rus edebiyatı ile birlikte dünya klasik ve
neo-klasiklerine en çok kitap kazandırmış edebiyattır. fransız edebiyatı' nın diğer dünya edebiyatlarından ayıran en önemli özelliği yazarlarının çoğunun aynı zamanda bir felsefe veya düşünce adamı olmasıdır. özellikle 20.yüzyılın başında
jean paul sartre,
albert camus,
andre gide üçlüsü fransız edebiyatını şekillendirdiği kadar dünyada da felsefi bir çok akımın öncülüğünü üstlenmiştir. ve yarattıkları akımlar diğer akımlardan farklı olarak aydın gençliğin sorunlarına yönelik olup , siyasi ve felsefi çözümler üretmiştir. sartre
varoluşçuluk felsefesinin geldiği son ve en olgun noktasıdır. kanaatimce en güzel kitabı
bulantı' dır.
camus ise bence bir diyen
absürd bir felsefe anlayışı ile hayatımıza saçma' yı sokmuştur.
andre gide' nin bilinen en büyük eseri mozart' ın bir eseri ile de aynı adı taşıyan
pastoral senfoni' dir. gide ise genel geçer bir ahlakın (bkz:
genel geçer ahlak yasası) olmadığını halkına anlatmaya çalışmıştır. belki de eşcinselliği bile buna bir tepki olarak seçmiştir, kim bilir. sonuç itibari ile bu üç yazarın dünya edebiyatı üzerindeki etkileri nobel edebiyat ödülü ile taçlandırılmıştır. gerçi komunist sartre kapitalist düzenin ödülü kabul etmemiştir ama olsun.
bu üçlü dışında ondan bir önceki nesilde
jan jak russo ve
voltaire hem edebiyat hem de siyasi bakımdan dünyayı etkilemiş iki yazarından biridir. tepeden inmeci (bkz:
jakoben) russo ile özgürlükçü ve bireyci (bkz:
indivudualism) voltaire' in toplum ve devlet yapısına ilişkin görüşleri günümüz siyaset felsefesi üzerinde hala etkilidir. genel olarak bu iki yazardan birine tez diğerine antitez dersek ve uygun diyalektiği de kurabilirsek toplum yapısına-yapımıza daha güçlü bir gözle bakabiliriz. bunun için russo' nun
toplum sözleşmesi ve voltaire' in iyimserlik kitapları okunabilir.(
candide' yi henüz ben de okumadım bu arada.) voltaire demişken onun nasıl bir yazar olduğunu anlatmak için şu cümlesini de yazmak isterim; '' senin fikirlerine katılmıyorum fakat senin fikirlerini özgürce söyleyebilmen için canımı bile verebilirim'' böyle özgürlükçüymüş işte voltaire.
neyse konumuz edebiyat, fransız edebiyatına dönelim. fransız edebiyatının bir diğer hoş yanı gerek biçim gerekse uslup anlamında birçok yeniliği dünya edebiyatına getirmiştir. mesela bilinen ilk bilim kurgu yazarı
jules verne' dir. bilimsel araştırmların yeni yeni hızlandığı dönemlerde kendinden sonraki 200 yıl içersinde gerçekleşecek olayları kurgulayıp anlatmak muazzam bir olay bence. bu muazzam olayı anlamayanlar zamanında verne delirmiş dese günümüzde onu deli diyenlerin adını değil verne' in adını biliyoruz. bunun dışında deneme tarzı ilk yazılar da fransız edebiyatından
montaigne' den çıkmıştır. montaigne' in kendisinin kitabın başında yazdıklarım paçavradır vaktinizi benle ziyan etmeyin demesine rağmen yüzyıllar önsözü haksız çıkarmış birçok yazar montaigne' in düşüncelerine katılmasa da, düşüncelerinin derinliğini yetersiz bulsa da montaigne' in birçok konu hakkında düşüncelerini yeni bir tür ile iletmesi bunların çoğunu da
çiçero' dan
lecritius' a kadar birçok şair ile desteklemesi gerçekten takdire değerdir.
şiir anlamında bir dahi olan
charles baudailaire da eserlerini fransızca vermiştir. yazdığı şiir kitabı kötülük çiçekleri (
le fleurs du mal) romantizm akımının doruk noktasında olan bir kitaptır. hatta ülkemizde yahya kematlı olmak üzere birçok şairi etkilemiş ve etkilenenler bu etkiyi baudalaireperest olduklarını söyleyerek açıklamışlardır. bu edebiyat dahisinin frengiden ölmesi ne acı! baudailaire demişken yakın arkadaşı
victor hugo' dan da bahsetmek gerekir. roman biçim üzerinde i fransız ve dünya edebiyatının en parlak eseri victor
sefiller' dir. sefiller yer-zaman-mekan kurgusu en sağlam kitaptır. eylem birliğine uygun klasik bir roman yazmak isteyenlerin dostoyevski' nin suç ve cezasıyla birlikte sefiller' i çok dikkatli incelemesi gerekir bence. victor hugo ile küçük bir dip ayrıntı vermek isterim, bir konuşması sırasında hugo' ya bu eserleri nasıl verdiği sorulmuş hugo ise günde 10 saat okuyarak ve yazarak çalıştım ve böylece yazmayı öğrendim. bunu burda söyleme amacım edebiyatın yetenekten daha çok çalışma ve birikime bağlı olduğunu sizlere de anlatma isteğimdir.
fransız bir diğer değer
parma manastırı ve
kırmız ve siyah' ın yazarı
stendahl' dır. kilisenin iç ve diğer kurumlarla ilişkileri için güzel kaynaklardır içerdiği entirikası bol aşk hikayesi de cabası. italyan yazar calvino
klasikler niçin okunmalı kitabında parma manastırı ve kırmızı ve siyah için dünya edebiyatının hikayesi en güçlü kitapları olarak değerledirmiştir standahl demişken sanat eserlerine olan bağlılığından ve kendi adıyla anılan
stendahl sendromundan bahsetmemek olmaz. bu sanat düşkünküğü hakkında detaylı bilgi için; (bkz:
standahl sendromu).
fransız edebiyatı anlatırken bir çizgiden bahsetmek gerekir. bu çizginin bir ucunda
flaubert diğer ucunda ise
proust vardır. madam bovary ile kayıp zamanın izinde kitaplarının en önemli noktası
bilinç akışı tekniğine yaptıkları katkılardır. bilinç akışı tekniği ile yazılmış en büyük eser ne yazık ki bir irlandalı olan joyce' un elinden fransızca değil ingilizce olarak çıkmıştır. bu kitap ise
ulysses' tir.
şimdilik fransız edebiyatıyla ilgili aklıma gelenler bu kadar. balzac' tan mapusant' tan bahsetmedik ama neyse...
ama gerek yok herhalde lise bitirmiş her insan ya
goriot baba'yı yada
vadideki zambak' ı bitirmiştir diye düşünüyorum.
bir dahaki sefere
rus edebiyatında görüşmek üzere. jötem!
edith piaf: imla