• isle of dreams
    itü sözlük yazarlarına özel %20 indirimli biletler için son tarih 19 temmuzkayıt ol
  • +21 görseller

    • gölgesizler
    • gölgesizler
    • gölgesizler
    • gölgesizler
    • gölgesizler
    • gölgesizler
  1. hasan ali toptaş'ın almancaya çevrilen romanı. kayıp bir döngünün etrafında imgenin hazzıyla dolaşmak isteyenlere şiddetle tavsiye edilir. toptaş'ın her eseri gibi gölgesizler de muhteşemdir. okuyun görün bana inanmıyorsanız. ne diyim.
  2. hollanda'da, finlandiya'da, fransa'da, italya'da ve güney kore'de çevrilmekte olan hasan ali toptaş romanı. alman eleştirmen stefan weidner'in "eğer bir türk kitaplığına sahip olmasaydık, sadece hasan ali toptaş okumak için bile türkçe öğrenmeye değer" demesine vesile olan başyapıt.
  3. yokluk üzerine var edilmiş enteresan bir roman.

    en dikkat çekici yönü neredeyse baştan sona kitaba hakim olan aforizmalar; gerçekten etkiliyeciler.
    sürükleyiciliği ve kolay anlaşılır olması da kitaba ait artı özelliklerden

    ancak,
    kitabın son sayfasına gelindiği halde, çözülmeyen onlarca soru "ee ne olacak şimdi" diye sıkıntılı bir iç geçirtiyor okuyana ve gerçekten kitaba hiç yakışmayan basitlikte bir final yaşanıyor.
    yani o kadar yaz yaz, hem de baya baya iddialı yaz ama böyle bir finalle bitir

    uzun lafın kısası gayet hoş giden kitap, son sayfada uçuruma yuvarlanıyor ve kitabın tamamına hakim olan nedensiz yok olma haleti, kitabın sonunu yok ediyor.
  4. kısmetse 2009 ilkbaharında sinemalarda seyredebileceğiz. ümit ünal'ın "toptaş romanda bazı yerleri açık bırakmış ben onları yorumladım" lafı beni ürküttü açıkçası. umarım yanılırım. ama bu arada taner birsel'in de kadroda yer aldığını bilmek beni çok rahatlattı nedense.
    yoksa bu romanın en büyük hayranlarından biri olmamın filan heyecanlanmamda hiç mi hiç etkisi yok. ne alaka ki.
  5. yapımını sevgilisi hakan karahanın üstlenmesi vesilesiyle müziklerini de candan erçetinin yapacağı açıklanan roman uyarlaması film.
  6. spoil it baby!

    büyük beklentilerle okunmaması gereken kitap. vasat mı? hayır vasatın epeyce üstünde aslında. yine de eksik bir şeyler var, ya da bir şeyler yok.

    kurgusu anlamsız her şeyden önce. evet kitabın hemen hemen bütün cümleleri, kitap içindeki bütün betimlemeler şahane. cıngıl nuri'nin köye dönüşüne kadar yazarın yapmaya çalıştığı şey, varlıkla yokluğun bu denli birbirine geçmesi ve kayboluş teması da son derece ilginç. ancak cıngıl nuri'nin köye dönüşünden sonraki olayların hemen hemen bütünü bana göre pek anlamsız, bağlantılar yeteri kadar şaşırtıcı değil.

    mesela cennet'in oğlunun mektupları ne işti, bir türlü çözemedim. berber dükkanındaki güvercin resmiyle saçma sapan bir kaçırılış öyküsünün kahramanı olan güvercin'in bağlantısı nedir, güldeben'le katil atın olayı nedir? ve yahu, nedeeen yağaaaar bu kaarrr?

    bunların dışında "sadece hasan ali toptaş okumak için bile türkçe öğrenmeye değer" gibi abartılı bir yorum gerektirecek bir şey yok kitapta, ama bolca özenle kurulmuş cümle var. sadece bununla tatmin olacaksanız okuyunuz bu kitabı.

    "ola ki başka bir yerde yaşıyorduk o an, başka bir zamanda yaşıyor ve oradan burayı düşlüyorduk düşlediğimizin farkına bile varmadan."

    "sayfalarda aşk yüklü iki hamaldan söz ediliyordu sürekli, aşkın saksısından gölgesinden, kır çiçeklerinin nereye yürüdüğünden, aşkların ölümü ölümlerinden çok sonra kabullenişinden ve bu nedenle insanların ölü aşk hamalı olduğundan söz ediliyordu."

