sezen aksu'nun mükemmel ötesi loopta dinlenesi şarkısı. sözleri sezen aksuve aysel gürel'e, müziği atilla özdemiroğlu'na aittir.
şakının bir bölümü firuze taşını, bir bölümü ise firuze adlı bir kadını anlatmaktadır.
sözleri nasıl yazılmamış şaşırdım. sözleri şöyledir:
bir gün dönüp bakınca düşler
içmiş olursa yudum yudum yudum yıllarını
ağla, ağla firuze ağla
anlat bir zaman ne dayanılmaz güzellikte olduğunu
kıskanır rengini baharda yeşiller
sevda büyüsü gibisin sen firuze
sen nazlı bir çiçek, bir orman kuytusu
üzüm buğusu gibisin sen firuze
duru bir su gibi, bazen volkan gibi
bazen bir deli rüzgar gibi
gözlerinde telaş, yıllar sence yavaş
acelen ne bekle firuze
bir gün dönüp bakınca düşler
içmiş olursa yudum yudum yudum yıllarını
ağla, ağla firuze ağla
anlat bir zaman ne dayanılmaz güzellikte olduğunu
acılı bir bakış yerleşirse eğer
kirpiğinin ucundan gözbebeğine
herşeyin bedeli var, güzelliğinin de
bir gün gelir ödenir, öde firuze
duru bir su gibi, bazen volkan gibi
bazen bir deli rüzgar gibi
gözlerinde telaş, yıllar sence yavaş
acelen ne bekle firuze
ayna karşısında ilk beyazla karşılaşıldığında, yüzde oluşan ilk kırışıklıkla göz göze gelindiğinde hala bekarlık tacı taşınıyorsa söylenebilecek şarkıdır.
"ağla, ağla firuze ağla
anlat bir zaman ne dayanılmaz güzellikte olduğunu"
f arkedilmeden giri giriverir i stekteklerini söyler sonra hemen bitiverir r esmedebilir misin beni, mutluluk geçicidir u zun lafın kısası firuze birtanedir z enginsen bu yazar emrinde çalışmaya amadedir e linde klavyesi çatır çatır yazıverir.. *
yeni anne olmanın verdiği bir heves sezen aksu'nun sesine yansımıştır. ayrıca albümün kaset versiyonunda keşke ve beni unutma isimli iki şarkı daha bulunmaktadır.
baştan aşağı bir şaheserdir bana göre, fakat kolay geldiğinden olsa gerek bu albümden sonra çıkmış olan sen ağlama albümü baş tacı edilmiştir. elbette sen ağlama albümü de bir şaheserdir, bir de gülümse baş tacı edilmiştir misal, fakat ondan sonraki deli kızın türküsü çok daha güzel bir albümdür.
firuze albümünün değerini bilmek lazım aslen, siz de "sen ağlama'sız sezen olur mu" demeyin, firuze albümünü bulun, piyasada var, açın dinleyin.
firuze'nin, şehirli kadının şarkısını... "her şeyin bedeli var, güzelliğinin de, bir gün gelir ödenir, öde firuze..." demesini dinleyin sezen'in.
"her kadehte bin isyan şahlanır..." diye haykırmasını, "ayrılıklar bitmez, öğütür" diye isyanını.
"hani o çok sevenler, ey dostlar sevgililer, ben buradayım ya siz neredesiniz?" sorusuna cevap bulmaya çalışın bir yandan. trt tarafından o dönem müstehcen bulunarak yasaklanmış olan, bir annenin çocuğuna dair saf duygularına kulak kabartın, "ikinci bahar yaşıyor ömrüm" derken.
"doldurup, doldurup, şarap içerek, bu gece neşenin gecesi olsun" diyebilin.
"can alışverişte, her taraf pazar, ayaklar altında..." diyerek depremleri hatırlayın.
"zaman derin bir kuyu sanki, kaybolasım gelir" sözünden etkilenebilin.
"bu gece ben cebimdeki en son kuruşa kadar yiyip içip, gezip tozup, tükenmek istiyorum" diyecek kadar vazgeçmiş, "şöyle yürekli bir sevdam olmadı hiç" diyecek kadar kabullenmiş, ama bir o kadar umutlu, "ister güneş ol yak beni, yağmurum ol ağlat beni" diyecek kadar teslim olmuş olun. sonra şarkıları bir yerden bulun ve keşke'yi dinleyin, "keşke görmeseydim ağlayan gözlerini insanların" diye, sonra da beni unutma'yı açıp, "saat 12'yi vurduğu zaman beni unutma" diyin.
duyuru canavarı yardımsever yazar. yaptığım duyuruların hiç abartısız %70ı bu yazar tarafından cevaplanıyor. duyuruları başkasına kaçırmiyim diye wiki miki ne varsa açık klavye başında bekliyor sanırsam. teşekkürü bir borç bilirim. *
memleketin en belalı yıllarındandır 1982; “12 eylül nedir-ne değildir” görmüş-bilmiştik artık. bir kısmımız görmekten-bilmekten de ötesine geçmişti, geçmek zorunda kalmıştı, “cebren ve hile” ile.
herkes ama herkes için zor günlerdi; toprağın-yerin ayaklarımızın altından kaydığını düşündüğümüz zamanlar. böyle zamanlarda tutunacak “bir dal” ararız çaresiz ve umutsuzca; başımızı yaslayabileceğimiz bir “omuz”.
ama kolay değildir bu, bulun(a)maz.
