merhaba! itü sözlük, içeriği dünyanın değişik noktalarında bulunan yazarlarca oluşturulan bir interaktif sözlüktür. daha fazla bilgi alabilir, üye olarak içeriğin genişlemesine katkıda bulunabilirsiniz.
  1. 1

friedrich von hayek

  1. bu başlıkta
  2. bakın dur
  3. sırala
  1. keynes'ci ekonomiye karşı çıkışın temsilcisidir. nobeli aldığı yılların tam da keynesyan ekonominin çöktüğü zamana denk gelmesi tesadüf değildir. şöyle der baba genel olarak: efendim market ekonomisi iyidir çünkü market sistemi insanlari yönlendiren işaretler yollar, aynı trafik ışıkları gibi. bu sayede, planlı ekonomiye de gerek kalmaz çünkü insanlar piyasalardan aldıkları işaretlerle en iyi hareketi yaparlar piyasalarda.
    gerçi bu abimiz piyasa ekonomisinin yolladığı işaretlerin piyasadaki herkes tarafindan aynı derecede doğru olarak algılanılabilip algılanamayacağı üzerinde pek konuşmaz.
  2. 1972 nobel ödüllü, 20. yüzyılın en önemli ve enteresan iktisat teorisyenlerinden biridir. marxist bir avusturyalı olarak iktisata başlamıştır, fakat avusturya çevresinin önemli iktisatçılarından ludwig von mises'le bir süre çalıştıktan sonra fikirlerini değiştirmiş, ve serbest piyasa ekonomisini savunan bir iktisatçı haline gelmiştir, 1929 iktisadi buhranının geldiğini önceden tahmin etmiş, fakat kriz geldiğinde kesinlikle müdahale edilmemesi gerektiği, çünkü müdahalenin uzun vadede krizi körükleyeceği tezini ortaya atmıştır. aynı dönemde krize karşı önlem reçetesi olarak devletin yatırımlar yoluyla istihdam yaratmasını savunan keynes'le bunun üzerine akademik bir tartışmaya girmiş, tartışma önce keynesin ders verdiği cambridge ve hayek'in ders verdiği london school of economics arasında bir tartışmaya, sonra da tüm iktisat dünyasını içine alan bir saflaşmaya dönüşmüştür. 20. yüzyılın en önemli akademik tartışması olarak gösterilen bu fikir ayrılığı 1930'larda bir seri makale ve kitaplarla karşılıklı olarak devam etmiş, sonunda hayek'in, zaman zaman küçümsediği keynes'in general theory'sine bir eleştiri yazmayı artık ancak bir vakit kaybı olarak gördüğünü ve bunu hiç bir zaman yapmayacağını açıklamasıyla son bulmuştur. buna karşılık buradan sonraki süreç hayek'in kariyerinin aleyhine olmuştur, çünkü keynes'in pratik tezleri ve para basarak piyasaya canlılık getirme teknikleri hükümetlere bir krizden çıkış yolu sağladıklarından ötürü kamuoyunca kabul edilmiş, uygulamaya konmuş ve başarılı sonuçlar ilk alındığında da keynes'e nobel ekonomi ödülü verilmiştir. 1929 buhranında, kapitalist sistemin rusyayı da hiç etkilemediği gözönünde bulundurularak girilen bu yeni dönemde serbest piyasa ekonomisi bir kavram ve bir nosyon olarak gözden düşmüş, 200 yıl öncesinin demode ve ilkel bir düşüncesi olarak görülmeye başlamıştır. bundan ötürü hayeke de akademik çevrelerde modası geçmiş bir iktisatçı gözüyle bakılmaya başlamış, ve kısa sürede ününü kaybetmiş, akademik baskının yoğunluğu yüzünden bir kaç sene öncesinde dünyanın sayılı ekonomistlerinden biriyken birden bire hiç bir üniversitede iktisata giriş dersi bile verdirilmez duruma düşmüştür. nefret ettiği nazilerden hareketle yazdığı ve devletçiliğin diktatörlüğe dönüşmesinin ne kadar kolay olduğunu nazi almanyasından örneklerle anlattığı ve bu gün de bir klasik olarak görülen kitabı "kölelik yolu" oldukça ilgi çekse de bu bir iktisat kitabı değildir ve hayek kısa sürede tekrar unutulur.

