the fountainhead *

adana çık aradan

  1. plato yayınları tarafından türkçeye çevrilmiş ayn rand'ın kitabı. birçok uç karakteri içinde barındıran kitap ayn rand'ın dünya görüşlerini ve sorgulamalarını derinlemesine yansıtırken birçok gerçekle yüzleşmenizi de sağlamakta. sinan çetin'in önsözüyle yayınlanan kitap mimari bir çevrede geçmekte, kullanılan terimlerle tamamen gerçekçi bir hava yaratılmaktadır.
    (starkreality, 14.04.2004 23:16)
  2. okuduktan sonra bir süre sizi başka kitabın paklamayacağı, bir insanın kendini gercek anlamda sevmesi ve kendine sahip cıkmasının ne demek olduğunu öğreten, bencilliği değil benciliği anlatan, zaman zaman, ama çüş yok öyle insanlar dedirtecek kadar tanrılaştırdığı karakterler olan, sürü piskolojisine karşı, insanların kendini keşvetmesini öngören

    özgüvene nasıl ulaşacagını bilemeyen insanların okuması ve hayatını değiştirmesi gereken kitap!
    (big mouth, 15.04.2004 10:08)
  3. hıncal uluç'un 3günde bir sabah gazetesindeki köşesinde okunası kitap diye tavsiye ettiği roman
    (sensey, 15.04.2004 15:27)
  4. büyük bir kandırıdan ibaret kitap. başta gerçekten iyi betimliyor dediğim yazarın hikaye kurgusu kendisini o kadar deşifre ediyor ki, kitabın sonunu daha kitabı yarılamadan biliyorsunuz.* olayların gelişmesindeki arabesk hava da kaçmıyor gözlerden; gururlu fakat fakir mimarımızın geri dönüşü.* zaten sinan çetin'in önsözüyle başlayan bir kitaptan birşey beklememek lazım.
    (invisibleruh, 05.05.2004 12:04)
  5. ayn rand'in bireyi kutsayan kitabı.
    (vonalı, 25.05.2004 02:38)
  6. "kolektif beyin diye bir şey yoktur. kolektif düşünce diye bir şey de yoktur. bir grup insanın vardığı anlaşma, ya bir uzlaşma, ödün verme sürecidir, ya da birçok bireysel düşüncelerin bir ortalamasıdır. ikincil önem taşıyan bir şeydir. birincil eylem.. yani mantık yürütme süreci... bir tek kişinin tek başına yapması gereken bir şeydir. yemekleri bir sürü insana paylaştırabiliriz. ama kolektif bir midede sindiremeyiz. hiç kimse kendi ciğerlerini, başkasının yerine solumak için kullanamaz. hiç kimse kendi beynini, başka birinin yerine düşünmek için de kullanamaz. vücudun ve ruhun bütün işlevleri bireysel ve özeldir. paylaşılamazlar ve devredilemezler."
    (vonalı, 18.08.2004 17:33)
  7. ayn rand'ın önsözünü sinan çetin'in yazmış olduğu kitabı. yayıncısınında sinan çetin olması nedeniyle bir hayli göz aşinalığı olan kitap sanılanın aksine piyasa kitabı olmaktan çok uzaktır.okudukça insanın özgüvenini ve kandisine olan saygısını körükler,diğer insanlar için yaptıklarını sorgulamaya yöneltir.
    (mosquito, 02.03.2005 22:04)
  8. ilk baskısında "pınar" olarak çevrilen, sonradan sinan çetin tarafından meşhur edilen 'hayatın kaynağı'.. komünizm yaşanmış her ülkeli insanda görülen komünizm nefretinin bir de ayn rand tarafından kusulmasının örneği eser... howard roark denen kendi ideallerinin peşinde olan, bencilliğin en güzel örneği mimar ve okurca aşkın en zor hali dominique francon'un aşklarını da kapsayan; medya, emlak hernevi para babası gail wynand; idealizm yoksunu, yeteneği sınırlı ama toplumda verilen gazla en iyi olarak seçilmişliği olan bir mimarcık peter keating; ellsworth toohey denen sürü psikolojisi insanının kitabı. 788 sayfalık bi karınca duası kitabı. okumadığınız zamanlarda, acaba şimdi ne yapıyolar, diye kudurtur, bazı yerlerinde sıkar, çünkü devamında asıl yaşanması gerekenleri yaşayan ve söyleyenmesi gerekeni söyleyen ya da direk söylemeyen howard roark vardır, kaptırır ve bittiğinde de özlersiniz..
    (bınar, 19.04.2005 09:15 ~ 09:15)
  9. biz mantığından bir türlü sıyrılamadıklarından, ben diyemezler. diyenlerin cesaretini kıskanır, başarılarını örtbas ederler. o kadar kalabalık bir hayatları vardır ki, kendileriyle tanışacak zamanı bile bulamamışlardır. işte bu yüzden peter keating'lerin,toohey'lerin bu kitabı anlamaları mümkün olmayacak. henüz aynaya bakmaya ve kendilerini görmeye hazır değiller..