çünkü herkes “aynı” durumdadır. herkes, siz neyin peşindeyseniz, o’nun peşindedir. herkes kırgın ve küskündür. “fırtına” herkesi önüne katmış silip süpürmektedir; nefes bile alınacak “an” yoktur.
ama işte, birileri tam da böyle zamanlarda el verir-arka çıkar düşmüşlere-kayıp gitmişlere. nefes alıp vermeye devam ettiğimizi hissederiz önce, ardından da ayaklanır o eli sıkar ve öperiz.
o zor ama gerçekten çok “zor yıllar”ın eli öpülesi isimlerinin başında egemen bostancı geliyor. şan müzikholünde sahnelediği gösteri ve müzikallerle, üstelik hepsini işi ucuzlatmadan, işportaya dökmeden sahneleyerek, bizi teskin etmeyi başardığı için!
ve de bu gösteri ve müzikallere emek vermiş “dev kadro”: rejisörler, metin yazarları, oyuncular, müzisyenler, orkestralar, yorumcular; başta sezen aksu olmak üzere iyi ve sıkı yorumcular.
o sıralarda (aşağı yukarı 1981'in sonu-1982'nin başında) “sezen aksu aile gazinosu” perdelerini açmaktaydı şan'da; hemen hemen her gece ve tıklım tıklım dolu bir seyirciye. ama ne gazinoydu; ne eğlenceli, ne şen şakrak, ne keyifli. ne de hüzünlü! ve de, ne sıkı şarkılı.
hem oynayan (ki, “minik serçe” filmi sonrası, bu alanda da kendine güvenmeye başlamıştı aksu ve hiç de haksız değildi) hem de gürül gürül şarkı söylemekte olan sanatçı, müzikalin ikinci yarısının ortalarında bir yerde, şöyle bir anonsu müteakiben yeni bir şarkısını söylemekteydi: “bu şarkı yeni; attila özdemiroğlu'nun bestesi, sözleri ben ve aysel gürel birlikte yazdık, bakalım beğenecek misiniz?” ve başlardı şarkısına: “bir gün dönüp bakınca, düşler içmiş olursa yudum yudum yudum yıllarını, ağla ağla firuze ağla, anlat bir zaman ne, dayanılmaz güzellikte olduğunu…”
bakalım sevecek misiniz-bakalım sevecek miyiz?
şarkı daha bitmeden veriyordu cevabı bütün salon; alkışlara boğuyordu aksu'yu; “çok sevdik!” diyordu herkes, birlikte-aynı anda.
sevda büyüsü gibi
her ama her gece aynı şey yaşandı o sıralarda. şarkıyı herkes kendi kişisel hikayesine uyarlamıştı ama sonuç aynıydı; şarkı çok sevilmişti.
kimimiz için “içerdeki” arkadaş-kardeş-eş ya da evlattı bu şarkıda anlatılan; kimimiz içinse küsmüş-küstürülmüş sevgili.
“firuze”nin yerine kimi koyuyor olduğumuzun zerre kadar bir önemi yoktu. herkes ama herkes “geçmişe bir dönüp bakmak” durumundaydı o sıralar; “nerde hata-nerde yanlış yaptık” sorularına cevap aranmaktaydı. ve işte, tam zamanında “firuze” sunuyordu bu imkanı bize: “bir gün, dönüp bakınca…”
“dönmek ve bakmak” zorunda olanlar dahil, hiç abartısız bütün memleket (çünkü bu müzikal, istanbul dışında da gezdi-sahnelendi) “firuze”yi bekler olmuştuk. artık 45'lik yoktu; bu nedenle aksu da, firması da “kısa vadede” herkesin arzusunu yerine getirememiş, şarkıyı yayınlayamamıştı. bir albümün içinde olacaktı şarkı ve albüm henüz tamamlanmamıştı.
denilebilir ki, bu bekleyiş “firuze”yi sıra dışı bir “hit” haline getiren unsurların başında gelir. hiç şüphe yok ki, bu şarkı her durumda dört bir yanı sarıp sarmalayacaktı ama biz beklerken “aile gazinosu”nu defalarca ziyaret etmiş, şarkıyı baştan sona ezberlemiştik ve artık “çıksa da alıp evimizde kana kana dinlesek” ruh durumundaydık.
albüm çıkınca tam da böyle yaptık.