    keynes'in aksine hayek, sadece bir ekonomist değildi, etik teorileri, hukuk ve iktisat tarihi, antropoloji ve siyaset felsefesi gibi alanlara da amatör fakat ciddi bir ilgisi vardı, bu yüzden iktisat dersi veremediği bu dönemde bu sevdiği konulara yönelmiş ve hukuğun ve etiğin ortaya çıkışı ve modern rasyonalite düşüncesinin siyasal ve iktisadi modeller üzerindeki tarihsel izleri gibi konulara eğilmiştir. sonradan almanya'da freiburg üniversitesi isimli bir okulda gene iktisat alanında değil ama sosyal antropoloji profesörlüğü bulabilmiş ve uzun bir süre burada kalmıştır.
    asla taviz vermediği serbest piyasa düşüncesini özgürlükçü, çoğulcu ve açık bir toplum idealinin zorunlu bir parçası olarak gören hayek eserlerinde konusuna her zaman, çok az siyaset felsefecisinde görülebilecek bir hakimiyetle ve disiplinler arası nitelikte yaklaşır.

    derken 1971'de bretton woods biter, dolar ve her tür döviz birbirine göre dünya çapında altın standardından bağımsız bir dalgalanma haline başlar. bu yeni bir durumdur, ve benzer bir şey sadece merkez bankalarının kurulmalarının öncesindeki her bankanın kendi bankotunu bastığı dönemde görülmüştür. nitekim bu yeni serbestlik ekonomide yeni sorunlar doğurur, hiç bir malın fiyatlarının altın karşılığı artık sabit değildir, dünya karışır, çünkü bu serbestlik durumunun iktisadi etkilerinin ve muhtemel sonuçlarının nasıl analiz edileceğini kimse bilmemektedir. nitekim çok geçmeden, 1973'te, arap ülkeleri isyan bayrağını dalgalandırır, çünkü petrolün fiyat standardı dolarla ölçülmektedir, ve doların altın karşılığı düşmüştür, fiilen durup dururken aynı miktar dolarla daha az alım gücü elde etmeye başlamışlardır ve opec bu kayıpları giderilene kadar petrol satmayacağını açıklar, büyük bir kriz başlar, abd'de benzin satışını plaka numarasına göre günlere bölünmesi bile başlar ve petrol fiyatları o güne göre anormal seviyelere çıkana dek yükselir, sonrasında dünya her tür paranın ve fiyatın spekülatif olarak dalgalandığı, sabit bir değerin olmadığı yeni bir ekonomik gerçeklikle karşı karşıya kalır.

    ve artık fiilen ekonomiyle ilgilenmekten vazgeçmiş, 75 yaşında bir siyaset felsefecisi olan hayek'e 40 küsür yıl önce yazdığı kitapları için 1974'te, mahçup ve zorunlu bir nobel ekonomi ödülü verilir. piyasaya müdahale etmek bazen gerekli olur, evet; çünkü aslında merkez bankaları ve senyoraj tekeli yoluyla piyasa, zaten baştan müdahale edilmiş durumdadır, ve buradan itibaren ekonominin denge durumuna kendiliğinden dönmesi mümkün olmadığı için keynes'in konjonktürel çözümleri işe yaramaktadır, fakat paranın da bir mal gibi alınıp satılabildiği, serbest dalgalanabildiği gerçek bir iktisadi konjonktürde ekonominin nasıl işleyeceğini doğru analiz eden hayektir.

    nitekim tekrar ünlenir, önce genç kızlığından beri kendisinin takipçisi ve hayranı olan margaret thatcher'ın, sonra ronald reagan'ın ekonomi danışmanı olur, bir çok başka ödül alır. kendisiyle birlikte liberalizm ve piyasayı savunan ekonomistler yeniden yükselişe geçer, kendisinden 2 sene sonra çömezi olan milton friedman da nobel ödülüne layık görülür, neo liberalizm denilen ve genelde hayek'in düşüncelerini kast eden bu yeni dalganın etkisiyle bir çok ülkede devasa özelleştirmeler başlar, küreselleşme yayılır ve gelişir, ve 1989'da berlin duvarının yıkılması, 1991'de sscb'nin dağılmasıyla hayek tam bir zafer kazanır.

    1992'de ölen hayek bir iktisatçıdan ziyade önemli bir siyaset felsefecisidir. liberalizme marxizm'den döndüğü, almanya'da nazi dönemini bizzat yaşadığı ve 20. yüzyılın bir çok istisnai olgusuna tanıklık ettiği için hayli farklı vizyonları karşılaştırma imkanı bulmuş, derin bir iktisat kavrayışına ve disiplinlerarası tutarlılığa dayalı eserler vermiştir.

