eski reklamcı, yeni köşe sahibi. radikal'de yazdığı yazılarla budur dedirten sivri, akıcı dile sahip yazar. özellikle bugün yazdığı yazı, okunmalı herkeslere okutulmalıdır. nice güzel yazılarda bizi aydınlatması dileğiyle.
yazılarıyla genelde işin özünü ortaya seren yazarlardan sadece birisi.
bugünkü (7 eylül) yazısında, türban konusunda karalamıştır bir şeyler. türban'ın bir simge olduğunu ancak sadece siyasal islam'ın değil, merkez'in dışında kalan bütün bir kesimin simgesi olduğunu anlatmış.
bugünkü yazısında çok garip bir kıyaslama yapmış ve yanılmış gördüğüm kadarıyla. yazısında kısaca, ahmet türk'ün "pkk terörist midir?" sorusuna "ben terörist demem, diyemem" şeklinde verdiği cevabı savunmaya çalışmış ama olmamış.
***
yazıdan bazı bölümler:
bir adamı karakola getirirler. adam suç işlemiştir. dahası suçüstü yakalanmıştır. diyelim hırsızlık yapmıştır. suçüstü yakalanmış olduğundan zaten suçu da sabittir. adam da direnmez, suçunu kabul eder. bu vicdanın birinci aşamasıdır.
...
adam hırsızlık yapmıştır. bunu kabul etmiştir. ve kanun ne öngörüyorsa o cezayla cezalandırılacaktır.
derken vicdanın ikinci aşaması gelir.
o karakolda diyelim canı çok sıkılan bir polis vardır.
canı sıkılan polis suçludan kanun ve adalet için gerekli bütün ifadeyi almasına rağmen, can sıkıntısından olsa gerek, biraz daha kaşımak ister meseleyi. aslında kaşımanın birazı yoktur. çünkü kaşımanın nereye kadarı kaşıntıyı bastırmak, nereden sonrası zevk içindir bunu kimse bilmez.
neyse, canı sıkılan polis suçluya kaşıntılı soruyu sorar. "hırsızlık yapmışsın, bunu kabul etmişsin, şimdi soruyorum sana, sen hırsız mısın?"
adam cevap verir, "hırsızlık yaptım ama ben hırsız değilim." polis ısrar eder, "madem hırsızlık yapmışsın hırsızsın." adam da diretir "senin için öyle olabilir, ama benim için öyle değil. hırsız değilim."
...
adam, mesela çocuğu aç kalmasın diye hırsızlık yapmaktadır. kendi vicdanına göre bu, öncelikle babalık göreviyle ilgili bir şeydir. işte bu da vicdanın ikinci aşamasıdır. bu ikinci aşama şahsi vicdandır.
işte özgür olması gereken vicdan budur.
-sayın yazar şahsi vicdanın özgür olması gerektiğini belirtikten sonra sözü ahmet türk'e getiriyor.-
ben ahmet türk'ün pkk'lı bir terörist suçüstü yakalandığı zaman ortaya çıkıp 'onu yargılayıp cezalandıramazsınız, çünkü o bir terörist değildir' dediğini hiç duymadım. bu anlamda kendisi ortak vicdana karşı değildir. fark, şahsi vicdandadır. demokrasilerde siyaset ortak vicdan üzerinden yapılır. şahsi vicdanları tıpatıp aynı kılarak siyaset yapmak, ayıptır söylemesi totaliterliğin daniskasıdır.