    '' howard roark güldü..''
    (grace, 06.12.2006 19:23 ~ 21.01.2008 21:25)
  10. ayn rand'ın mükkemmel ötesi romanı. okuyunca insanlardan uzaklaşıp kendinize yaklaşıyorsunuz. (bkz: howard roark)
    (the great gig in the sky , 13.01.2007 01:18)
  11. "kendi standartlarımdan ötürü, senin için hiç düşünmeden hayatımı feda ederdim. ama senin için asla yaşamazdım." kısmıyla beni benden almıştır ve çok fazla şeyi birden açıklayabilme cürretine sahiptir bu mutlaka arşivinizde olması gereken roman.
    "'seni seviyorum diyebilmek için önce 'ben' diyebilmelisin."diyerek objektivizm kalesini fethetmiştir.
    birçok yönden kendimi okuduğum tek romandır.
    (bkz: howard roark)
    (sadalet, 30.04.2007 04:51)
  12. "howard roark güldü." diye başlayan ve mimar olmak isteyen insanların okuması zorunlu kitap. roark güler, çünkü üniversiteden atılmıştır, başkaları için belki bu sonuç hayatlarının kararmasıdır, ama roark için bu, hayatın ürettiği, gene de sonucu asla değiştiremeyecek bir kara mizahtır sadece.
    (earendill, 14.09.2007 18:10)
  13. "insanların kendilerin senden korumak için bir silahı var; mantık. bu yüzden, onu onlardan alman şart. mantık kötüdür deme sakın. bazıları onu da yapacak kadar ileri gitmiş, beklenmedik başarılara da ulaşmıştır gerçi.
    ......ama sen mantık sınırlıdır de, yeter. onun da üstünde başka şeyler var de. nedir? o konuda pek açık seçik olmasan da olur. içgüdü işte dersin. duygu dersin, vahiy dersin.i lahi sezgi dersin. diyalektik materyalizm dersin. eğer bir yerde yakayı ele verirsen, birisi sana, doktrinin mantıksız derse, ona da hazırsın demektir böylelikle. mantığın ötesinde başka şeyler de var dersin ona. düşünmeye çalışma, hisset dersin. inanmam gerek dersin. mantığı bir kere kenara ittirdin mi, artık meydan senindir. ne zaman, neye ihtiyacın olursa elinde sayılır. o adamı elde etmişsindir demektir.
    düşünen adamı yönetebilir misin? hayır biz inançlı adam istiyoruz. inançlı sürüler."
    diyen ve idealizmin doruklarındaki karakteri" howard roak" ile okurken üpermeme sebep olan ve okuduğum sırada mimar olmak istediğim etkileyici ayn rand kitabı.
    (allegro, 14.09.2007 22:04 ~ 22:27)
  14. kitabın baş karakteri roark olsa bile, bence "oscar" kesinlikle ellsworth toohey'indir.

