frida'nın ünlü bir meksikalı
ressam olduğunu, adına yapılan filmi
kanal d'de izledikten sonra öğrendim.
resimleri benim gibi bir hayvana (
arı, hâttâ
yılan balığı) pek bir şey ifade etmese de, film tek kaşlı frida (
salma hayek) tipi ile muhteşem olmuş. bahtsız bedevi frida'nın tosun ve azgın kocası diego'yu oynayan
alfred molina ise
spider-man 2'de
doctor octopus'u
* oynamıştı. bu filmde de oyunculuğu süfer.
arada çıkan
çizgi romanımsı görüntüler,
betimlemeler ve resimlerde dil bulan duygular çok başarılı anlatılmış. güzel film güzel.
meksikalı ressam frida'nın hayat hikayesini ele alır. filmde geçen, frida'nın duygularını yansıttığı resimleri gerçekten çok etkiliyicidir. kocasına olan tutukusu, tüm olumsuzluklara rağmen hayata sıkı sıkıya sarılışıyla izlemeye değer bir film.
kitaptan beyazperdeye aktarılmış.
"meksikalı ressam frida kahlo'nun efsanevi şöhretinin, acılarla dolu yaşamının en objektif öyküsüdür."
çok başarılı bir uyarlama olan film. sonudtrack i de tadından yenmez, bulması zor olsa da, girilecek zahmetlere fazlasıyla değer
müzikleri muhteşem olan, frida'yı oynayan
salma hayek'in iyi bir performans sergilediği ressam frida kahlo'nun hayatını anlatan harika film.filmin müzikleri başka bir muhteşem kadın meksikalı
lila downs tarafından yapılmıştır.
(nyksss, 05.12.2007 22:19 ~ 22:29)
isveçli hatun ismi.
bu akşam iki nedenden dolayı tekrar seyrettiğim frida kahlo'nun hayatının anlatıldığı, salma hayek'e bir kez daha hayran olduğum film.
iki nedeni yazmadan filme geçersem olurda bunu okuyan birileri olursa merak eder ve evet bence de hiç adil değil.
birinci nedenim beni aslında ilk motive edendi; o da filmin müzikleri! bir albümü, baştan sona bir kelimesini bile anlamdan bu kadar mı severek dinleyebilirdim. müziklerini dinlemek istedim, bir kadeh kırmızı şarap eşliğinde.
ikinci nedenim ise evliliğini ve yaşadıklarını tekrar görmek istememdi. zamanla unutuyor insan filmdeki bütün replikleri, hatırlamak mümkün değil. yeniden seyretmek gerekiyor.
ee sonuç nedir değil mi? sadece bunları mı yazmaya geldim buraya? bana göre bu kadarı yeterli kalırdı. ama sanırım bir kaç şey söylemek gerekir film üzerine.
evlilik teklifini kabul ederken benim için tek önemli olan şey "loyalty" yani sadakat diyen bir kadın, neden bütün aldatılmaları kaldırmıştı? diego'nun her seferinde "sadece seksti" demesine mi kanmıştı? bunu feyz alan bütün erkekler aynısı yapmalı mı? cevabı bence filmin içinde zaten. onlar tencere-kapaktı. o yüzden vazgeçemediler birbirlerinden. seks dışındaki paylaşımları onları beraber tuttu.
en son aldatış kaldırılamayacak şiddette gelince artık onları beraber tutan sadece politik düşünceleri ve bu konuda yaptıkları aktivitelerdi.
ama yine gördük ki frida boş kalabilecek bir kadın değildi. bunu da kadınlarla flört etmesi ve evinde misafir kalan kendinden yaşça çok büyük bir adam ile birlikte olmasıyla gösterdi.
"sen benim arkadaşım, yandaşım, beraber yol aldığım meslektaşım (ressam) oldun diego. ama bana hiç bir zaman koca olamadın"
bu lafı aldatıldığını öğrenen diego'ya söylemişti. her seferinde kendisinin duyduğu şu cümleyi de ekleyerek ; "it was just a hand shake to me" ( benim için sadece el sıkışmasıydı)
ee sonuç dimi? film kritiği değil söylemeye çalıştığım. insanın mecburiyetten değil de kendi özgür iradesi ile biriyle olması ve onu olduğu gibi sevmesi bu olsa gerek. hayatımda frida gibi karakteri olan bir tane kız arkadaşım olsaydı diyorum sadece, sanırım ksiklik tamamlanırdı. hayatı olduğu gibi yaşayan. kendi gibi olan. ve bu kadar olumsuzluk içinde bile bir şeyler üretmeyi becerebilen, hayata bağlı. güçlü, bağımsız. hiç görmedim çünkü.
birini olduğu gibi kabul etmek ise beceri ister. çalışmak gerekir üstünde.