***
sayın yazarın yazısı kısaca bu şekilde. hırsızlık yapan birinin aslında onu meslek haline getirmemiş olabileceği, bunu mecbur kaldığı için yapıyor olabileceği buradan yola çıkarak da, dağa çıkanların birilerini öldürmediği müddetçe aslında terörist olarak değerlendirilmek istenmemesine de hak verilmesi gerektiğini belirtmiş. bu bakımdan dağdaki pkk'lıları terörist olarak görmeyen ahmet türk'ü de haklı bulmuş.
işte burada yanılıyor ne yazık ki ve vicdan özgürlüğü denen şeyin, dağda eğitim alan ve her an bir vatandaşı ya da askeri öldürmek üzere fink atan, yani insanların yaşama özgürlüğüne kasteden kişilerin kimliği konusuna alet edilmemesi gerektiğini ya görmüyor ya da görmek istemeyip art niyetli davranıyor.
ne sayın yazarın ne de ahmet türk'ün vicdanı binlerce kişinin canına kast eden bir örgüt ve o örgütün üyelerinin kimliği konusunda özgür olamaz. yaşama özgürlüğünün söz konusu olduğu yerde, ne vicdan özgürlüğünden ne de başka özgürlüklerden bahsedemezsiniz. insanların en temel hakkı yaşama özgürlüğüdür. kimliği konusunda vicdan özgürlüğü talep ettiğiniz o yaratıkların, insanların yaşama özgürlüğüne kastettiğini görmezden gelip eylemlerine haklılık kazandırmaya çalışırsanız onlardan bir farkınız kalmaz.
"muhtar kent, orhan pamuk'a karşı" başlıklı bugünkü yazısında enfes şeyler söylemiş köşe yazarı.
alıntı: "ve dikkat! şimdi geliyor karaman'ın koyunu. gariptir ama gerçektir. pamuk gibi beyinlerin terk etmek zorunda kaldığı diyarlar hiçbir zaman ama hiçbir zaman kent gibi beyinleri istihdam edebilecek 'muasır' markalar yaratamazlar.
bundan kim kazanır? fikir değil de korkuyla donanmış beyinciklerini, beynin kalmadığı yerde beyin diye satanlar.
muhtar kent çapında birinin yeri zaten her zaman amerika'dır. orhan pamuk gibi birinin yeri de asla türkiye değildir. böylece bizim köy de bizim beyinciklere kalır."
yıldırım türker'in bir yazısında ifade ettiği gibi radikal'de yazması büyük bir şans olan; çok güçlü bir kaleme, ince bir zekaya ve yoğun bir birikime sahip yazar. militarizm karşıtlığı nedeniyle "andıç"larda asla "akredite" olmayacak bir başka güzel insan. okunmalı, okutulmalı.
yazılarını radikalden takip ettiğim, sivri kalemli, korkunç bir zekaya sahip, üslup olarak da başkasına benzemeyen ve şahsen de tanıdığım sözü özü bir touchdown müdavimi abimiz.
bu sıralar çok meşhur lafımız "bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olma" meselesine felsefi bir yaklaşım sunmuş yazardır. sözlükteki ayarların bir ksımını düşürecek olan bu yazıya şurdan ulaşabilirsiniz:
vira sivri dilli, etkileyici ancak bir o kadar da haklı yazılar yazan radikal köşe yazarıdır. bugünkü liberal - akp ittifakının sonu konusundaki risalesi de şöyle: http://www.radikal.com.tr/...
her yazısının ardından; ''hocam neden bir sene önce başladın yazmaya, daha önce nerelerdeydin, bizleri neden kendinden mahrum ettin?'' diye hayıflanıyorum.
her köşe yazısını okuduğumda, ''en güzel yazısı bu'' diyorum, iki gün sonra okuduğum yeni yazısında ''hayır, bu.'' diyorum. tekrar tekrar okuyup, hepsini ayrı ayrı beğeniyorum.
bir insan nasıl bu kadar güzel yazar?
bir insan nasıl bu kadar güzel düşünür?
bir insan nasıl bu kadar gerçek demokrat, aydın, entellektüel olur?
ah hocam daha önce nerelerdeydin? çarşamba, cuma ve pazar'ımı anlamlı kılan yazar. ama yetmiyor hocam. keşke hergün yazsan, sen yazsan biz okusak. ne bir gazete, ne bir köşe yazarı. sen hep yazsan, biz hep seni okusak...
(bkz: http://www.radikal.com.tr/...)
radikalde bir türlü ısınamadığım, son derece itici bulduğum yazar. ona göre tüm laikler snob, faşist ve jakobendir. laiklere-günümüzde akp karşıtları da diyebiliriz- saldırır da saldırır. en ufak bir eleştiriye tahammülü yoktur ama bilseniz ne kadar da liberaldir.
neyse ki taraf'a geçmiş. yazacak yeni bir şeyi olduğunu sanmıyorum ama yine de kendisine yeni gazetesinde sonsuz saadetler diliyorum.
fiziken yanlarından bile geçmesek de, bu ülkenin çağdaş sosyal demokratları ya da liberalleri olarak takribi beş yıldır her yerde akp'li olmakla suçlanan bizlerin hislerine, şu sözleriyle tercüman olmuş yazar;
"türkiye'nin köhne ama yegane yüzme havuzuna çişini tutamayan bir çocuk gibi işeyen chp, zaten bulanık suyun rengini boka çevirince, kimileri can havliyle kendini havuzun kenarına attı.havuzun kenarında ise akp vardı."
o havuza bir daha asla girmeyeceğiz.lakin, yılana da sarılmayacağız.
taraf gazetesine geçmiş olan yazardır. kendisini havai fişeklerle kutluyoruz. 20 nisan'dan beridir zaten radikal'de yazmıyordu. medyatava sitesinde konu açıklığa kavuştu, yazılarının başlamasını merakla bekliyoruz. radikal'in batması için gün sayıyoruz.
"(...)
topladı ahbabınız mallarını. gelip vedalaştı sizinle. tabii ki görüşürsünüz, konuşursunuz. o sizin çocukluktan arkadaşınız.
ama: tuhafiyecilik hiç bu kadar zevkli olmamıştı. siz, dükkânınıza hiç bu kadar iyi bakmamıştınız. dükkân mesaileri hiç bu kadar neşeli geçmemişti.
çok hoş bir dönemdi sizin için.
çok kısa sürdü. ve bitti."
kendisinden bir süredir haber alamadığım için karalar bağlamıştım. 20 nisan'dan beri çarşamba, cuma ve pazar günleri ''belki'' diye bakıyordum radikal sayfalarına, ama yoktu. tam umudumu yitirmişken taraf'a geçtiği haberini almış olmak nasıl güzel bir duygu...
belki çok bencilce ama perihan mağden ve yıldırım türker'in de en kısa zamanda taraf'a gemesini umut ediyorum.
ama radikal 2 ne olacak, ahmet insel, baskın oran ve diğerleri? neyse şimdilik gökhan özgün yeter...
gökhan özgün'ün taraf'a transferiyle radikal'in taraf'a eklemlenip, liberaliyle, islamcısıyla, sosyalistiyle yepyeni, demokrat, tirajı yüz bini zorlayan bir gazete oluşturulması ihtiyacı doğdu artık.
radikal almayıp taraf almak için bir sebep daha. pek bir radikalliği kalmamış radikal'in son çırpınışlarının başlangıcı belki de bu abimizin transferi.
iki gün önceki ılımlı marksizm ve ılımlı islam başlıklı yazısını "çünkü ben vatanını satan neo-liberal bir kötü kadın çocuğuyum. ananızı babanızı bilemem, ama aynı şeyi size, şiddetle tavsiye ederim." cümlesi ile bitirmiş adam. bunu da daha fazla uyuz olun diye belirttim. yazıyı okumanıza ne de olsa gerek yok; ama arzu edenler şuradan ulaşabilir.
recep ivedik'in reklamda psikiyatriste verdiği ayara benziyor sözde özgün gökhan'ın yazdıkları. her halükarda adamın bir saatini alacağını bilse de, "telefonla saati beş ytl bile etmezdi" diyebilen recep gibi. reklamcı kurnazlığı işte. terapinin saati yüz elli ytl kardeşim, telefon tarifesiyle ne alakası var demiyor kimse. gökhan'ın da serde reklamcılık var, o da benzer kurnazlıklarla yürütüyor köşesini. vıcık vıcık reklamcı özgüveni, kibiri, hinliği ve vasat retoriğiyle taraf'ın papağanlığını yapıyor.