    "güç istiyorum" dedikten sonra ki açıklaması insanın tüylerini diken diken eder.zira çevresinde ne kadar çok "ellsworth" olduğunu ve planların nasıl sinsice işlediğini ve belki de nasıl aptal yerine konulduğunu anlar.

    et : "bir tek insanın ruhunu nasıl yöneteceğini öğrendin mi,diğer bütün insanları da elde edebilirsin.mesele ruhta. kamçılar,kılıçlar,kurşunlar,silahlar boşuna.sezar'ların,atilla'ların,napolyon'ların küçük adam oluşu,işi sürdiremeyişleri o yüzden.biz sürdüreceğiz.ruh aslında yönetilemeyen şeydir.onu kırmak,çökertmek gerekir.oraya bir çomak sok,parmaklarını batır,adamı elde ettin demektir.kırbaca ihtiyacın yok.zaten kırbacı sana getirir,beni dövsene diye yalvarır.onu bir kere geri vitese taktın mı,içindeki mekanizma her şeyi kendi kendine,senin istediğin gibi yapar.adamı kendisine karşı kullanacaksın.nasıl yapılır bilmek istermisin?

    bunu yapmanın bir çok yolu var. biri şöyle : adamın kendini küçük hissetmesini sağla.suçlu hissetsin kendini.umutlarını ve kişiliğindeki dürüstlüğü öldür.zor iştir bu.aranızdaki en kötüler bile hep kendi çarpık görüşüne göre bir ideal seçmiştir,ona ulaşmaya çalışmaktadır.bir iç yozlaşmışlıkla öldür dürüstlüğü.onu kendine karşı kullan.top yekün dürüstlüğü yok edecek bir amaca yönelt.benliğini sil diye öğütler ver.başkaları için yaşamalısın de ona.en önemli şey hayırsever olup bağışlar yapmaktır,kendinden vermektir de.bunu tam anlamıyla kimse yapmamıştır,yapmayacaktır da.ama neler sağlayabileceğini görebiliyormusun?o adam,kendine en soylu sevap olarak kabul ettiği şeye asla ulaşamayacağını hemen görecektir.o zaman suçluluk duyacak,kendini günahkar hissetecek,değersiz biri olduğuna inanacaktır.en yüce ideal onun ulaşamayacağı bir yerde olunca,bu sefer tüm ideallerinden,tüm umutlarından,tüm öz değer inancından vazgeçecektir.yapamadığı şeyi başkalarına öğütleme zorunluluğunu duyacaktır.insan yarı iyi, ya da yarı dürüst olamaz. kişilik bütünlüğünü sürdürmek zor savaştır.kendi içinin yozlaşmış olduğunu bile bile böyle bir şeyi sürdürmeye neden uğraşsın?artık elindedir o adam. söz dinleyecektir.memnun olacaktır söz dinlediğine.çünkü kendine güvenemez.bir yolu bu.

    başka bir yolunu anlatayım.adamın değer yargılarını öldür.büyüklük denilen şeyi tanıma ya da ona ulaşma kapasitesi öldür.büyük insanlar yönetilemez.biz büyük adam filan istemiyoruz.ama büyüklük kavramını inkar etme.onu içinden yık.büyük olan şey nadir ortaya çıkan,zor elde edilen,istisna olan şeydir.öyle standartlar koy ki onlara herkes ulaşabilsin.en sıradan olanı da,en başarısız olanı da,en beceriksiz olanı da.daha iyiye gitme,mükemmele ulaşma,kusursuzluğa varma hevesinin öldürürsün.büyük anıtları yıkmaya kalkma.o zaman insanları ürkütürsün.sen vasatı,sıradanı,değersizi öv, o zaman büyük anıtlar zaten kalmaz.

    bir yolunu daha istermisin? en önemlisi bu. insanların mutlu olmasına izin verme.mutluluk kendine yeterli bir duygudur ve insanı kendi içine döndüren bir özelliği vardır.mutlu insanların sana ayıracak zamanı yoktur.sana önem de vermezler.mutlu insanlar özgür insanlardır.demek ki onların yaşama sevincini öldürmen gerekir.onların gözünde önemli ve değerli ne varsa al ellerinden.istedikleri şeyi elde etmelerine asla izin verme..."

    var mı çevremizde,başımızda,onların da başında et'ler yok mu??
    (life for rent, 31.10.2007 14:58 ~ 15:02)
  15. hayatın kötü gidişatını değiştirerek insanlık için bir şeyler yapma yolunda olan masum yürekli, beyaz kalpli zatların eylemlerinin temelinde bencillik olduğunu savunan lokumsu kitap.
    agnosik bir ailenin görüşlerine karşı çıkılası kızı olan ayn rand tarafından kaleme alınmıştır.farklı karakter analizleri ve kelime oyunlarıyla büyülenen okuyucunun edebiyat üzerinden sanatı kavraması nezdinde hayata pınar kokusu katacağına inandığım eserdir.
    okunmalı, okutulmalı, ama düşünme eylemi gerçekleştirilmeden satır aralarına gizlenen duygular kabul edilmemelidir.
    vatana millete hayırlı olsundur...
    (esek hosaftan ne anlar, 01.03.2008 18:33)
  16. (bkz: the fountain)
    (enfazlaellikarakterolabilir, 24.05.2008 12:15)
  17. howard roark'ın muhteşem, akıllara zarar savunmasından:

    “binlerce yıl önce birisi ateş yakmasını keşfetti. herhalde insan kardeşlerine ateş yakmayı öğretti diye o ateşte yakmışlardır onu. insanların korktuğu, bir şeytanla iş birliği yapan kötü biri olarak görülmüştür. ama ondan sonra, insanların ısınmak için, yemeklerini pişirmek için, mağaralarını aydınlatmak için bir ateşi olmuştur. o adam onlara, akıllarına gelmeyen bir hediye bırakmış karanlığı yeryüzünden kaldırmıştır. yüzyıllar geçmiş, derken biri tekerliği icat etmiştir. herhalde o da insan kardeşlerine öğrettiği tekerleğin çarkında parça parça edilmiştir. yasak şeylerle uğraşan bir küstah olarak görülmüştür. ama ondan sonra, insanlar artık ufukları aşarak yolculuk edebilmeye başlamışlardır. bu adam onlara akıllarına gelmeyen bir hediye bırakmış, dünyanın yollarını açmıştır.
    o adam, o boyun eğmeyen ilk adam, insanoğlunun başlangıçtan bugüne kadar yarattığı her büyük efsanenin ilk bölümünde, karşımızdadır. promete zincirlerle bağlanmış, yırtıcı kuşlara peşkeş çekilmiştir, çünkü tanrıların ateşini çalmıştır. adem acı çekmeye mahkum edilmiştir, çünkü bilgi ağacının meyvesini yemiştir. efsane ne olursa olsun, insanlığın belleğinin gölgeleri içinde, bu güzelliğin bir tek kişiyle başladığı, o kişinin de cesaretinin bedelini ödediği bilinir.
    yüzyıllar boyunca ortaya çıkan bazı adamlar yepyeni yollara doğru ilk adımları atmışlar, bunu yaparken de kendi vizyonlarından başka bir silaha sahip olmamışlardır. amaçlar farklıdır, ama hepsinin bir ortak noktası vardır. atılan adım ilk adımdır, yol yeni bir yoldur, vizyon kimseden ödünç alınmış değildir, ve bu kişilere tepki olarak da her zaman nefret yöneltilmiştir. büyük yaratıcılar... düşünürler... sanatçılar... bilim adamları... mucitler... hep çağlarının insanlarına karşı tek başlarına durmuşlardır. yeni çıkan her büyük fikre karşı gelinmiştir. her yeni büyük icat kınanmış, lanetlenmiştir. motor saçma bir şey olarak karşılanmış, uçak imkansız diye düşünülmüştür. otomatik tezgah kötü bir icat sayılmıştır. anestezi günah sayılmıştır ama ödünç almadıkları vizyonlara sahip olan insanlar yine de yollarına devam etmişlerdir. mücadele etmiş, acı çekmiş, bedel ödemişlerdir ama sonunda kazanmışlardır.”
    (grace, 23.07.2008 22:34 ~ 22:43)