salma hayek'in
frida kahlo'yu büyük bir başarıyla canlardırdığı bir film. işlenişiyle ve müzikleriyle inanılmaz bir uyuma sahip olan, izlendikçe sanki bu frida nın başına gelenler hiç bitmeyecek mi dedirten, insan ruhunun karmaşıklığının yansımalarını hayran hayran izlememizi saglayan cok önemli yapıtlardan bir tanesi. müziklerinde ispanyol ateşini derinden hissetmeniz için
lila downsemeklerini eksik etmemiştir. bütün müzikler filmle öyle bir uyum içerisindedir ki filmde salma hayek in dans ettiği bir sahnede başka bir müzik çalsaydı, bir başka ispanyol güzeli içi yana yana o sahnedeki şarkıyı söylese aynı etkiyi verir miydi bilemiyorum. sonuç itibariyle mutlaka görülmesi gerek bir filmdir. şiddetle tavsiye edilir.
(bkz:
alcoba azul)
(laein, 22.02.2009 19:56)
savaş gibi yaşanan aşklar
herkesin karşı çıktığı aşklar vardır. herkes karşı çıktığı için daha da derinleşen, pekişen... ama kim ne derse desin, komşular ve etraf ve dünya ne kadar dedikodusunu yaparsa yapsın, bir fil ile bir güvercin pekâla birbirlerine aşık olabilir... zaten aşk dediğin,
ardında ne olduğuna kimsenin akıl sır erdiremediği kadife bir esrar perdesidir.
herkesin karşı çıktığı aşklar vardır. herkes karşı çıktığı için daha da derinleşen,
pekişen..... bazı çiftler aşklarını tüm dünyaya karşı verilmiş bitmez bir mücadele gibi yaşar. her gün, her an kendilerini savunmak durumunda hissederler. çiftin birliktelikleri psikolojik bir savaştır. ve her savaşta olduğu gibi bunun da iki tarafı vardır: "biz" ve "onlar".
"biz" iki kişiden oluşur. iki sevgili. o kadar. "onlar" ise alabildiğine geniş bir kategoridir: akrabalar, arkadaşlar, köşedeki bakkal, üst kattaki komşu, bütün toplum... cümle kâinat. ağız birliği etmişçesine hemen herkes onları ayırmaya çalışır ya da onlar öyle sanır. bu yüzden daha da kenetlenir, birbirlerine yapışırlar. çifti bir arada tutan temel dinamik içeriden değil, dışarıdan gelir. etraftan ne kadar tepki görürlerse, o kadar sıkı tutunurlar birbirlerine. başkalarının kem bakışı, zehir dili, ayıplaması ya da kınaması doğal bir zamk olur onlara. bu sayede daha da yaklaşır, yakınlaşırlar. halbuki kendi hallerine bırakılsalar, etraftan bu kadar muhalefet görmeseler belki de kısa bir süre beraber olup ayrılacaklardır. sırf bu kadar çok tepki gördükleri için böylesine ayrılmaz olurlar. tüm dünyaya inat kurulan evlilikler vardır.
onlarınki öyleydi...
dünya tarihinin gelmiş geçmiş en olaylı, en yıpratıcı ve şüphesiz en çok konuşulan birlikteliklerinden biriydi onlarınki. tanıştıklarında adam 46, kadın 22 yaşındaydı. adam ünlü, kadın ünsüzdü. ikisi de ressamdı. adam yetenekli, kadın ondan da yetenekliydi. adam benmerkezci, kaprisli ve talepkâr iken kadın kat kat zor bir kişiliğe sahipti. kadın adamın öğrencisiydi. ve adam evliydi.
hem bu kadar "yanlış" duruyorlardı yan yana, yanlış ve imkânsız; hem de tuhaf bir şekilde birbirleri için yaratılmış gibiydiler. sanki doğdukları andan tanıştıkları ana kadar geçen her sene öylesine yaşanmış bir zaman diliminden ibaretti. asıl hayatları birbirleriyle tanıştıktan sonra başlayan hayatlarıydı. daha önceki her şey hayaldi; bir şiirin doldurma dizeleri gibi.... ömürlerinin esas şiiri şimdi başlayacaktı. farklılıklarında, zıtlıklarında garip bir manyetik çekim vardı. ama belki de tutkularını alevlendiren ateş etraftan gördükleri çetin muhalefet oldu. evlenmeye karar verdiklerinde en büyük tepki ailelerinden geldi. bilhassa kadının ailesi baştan karşıydı bu birlikteliğe. kızlarına 'güvercin', adama ise 'fil' adını takmışlardı. "siz söyleyin" diyordu kadının annesi komşularına. "söyleyin ne olur. güvercinle fil hiç yan yana gelir mi?