    "belki de hayal gördün... insan cama uzun süre bakınca hep böyle olur, mutlaka bir yüz görür. daha doğrusu herkesin, asla göremeyeceği halde görmek istediği kayıp bir yüzü vardır."

    "bazen bir kere bile haykırmadan akşam karanlığı çökene dek öylece bekliyor, sonra ya kalkıp gidiyor, ya da yıllardır kimseye sezdirmeden içinde uyuz bir köpek besliyormuş da şimdi ona dönüşmüş gibi kapının önüne kıvrılıp uyuyakalıyordu."
  7. büyük beklentilerle okunması gereken kitap. bekletinizin karşılığını zekanızı kullandığınız ölçüde alabilirsiniz.
    öncelikle romanın "yokluğun varlığını", "kayıp" metaforu üzerinden tanımladığını düşünürseniz aradığınız anlamlar halihaızrda romanda olmasına karşın görmeniz daha kolaylaşır belki. ayrıca, ukalalığmı bağışlayın zira bu romanı beş kere okumuş bulunmaktayım. ezberledim, desem yeri yani.

    şimdi, romanda anlamsız olduğu vurgulanan noktalara değinmekle başlayalım. öncelikle romanın kurgusunun son derece anlamlı olduğunu örneklerle destekleyeyim. gerçi "bağlantıların yeteri kadar şaşırtıcı olmaması" eleştirileri hasan ali toptaş romancılığı için son derece eğlenceli bir malzeme ya, neyse. "şaşırtmak" yazarın yapmayı isteyeceği son şey bile değildir eminim. neyse, devam edelim.

    romanın ilk bölümünün son cümleleri şunlardır:

    "berber, elindeki fırçayı bırakıp gözlerinde büyüyen cellât gözüyle caddeye baktı. şehrin bütün caddelerini aşmıştı sanki, çok uzaklarda, dağların ardında bir yeri görüyordu. belki de berberin kendine sığmazlığı vardı orada; sözgelimi bir köyde, yine böyle bir dükkânda berber kılığında oturuyor ve arada bir başını çevirip buraya bakıyordu. "

    ikinci bölümün ilk cümleleri ise:

    "sonra, gözlerini köy meydanından geçen muhtara çevirdi; uzaktan uzağa el sallayarak selamlaştılar.
    içinden‚ ’artık sen de bu köylü sayılırsın,’ dedi muhtar. gülümsedi kendi kendine."

    burada, muhtarın "artık sen de bu köylü sayılırsın" dediği kişi, bir gün ansızın köye geliveren ve berber olduğunu söyleyen kişidir. bu berberbin kim olduğunu ve neden köye geldiğini hiçbir zaman öğrenemeyiz. çünkü mantıklı bir gerçekçilikten ziyade büyülü gerçekçilik baskındır bu romanda. hoş ikisi arasında çok derin fark var mı emin değilim.

    sonra efendim, cennetin oğlunun mektup yazıyor olması, yazar-anlatıcının kendisini de bir biçimde köyde görmesine işarettir, diyebiliriz. cennetin oğlu roman yazacak değildir heralde. berberdeki güvercin resmi, köydeki kaçırılış hikayesinin esin kaynağıdır. yazar-anlatıcı gördüğü her şeyden bir hikaye yaratıp ve o hikayeyi kaybederek bize sunmaktadır. hasan ali toptaş'ın hemen bütün romanları birkaç hikayenin toplamından oluşmaktadır.
    güldeben ile katil atın hikayesi ise şudur efendim. rıza, büyüye inanmadığı için, atın kuyruğundan bir tutam keser ve hocaya verirler. büyüye göre de, o saçın sahibi ramazan'a hemen aşık olacaktır ve onun için divane olacaktır ya hani, rıza da bir kızın saçı yerine atın kuyruğundan bir tutam keser ve at ramazanın ölümüne neden olur. ki yani haksızlık etmeyin ramazanıın ölüm sahnesi insanın kanını donduracak cinsten bir anlatı şölenidir ve hasan ali toptaş okumak için türkçe öğrenmeye değer dedirtir hakikaten. neyse, güldeben de bir hayalin halidir ve rızanın vicdan azabadır esasında.

    ve son olarak, "kaaarr nedeeenn yağaarr kaarrr" sorusu yeterince anlamlı değil mi bu kurguda hakikaten?