ihsan oktay anar'ın efrasiyab'ın hikayeleri adlı kitabında geçen sekizinci ve son hikayedir. canını almaya geldiği yaşlı bir adamla karşılıklı hikayeler anlatmaya başlayan ölüm tarafından anlatılmaktadır. ve ihsan oktay anar'ın mizah yeteneğinin de oldukça kuvvetli olduğunu bize gösteren hikayedir.
çocukları olmayan bir çiftin evinin önüne bir gün gökten bir çocuk düşer. evin hanımı o güne kadar efendi, uslu, terbiyeli bir kız istediğinden adını güler koymakta, cavval, atakan ve her konuda birinci bir erkek evlat isteyen muhittin kent ise çocuğun adını erke ya da berke koymakta ısrarlıdır. nihayetinde çocuğun adı bu isimlerin bir kombinasyonu olan gülerk kent olarak kalmıştır.
baba çocuğa sokaklarda koşmasını oynamasını, bir erkek çocuğu gibi hareketli olmasını, hatta bir de hayat kurtararak adını duyurup göğsünü kabartmasını tembihlerken ona mavi bir elbise ve kırmızı bir pelerin verir. annesi ise uslu durmasını, sokakta oynayıp üstünü başını kirletmekten kaçınmasını öğütlerken bir takım elbise ve papyon verir. üstüne de arsız çocuklar gibi her gördüğünü istemesin diye etrafı bulanık gömesi için bir de kemik gözlük takar.
çocuk ne annesini ne de babasını kırmayı istemediğinden mavi elbisesi ve kırmızı pelerinini annesinin giydirdiği elbisenin altına giyerek kasabanın matbaasında çalışmaya başlar.
matbaa aynı zamanda gazete gibi de çalıştığından gülerk kent'i muhabirlik göreviyle kasaba meydanına gönderir ve olağandışı bir şeyler yakalayıp matbaaya rapor etmesini ister. bu görev esnasında kontrolden çıkan bir at arabasında tehlikedeki bir bayan gören gülerk hemen postaneye koşup telefon kulübesinde üstünü değiştirdikten sonra kadını kurtarır ve koşarak üstünü tekrar giyer.
matbaaya döndüğünde olayı rapor etmeyi unuttuğu için sevdiği ve aslında meşhur mavi elbiseli gizemli çocuğa aşık olan yelda'nın önünde matbaacıdan tokat yiyen gülerk kendini minareden atmaya karar verir.
minareye çıktığında etrafında toplanan insanların arasında, aşağı atlayıp uçmasını söyleyen babası ve haşarılığından ötürü gücenen annesinin önünde kendini boşluğa bırakan gülerk bir leylek tarafından geldiği yere, cennete uçurulur.
okurken, gülümsemekten ziyade kahkaha attığım bu hikayeyi burada sadece süpermen hikayesine benzerliğiyle incelediğim için asıl anlatılmak istenenlere pek değinmedim. kitabın tamamının okunmasını, hatta ihsan oktay anar'ın her bir eserinin defalarca okunmasını tavsiye eder gözlerinizden öperim.
eidt: bi de adama o mavi elbiseyle pelerin babasından kalmış. babasının adı sabriymiş. kıyafetin üstüne "s" harfi bastırmış bu yüzden.