adam iri yarı ve çirkinceydi. gözlerinde dinmeyen delişmen bir parıltı vardı. cüssesi kocaman, kahkahası gürültülü, yüreği ise billur bir kadeh gibi kırılgandı. heybetli, iddialı, sakınmasız, karizmatik bir sanatçıydı. sıradışıydı. varlığı göz dolduruyor, her yaptığı konuşuluyordu. ismi de kendisi gibi görkemliydi: diego maría de la concepción juan nepomuceno estanislao de la rivera y barrientos acosta y rodríguez. tüm dünya onu başka bir isimle tanıdı: diego rivera.
kadın ufak tefekti. kişiliği köşeli, bakışları sert, dili sivriydi. güzel sayılmazdı ama hemen herkesin kabul ettiği garip bir efsunu vardı. bedeni yaralıydı. zahirde ve batında yaralı. sağ bacağı sol bacağından inceydi. çocukken geçirdiği bir hastalığın mirası. yaşıtlarının yanında kendini hep çirkin ve fiziksel olarak eksik hissetmişti. yetmezmiş gibi genç yaşta geçirdiği ağır bir trafik kazası onu sakat bırakacaktı. tedavi görse de belinde, sırtında, boynunda kalıcı ağrılar olacak ve ömür boyu çocuk doğuramayacaktı. ama ona acımaya kalkanlara müstehzi bir tebessümle tepeden bakmayı başardı. toplumun gözünde "noksan" bir kadın olmayı kesinkes reddetti. frida kahlo'ya acımak kimsenin haddine değildi. asi, dik başlı, çetin ceviz, deli güzel bir enerjisi vardı. taşkın nehirler gibi yerinde duramıyor, kabına sığamıyor, kaderine razı olamıyor, sıradanlığa tahammül edemiyordu. bedenini saklamak için uzun, kabarık etekler giyerdi. ruhundaki fırtınayı saklamak içinse çekingen değil, suskun değil, girişken ve geveze olmayı tercih etti. kendi kendine bir karar almıştı. bu dünya onu yaralamış, hırpalamış, acıtmış olabilirdi. ama ne yaparsa yapsın onu asla korkutamayacaktı. frida kahlo doğuştan savaşçıydı. aşkını da bir savaş gibi yaşaması tesadüf olabilir mi?
kadın adamla tanıştığında ondan evvel onun yeteneğini sevdi, sanatını sevdi, resimlerindeki derinliği, deliliği, dehayı sevdi. adamın bunalımlarını, buhranlarını ve en sonunda bedenini sevdi. beden dediğin sadece bir kabuktan ibaretti. üzerimize yapıştırılmış boyalı bir kıyafet işte. kadın adamın özünü sevdi.
bazen yazı masamda oturur, bakarım resimlerine. frida ve diego. diego ve frida. fotoğraflarını, tablolarını, oto portlerini seyrederim uzun uzun. bilmem hangisine daha çok hayret ederim: yan yana ama bu kadar uzak ve kopuk olabilmelerine mi yoksa böyle farklı, hatta zıt ve sert oldukları halde bu kadar tutkulu ve aşık kalabilmelerine mi? iki deli, kederli, yaratıcı, yıkıcı enerji topu. çarpışan, çatışan, sevişen, kanatan, yaralayan ve yaralı.
herkesin karşı çıktığı aşklar vardır. herkes karşı çıktığı için daha da derinleşen, pekişen... ama kim ne derse desin, komşular ve etraf ve dünya ne kadar dedikodusunu yaparsa yapsın, bir fil ile bir güvercin pekâla birbirlerine aşık olabilir... zaten aşk dediğin, ardında ne olduğuna kimsenin akıl sır erdiremediği kadife bir esrar perdesidir.
"...gecelerim sürekli seni arıyor.
bedenim bir kaç sokağın ya da adi bir coğrafyanın bizi ayırdığını anlayamıyor.
bedenim gecenin ortasında senin gölgeni görememekten dolayı acıdan çıldırıyor.
bedenim uykunda sana sarılmak istiyor.
bedenim gece uyumak ve karanlıkta senin öpüşünle uyanmak istiyor.
gecelerim bundan daha zalim bir düş tanımıyor...."
12 eylül 1939 meksika
inanılmaz bir
soundtrack'e sahip film.
elliot goldenthal'ın sihirli ellerinden çıkma.
01. benediction and dream
02. the floating bed (
http://www.youtube.com/... )
03. el conejo
04. paloma negra
05. self-portrait with hair down (
http://www.youtube.com/... )
06. alcoba azul
07. carabina 30/30
08. solo tu
09. el gusto
10. the journey
11. el antifaz
12. the suicide of dorothy hale
13. la cavalera
14. la bruja
15. portrait of lupe (
http://www.youtube.com/... )
16. la llorona
17. estrella oscura
18. still life
19. viva la vida
20. the departure
21. coyoacan and variations
22. la llorona
23. burning bed
24. burn it blue
(ay cadisi, 12.09.2009 10:37 ~ 13.09.2009 17:01)