45'liklerin kayıp gidişini hala atlatamamış olan müzik piyasamızın gördüğü en şaşaalı başarılardan birine sebep oldu bu albüm. ve de “eyvah, yoksa pop tamamen mi ölüyor; yoksa artık hep arabesk mi dinleyeceğiz?” paranoyalarına kesin bir cevap: “hayır pop ölmüyor-ölmeyecek. belki biraz değişecek ama kat'i surette ölmeyecek!”
yürekli bir sevda
dönem gereği-yaşananlar gereği popun eninde sonunda değişeceğini, en azından formülünün başkalaşacağını ilk hisseden-gören ve buna uygun bir “tavır” alanlardan attila özdemiroğlu'nun (kemanların desteği ile de) şarkıya hakim kıldığı “hüzün” çok netti bu şarkıda, hatta elle tutulur gibiydi. gürel ve aksu'nun kaleme aldığı “destansı hikaye” de, tam anlamıyla kuş kondurmuştu.
o dönem de sonrasında da, “firuze” ve hemen ardından gelecek “sen ağlama” ile “git” nedeniyle, sanatçı “örtülü arabesk” yapmakla itham edilecektir. (başta “bu satırların yazarı” olmak üzere) çok sayıda eleştirmen, “popun arabeskleştirildiği” iddiasında bulunacaktır ama bulunan formül mucizevi bir formüldür.
herkesin yıllar yılıdır dile getirdiği ama yana yakıla aramakla birlikte, bir türlü mütekâmil bir örneğini sunamadığı bir formül-bir yoldur bu. “firuze” aydınlatmıştır bu yolu, meşale vazifesi görmüştür.
aklı eren, bu işlerden anlayan bir kesim insana göre, “böyle olması gerekirdi”; yoksa pop, geri dönüşü olmayacak bir biçimde çekip gitmek zorunda kalacaktı. bir kesim insan ise (ki, bu kesimi “romantik”, hadi bilemediniz ayakları bir parça havada diye adlandırmak mümkün) “popun ruhuna müdahale edildiği” kanaatindeydi.
yıllar yıllar sonra, görünen köyün kılavuz istemediği, hiçbir şüpheye mahal bırakmaksızın ortaya çıktı.
dünya dönüp duruyordu ve her ama her şey değişirken, pop nasıl “aynı” kalabilirdi? başta ingiltere ve amerika olmak üzere, her ama her yerde değişiyordu pop dediğimiz tür ve bunun bizde de böyle olması kaçınılmazdı. iş öncülüğe talip olup olmadığınıza bakıyordu; talip olduğunuzda da, görüp geçirdiklerinizin, bunu yapmaya yeterli olup olmadığına.
sezen aksu bu öncü rolüne talip oldu, bunu üstlendi. başta attila özdemiroğlu olmak üzere de, onno tunç (“ayrılıklar bitmez” ve “bir zamanlar deli gönlüm”), (sezen aksu ile birlikte) mehmet duru (“ikinci bahar”), selmi andak (“zavallı bir gece”), orhan gencebay (“zelzele”) ve diğer müzisyenlerin-bestecilerin-söz yazarlarının katkısıyla bunu başardı!
“şöyle, yürekli bir sevda şarkısı söyleyecek biri çıkar mı?” beklentisi içindeydi herkes, bu beklentiye sezen aksu karşılık verdi; aldı bizi, ta güneşlere götürdü.
harika bir müzik şöleni olan sezen aksu şarkısı. özellikle seksenlerde çok tutmuş olsa da, halen dinletir kendini. aysel gürel'in mükemmel söz yazarlığını ve sezen aksu'nun hoş sesini bir kez daha gözler önüne serer. arabesk sevmesem de bu şarkının bambaşka olduğunu düşünenlerdenim. şarkı bildiğim kadarıyla uzun yıllar trt'nin arabesk boykotuna maruz kalmış ayrıca.
sezen aksu'nun en beğendiğim şarkısıdır..bir ara psikopata bağlayıp her gün onlarca kez dinlemişliğim olmuştur..kürdili hicazkar makamında bestelenmiştir..
onu tanıdığım günden beri hayatımda hiçbirşeyin eskisi gibi olmadığı,
bildiğim bütün ezberlerimi teker teker bozduran,
etrafıma ördüğüm bütün duvarlarımı yıkan,
tamda "heralde bundan sonrasını sadece yaşamak için yaşarım..." dediğim anda hayatıma girip yeniden anlam katan
ve en zor zamanlarımda bile yanımda olup dimdik durmamı sağlayan.
hayat dolu, ender rastlanacak derecede temiz kalpli, taptığım insan...
dünyada bu taşın ismi turquoise diye geçer. türk mavisi gibi bir anlamı vardır. sebebi ise vakti zamanında avrupaya bu taşı türk tüccarların götürmesiymiş. çok kırılgan bi yapısı vardır ve bir sadekar olarak az küfürümü yememiştir namussuz.