesinde beni nasıl büyüleyecek diye garip bir beklentiyle okuduğum, yudumladığım; her kelimenin kendi varlığının ötesinde çağrışımlara neden olduğu büyülü bir köy gezintisi.

    içinde, inci tanesi güzelliğinde ve olgunluğunda onlarca cümlenin barındığı tapılası eser; zihnime inen en güzel balyozlardan biri.

    sokağa çıkınca görebileceğiniz kadar gerçek olan insanların, büyülü bir evrende yaşıyorlarmış gibi tarif edilmesi; bu tariflerin sanki bir ömür biriktirilen cümlelerle kağıda dökülmesi insanı hayrete düşürüyor.

    ve hiç zorlanmadan yaratılan, mücevher değerinde cümleler:

    "belki de berberin kendine sığmazlığı vardı orada; sözgelimi bir köyde, yine böyle bir dükkanda berber kılığında oturuyor ve arada bir başını çevirip buraya bakıyordu."

    "köy, güneşin altında yaralı, beyaz bir hayvan gibi yatıyordu."

    "şafak sökerken, sabah ezanından kopmuş heceler gibi yavaş yavaş dağılmıştı toplananlar; alacakaranlık sokakları geçip evlerine varmış ve kuş uykusuna yatmışlardı."

    "herkes her şeyi görmekten körleşmişti."

    "havada, her şeyi varoluşunun son çizgisine iten kalın, kalınlığı kadar da bükülmez binlerce telin gerginliği vardı."

    "farklı eksikliklerin içine gizlenmiş bir fazlalık belki, bir eksiklik."

    "oysa dışarıda hiç bir şey yokmuş, yani yağmurlar hala mevsimlerin ötesindeymiş. toprağın sesi bu, demiş pencerenin dibinden, ağaçların sesi, taşların, kuşların. her şeyi işitebiliyorum tanrım, kulaklarım delindi benim!"
    (bülend, 01.02.2009 03:10 ~ 12.02.2009 10:16)
  19. kitaptaki şu cümle hariç herşeyini anladığımı düşünüyorum:

    "lanet olsun sana"

    anadolu'da ücra ve kayıp bir köyün muhtarı lanet olsun der mi ki acaba? bana sanki "allah belanı versin" der işin içinden çıkar gibi geliyor.
    (hürrem, 25.02.2009 18:57)
  20. türk sinemasına cem özeren diye yeni bir kan kazandıracak film.
    (fasafiso, 01.03.2009 20:52 ~ 20:52)
  21. "kent üst üste yüzlerce kez kurulup yüzlerce kez yıkıldıktan sonra,

    penceredeki insanın varlığını fark ettim birden;

    upuzun boyuyla,neredeyse kenara toplanan bir perde duruşunun içine dikilmiş,

    berber dükkanına bakıyordu.

    belki de,ben dükkana tıraş olmaya geldiğimden beri oradaydı ve

    gözlerinde cellat gözleri varsa,onları aramızdaki uzaklıkla örtmüştü.

    bu konuda hiç kuşkum yoktu,

    çünkü hemen caddenin karşısındaki apartmanın üçüncü katında olmasına karşın

    öyle uzak bakıyordu ki,

    bedenini boşlukta yüzen bir pencerede bırakarak bu kentten çekip gittiği sanılabilirdi.

    ona göre içeride mi yoksa dışarıda mı oturduğumu hala bilemediğimden şaşkındım tabii;

    bakışın da içerdeni,dışardanı olduğunu düşünerek gözlerimi yere indirmiştim.


    belki de iki yüzlü bir pencereydi benim gördüğüm;

    ondan geçen bakışın hangi taraftan geldiği

    hem görenin hem de görülenin yaşadığı duygulara bağlıydı.

    üstelik ona ille içeriden ya da dışarıdan bakılacak diye kesin bir kural da yoktu,

    göz yetiyorsa aynı anda iki taraftan da bakılabilirdi.

    hiç kuşkusuz bu durumda kendisiyle karşılaşırdı insan;

    görse görse,bir pencereden eğilip bakan kendisini görürdü

    düş kadar yakın bir uzaklıktan...

    ola ki şaşırırdı önce;

    bir yanıyla,yüz yüze geldiği insanın kendisi olduğuna inanmak istemezdi.


    peki, ya pencerenin karşı tarafındaki;

    o inanır mıydı aslında kendisinin öteki olduğuna!"




    hamiş: kitaptan yapılan bu alıntıda, pencerede bir anlığına görünen kişiyi

    film için hasan ali toptaş canlandırmıştır.
    (mabel, 02.03.2009 00:15)
  22. seyredilesi filmdir. türk sineması için oldukça güzel bir adımdır. filmin ilk yarısında ki ne oluyor hissi ile birlikte başından itibaren sonunda ne olacak merağı tüm filmi sonuna kadar izlettiriyor. oyunculuk çok güzel ve özellikle selçuk yöntem, ahmet mümtaz taylan ve hakan karahan analar ne oyuncular doğururmuş bea dedirtecek kadar iyi oynuyorlar. arada uzatılmış gibigelen sahneler filmin sonunda anlamlanıyor tek eleştirim olabilir o da kitap kadar iyi değil, ama hangi film öyle ki? umarım gişesi bol kazancı çok olurda bu tarz filmler çekilmeye devam eder.
    (kurremkamerruk, 02.03.2009 19:01)
  23. üç maymun'la birlikte rahatlıkla son zamanlarda izlediğim en başarılı yerli filmlerden biri diyebilirim. konusu ne, nelerden bahsediyor diye merak ediyorsanız ben kimim'i dinleyin, zaten film için yapılmış bu şarkı bütün anlatılanların fragmanı gibi.

    ve izleyin, bence pişman olmayacaksınız.

