gündüz bakkalın önünde sandalyede oturan, akşam meyhanede rakı masasında oturan ve her şeye bir şekilde kafa yoran, her konuda fikri olan, her soruna bir çözüm arayan türk insanının isimlendirilmesine yarayan üç kelimedir.
küçük yaşta kalkıp da
susam sokağı izlerken orijinal ismi
büyük kuş olan ve gerçekten de heyyullah gibi olan bu yaratığın neden
minik kuş diye adlandırıldığını düşünmekle başlar belki de bu filozoflaşma süreci, çünkü o ana kadar çocuk olarak her şeyi öğrenmeye çalışıp sorgulamıştır beyin ama sürekli olarak mantık çerçevesini çok da zorlamayan durumlarla karşı karşıyadır ve o anda
susam sokağı ilk izlendiğinde dilimize çeviriyi yapan esprili arkadaşın marifetiyle minik kuş diye adlandırılmış o kukladaki tezat beyni bulaşık teline çevirmeye başlar, burdan sonra hep kavramlar üzerine düşünür türk insanı, otu boku sorgular, kendisine daha küçük yaşta yapılmış bu puştluğu göz önünde bulundururak her taşın altında bir şeyler arar, düşünür, taşınır, konuşur; kah saçmalar kah dünyayı kurtarır, filozof olur kendi çapında işte.
not: tabii ki susam sokağı belli bir nesle etki etmiştir ve yukarıda yaptığım açıklamalar sadece bu nesilde görülen davranışa istinaden doğru olabilir ama kesinlikle bu tip bir şeyler hep olmuştur ve olacaktır, bu gibi programlar bizleri kurcalamacı hale götürmektedir.
not 2: öte yandan tamamen mesnetsiz, kıçımdan sallamalı açıklamalar ve mantık kurdum, gördüğünüz üzere ben de türk insanının her şeyin üzerine düşünmesi üzerine düşündüm kah saçmaladım kah bu sorunu çözdüm kendimce ama filozof oldum.