    kendisini saygıyla anıyoruz.
  3. margaret thatcher'in gençliğinden itibaren büyük hayranı olduğu nobel ödüllü ekonomist. bir biyografik çalışmada söylendiği kadarıyla thatcher bir gün çağırıldığı bir programda konuşma esnasında birden elini çantasına atar ve bir kitap çıkarır. friedrich von hayek'in "the constitution of liberty"'sidir bu kitap. spikerin sözünü keser ve herkesin görmesi için kitabı havaya kaldırır. "işte" der, sertçe, "biz işte buna inanıyoruz." ve kitabı masaya patlatır.
  4. yüzyılımıza damgasını vurmuş en büyük liberal düşünürler arasında yer almaktadır. kölelik yolu isimli eserinde neoliberalizmin önemli fikirlerini özgürlüğün savunmasında ve insanların özgürlüklerini nasıl kaybettiklerini sindirilmesi zor olan fikirlerle anlatır.her iktisatla ve ekonomi-politikle ilgilenenlerin okuması gerekenler listesinde önemli bir yerdedir. faşizm,sosyalizm ve diğer totaliter sistemlerin özgürlükle neden uzlaşamadıklarını ve özellikle faşizm ve sosyalizmin sonlarında insanların özgürlerinin nasıl kaybettiklerini sosyalistlerin bile cevap veremediği sorulardır bunlar diyerek örnekleyerek açıklar.ayrıca kölelik yolu eserinde planlamaya bayağı giydirmeleri vardır.ona göre planlamanın sorunları çözmez ve daha çok planlamaya neden olur. o yüzden de her türlü planlamanın bir şekilde faşizme ya da komünizme yol açacağını iddia eder.

    ona göre kişi kendi özgürlüğüne; ancak başkasının keyfi isteğinin baskısına hedef olmadığı zaman kavuşur. aynı zamanda özgürlük kişinin kestirilemeyen bir geleceğinin olmasıdır (geleceğini bilen insan özgür olamaz). buna ek olarak insanların önüne seçenek sunmak onları özgürleştirmez sadece iradelerine engel olur. küçük bir örnekle; bir mağazaya girdiğinizde önünüze sunulan 10 ayrı renkteki gömlek ve satıcı kişinin size vaadettiği renk özgürlüğü aslında yoktur. bu ancak sınırlı bir seçim olacaktır. sizin 11.rengi düşünmenizi engelleyecektir. bu da özgürlük sayılmaz'der.

    mukadderata bakın ki ölmeden 2 sene önce hafıza kaybına uğramıştır.

    bazı sözleri:

    -bütün kamu maliyesi uygulaması, vergi yükümlüsünü kandırma, onu farkına vardığından daha fazlasını ödemeye teşvik etme ve başka birisine ödetileceğine inandırarak harcamaya razı etme gayretiyle geliştirilmiştir.

    -çoğunluklara olduğu kadar azınlıklara da hizmet etmesi piyasanın büyük meziyetidir.

    -insan akıbetinin efendisi değildir ve hiçbir zamanda olmayacaktır. insanın aklı onu daima bilinmeyen ve öngörülmeyen yeni şeyler öğrenmeye doğru götürecektir.

    -kamu maliyesinin temel kaygısı, başlangıçtan itibaren en fazla parayı en az direnişle toplamak olmuştur.

    -sadece tecrübe sayesinde bir şeyler öğrenebiliriz ve hiçbir zaman bir olayı akıl yoluyla tamamen kavrayamayız.

    -toplumun bazı geleneklerine saygı duymam ve onları tercih etmem, yeni ve farklı şeylere düşman olduğum anlamına gelmez.
  5. "en önemlisi, özgür, ama sefil olabileceğimizi kabul etmeliyiz."

    meali: serbest piyasa mutlak ölçüttür, devlet yalnızca zenginin mülkünü koruyan "gece bekçisi" rolünü üstlenmelidir. piyasa düzeni toplumsal adaleti garanti etmez, ama sosyalizmde olamayacak kadar özgürüzdür, zira kolektif bir düzenin dayatmalarına tabi değilizdir. o nedenle bu serbest piyasada mücadele ederken hani büyük balıklar küçük balıkları yerler ya, işte o küçük balıklardan biri siz olabilirsiniz, yani sefil bir kaybeden.

    ama özgürsünüzdür sonuçta(!)

    peh.
  6. bazı türk iktisatçılar tarafından klasik liberal iktisatçı olarak tanımlandığı ya da laissez-faire söylemi açıklanırken bu gruba dahil edildiği görülmüştür.

    bu elemanlar hayek okumamış demek zorundayım. the road to serfdom'da hayek plancı ve devletçi ekonomiye ne kadar çıkıyorsa bir o kadar laissez-faire düşüncesine karşı çıkıyor ve bunun bir ütopya olduğunu dile getiriyor.
  1. 1