    .................spoiler..................

    'çocuğunu da al git' ayrıntısını fark etmedim değil.

    .................spoiler..................
    (çoğunlukla zararsız, 02.03.2009 22:11)
  24. kitabı okumamış ve film hakkındaki yorumlardan bi haber, perdede ne göreceğini bilmeden sinema salonuna girmiş bi kişi olarak ilk yarıda cidden çok sıkıldığımı söyleyebilirim. dönem ortasında okul değiştirmiş şaşkın öğrenci modundaydım, "acaba kitabı okumadığım için mi film bana bu kadar anlamsız geliyor" diye düşünerek. sonra inat ve ısrar edip ikinci yarıyı izledim. ve diyebilirim ki asıl film ikinci yarının yarısından sonra başlıyor, taşlar yerine ancak o zaman oturuyormuş.

    özellikle ramazan'ın atın ayakları altında ezilişi yürek dağladı. bir de elveda rumeli'nin alex'inin ağlayan en güzel erkek olduğunu görmek fenaydı.

    velhasıl kelam, izleyiniz bu filmi efenim.

    sahi, "kar neden yağar"?
    (benihayalkırıklığınauğrattınsözlük, 06.03.2009 10:46)
  25. kitabın da filmin de adını ilk kez yazılarına ve sinema konusunda fikirlerine, eleştirilerine güvendiğim bir yazar olan nur çintay'ın köşesinde görmüştüm.

    öyle çok övmüştü ki yazar filmi hemen açıp fragmanını izledim. fakat fragmanda aradığımı bulamamıştım doğrusu, pek tatmin olduğum söylenemezdi. yalnız filmi görmeden de hadi canım bu muymuş demek de hem filmde emeği geçenlere hem de nur çintay'a haksızlık olurdu. ertesi gün ilk işim filmi görmeye gitmek oldu, sevgilime özellikle haber vermedim zira bir film sıkmaya başlayınca her çift gibi biz de yiyişmeye başlıyoruz. bu duruma engel olmak, filmi doyasıya özümsemek adına da böyle bir çözüm buldum kendimce. filmin ilk hafta gösterimi olmasına rağmen salonda sadece 3 kişiydik. biri ben diğer ikisi de arka köşeyi parsellemiş bir çiftti. (recep ivedik'in oynadığı diğer 4 salondaki izleyici sayısını tahmin etmişsinizdir) film köyün yeni berberinin ve kayıplarda olan eski berberinin başka bir mekanda bir şekilde karşılaşması üzerine kurulu bir sahneyle başlıyordu. bu da filmdeki kaybolma olgusunu filmin ilk sahnesinde seyircinin bilinç atına işleme adına önemli bir adımdı. fragmanın her saniyesinde geçen "güvercin kaybolmuş" cümlesindeki güvercinin kayboluş sahnesi de filme yön veren ikinci büyük adımdı. köyün muhtarı rolündeki selçuk yöntem harikulade oyunculuğuyla beni benden almıştı, onun çıktığı sahnelerde zevkten dört köşe oluyordum adeta. zaten yöntem'in oyunculuğunu önceden beri beğenirim, bana çevremden biri hissiyatını yaşatır her rolünde. hele cennetin oğluna bir siktir çektiği sahne vardı ki şu ana dek duyduğum ortama en cuk oturan siktirdi. kendisini tekrar tebrik etmek gerek. film boyunca içimi acıtan iki büyük sahne oldu ama ne sahne! ilki serkan şenalp'ın at tarafından öldürülmesi üzerine konu edilen ironik sahneydi. hoca'nın okuyup üflediği at yelesinden bir tutamın işe yaradığını görmek kafamda akıllara ziyan bir duygu bıraktı. gülmek ve ağlamak arasında bir duygu karmaşasına gark ettim. ikinci önemli sahne ise hakan karahan'ın eşsiz anlatımıyla hayat bulan muhtar'ın acı dolu intihar sebebiydi. devletini fazlasıyla sevip sayan muhtar'ın devasa altın halka süslemeli kapılar ardında umduğu devleti bulamayışı ve çaresizliği, devletin nazarında onun ve köylünün tırnak kadar değerinin olmayışının hikayesi karşısında berberin ve terzinin şaşkın yüz ifadeleri seyircinin içine işliyor o anda. filmi bırakıp devlet nazarındaki yerinizi sorgulamaya koyuluyorsunuz. cevabınız muhtarınkinden farklı değil elbette dedim ya yöntem size sizden biriymiş gibi geliyor o anda. filmin sonu üzerine çok eleştiri yapılmış, kaybolma temasının son sahneye taşınamadığı muallak bir sonun filmi daha iyi bitirebileceği üzerineydi genel olarak yorumlar. ama bu eleştirilere katılmadığımı belirtmeliyim zira sallantıda kalan sahnelerin filmin son 15 dk.sı içerisinde teker teker çözüldüğünü görüyoruz. son sahneye de bilinmemezlik değil gidişat doğrultusunda net bir sonuç yakışırdı.

    son olarak belirtmeliyimki kesinlikle gidip sinemada görülmesi gereken bir film, "sizi çok uzaklardan seyreden biri var" temalı bu filmi izlemenin tüm sinemaseverleri heyecanladıracağını düşünüyorum.
    (cherry on baby, 08.03.2009 15:52 ~ 23.09.2009 19:30)
 sayfa  / 2

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil