sözlüğe yazar olduğumdan beri aklımda bu başlığa birşeyler yazmak var ama ne yazmalıydı? bir insanın hayatında bu kadar önemli yer tutan ve abartısız bir şekilde, hayatına yön veren bir şarkı için ne yazarsan yeterli olabilirdi ki? zaten şarkının büyüsünden benden önce yazan yazar arkadaşlar yeterince bahsetmişler. ben de bu şarkının hayatımda nasıl bir yer tuttuğunu anlatayım.
sene 2001 satrianijr kişisi henüz lise birde okumakta. tabi o zamanlar deli çağları bu çocuğun. bangır bangır seksenlerin doksanların metal gruplarını dinlenmekte, dışarı karşı ne kadar asiyim ben 'hell yeah' havası vermektedir. jr ın dandirikten bir klasik gitarı vardır ve bu metal şarkılarını o gitarla çalmaya çalışıp kendini paralamaktadır. aynı zamanda çok siddetli bir aşk döneminden de geçmektedir satrianijr. sevdiği bir kız vardır ama bir türlü açılamamaktadır o kıza. çünkü özellikle o yaşlarda reddedilme korkusu tavan yapmış biçimdedir. belli bir zaman sonra dinlediği müzik türünde bir şeylerin eksik olduğunu fark eder jr. eksik olan şeyin, bu şarkıların yaşadığı aşkı yansıtamaması olduğunu daha sonra
joe satrianiyle tanışınca fark edecektir jr. bir süre daha bu eksikle yaşamaya devam eder jr. sonra bir gün d&r da gezip albümlere bakarken, daha sonraları kendisi için efsane olacak albümü farkeder. mavi bir fon önünde siyahlar içinde kabarık saçlı bir adam elinde gitarıyla poz vermiştir. tabii ki bu
joe satrianinin meşhur albümü
flying in a blue dreamdir. o zamanlar gitara karşı büyük bir zaafı olan satrianijr kişisi albümü eline alır şöyle bir inceler, arkasına falan bakar. bir anda almaya karar verir. eve gelir hemen takar cd yi ve dinlemeye başlar. çalan adam çok güzel çalmaktadır ve tam istediği tarzda bir müzik yapıyordur. şarkıların büyük bir çoğunluğu sözsüz ve gitar ağırlıklıdır. var mı daha ötesi gitar solo dan başka birşey olmayan bir albüm işte, jr daha ne isteyebilirdi ki. sonra bahsi geçen şarkı gelmişti, the forgotten part 2, 15. şarkı albümde. girişiyle beraber kendin geçmişti jr. o anı hiçbir zaman kelimelerle anlatamayacaktır. böyle bir şey daha önce hiç dinlememişti satrianijr ve o zaman eksikliğin ne olduğunu anlamıştı: eksiklik aşkı anlatabilecek kadar duyguya sahip olmayan şarkılardı, eksiklik seni mavi bir hayalin içinde uçurabilecek şarkıların olmamasıydı. eksiklik
joe satrianiydi. bir kez daha dinledi jr şarkıyı bir kez daha hatta belki de beş kez on kez daha. etkisini her seferinde daha da arttırıyordu. çok acıydı çok. ama belkide dünyanın en güzel acısıydı. sizi göklerde uçururken aynı zamanda dünyanın bütün bıçaklarını size saplıyor gibiydi. hele solonun en tiz olduğu yerde
satriani telleri ittirirken bıçağı kalbimizde çeviriyor gibi hissederiz. aşkını tarifsizce anlatabilen bir şarkıydı jr için. sözlere gerek yoktu çünkü notalardı duygunun eş anlamlısı bu şarkıda. sevdiği kıza kaç kere zorla dinletmişti bu şarkıyı belki anlar neler hissediyor diye. ama hiçbir zaman anlamamıştı kız, anlatamamıştı da jr ve kimbilir kaç kez evine gidip bu şarkıyı açıp dinlereken gözyaşı dökmüştü.
satriani bu şarkısını konserlerinde çalmıyor evet ama kendisinin de söylediği gibi yok efendim şarkıyı çaldıktan sonra insanlar kendilerine gelemiyorlar diye bir nedenden dolayı olduğunu sanmıyorum. ben de
satriani olsam bu kadar özel bir şarkıyı ben de çalmam, hatta albüme bile koymazdım. çünkü bu şarkıyı,
satriani de olsa, hiç kimse normal bir ruh haliyle yazamaz ve kimbilir
satriani hangi ruh halindeydi bunu yazarken. karısı için mi yazmıştır sevgilisi için mi anası babası için mi bilmiyorum ama bölesine önemli biri için olduğu belli bir şarkıyı ben sadece kendime saklardım.