filmlerde genelde arkaplanda duyulan ve sahnelere ve konuya göre yazılması icap eden bir müzik türü olarak karşımıza çıkar. fakat niteliğiyle filmi yüceltebildiği gibi batıradabilen, çok hassas ve bir o kadar da zahmetli bir iştir. abd'deki
* ve günümüzdeki tam adı, "film müziği endüstrisi"dir, her yerde böyle geçer. sebebini incelesek ve geldiği yeri görsek, fena olmaz.
ciddi anlamda müzik, endüstrisi oluşturulacak bir şey değildir, sanatın seri üretimi olmaz. fakat, bu alana "film müziği endüstrisi" adının verilmesinin sebebi de bu noktada yatmaktadır. günümüzde film müziği bestecileri, otomatik programlanmışlardır; aynı karakteristikleri, aynı parti hareketlerini, aynı müzikal özellikleri her çalışmalarında görürsünüz, duyarsınız, hatta farklı farklı çalışmaları birbirleriyle karıştırırsınız. bu durum, bestecilerin imzaları ya da stilistik özellikleri olmaktan çok, kendilerini taklit etmelerinden kaynaklanmaktadır. bu adamların yazdığı çoğu müzik, birbirine fena halde benzemektedir. örneğin star wars ve superman'in
* müziklerindeki tınılar ve müzikal karakteristiklerin ortak özelliği, aşırı derecede yakın olmaları, hatta çoğu motif ve ezgisel hareketin tıpatıp aynı olmasıdır. daha geriye gittiğimizde, aynı tip işlemeleri romantik dönem bestecilerinde, özellikle de gustav holst'ün orkestra eserlerinde ve richard wagner'in operalarında duyarız. doğal olarak besteciler birbirlerini örnek alır, birbirlerinden esinlenirler; bach'ın vivaldi'den, beethoven'ın mozart'tan etkilendiği gibi. ama müzikleri ve ifadeleri çok farklı, başkadır. film müzikçilerine baktığımızda, hepsinin fabrikadan çıkmışçasına tek tip olduğunu görüyoruz; tek fark, bazılarının parlak, bazılarının sönük işler çıkarmaları.
film müziklerinin yapım aşamaları, pek de zannedildiği gibi değildir. çoğunluk, filmdeki bütün müzikleri ödülü alan -ya da adı geçen- kişinin yaptığını zannetmektedir, halbuki işler böyle yürümez. söz konusu ana kompozitör temayı bulur, basit bir biçimde yazar. ekipte bir çok kompozitör ve aranjör bulunmaktadır, bunlar iş bölümü yaparlar baş kompozitörün himayesinde; örneğin biri lirik temaları ele alırken, diğeri savaş sahneleri için arkaplan müziklerini hazırlar, bir başkası filmdeki karakterler için temalar hazırlarken bir diğeri filmin ana temasını yazar. bu adamlar, aynı zamanda o bayıldığımız orkestrasyonları, tınıları ve farfarları yazıp işleyen adamlardır. bu aşamada baş kompozitörün tek yaptığı, bu bir kaç kişiyi gerektiğinde yönlendirmek ve çalışma programına göre yönetmektir. yazdıkları müziğe sahne-atmosfer uyumluluğu söz konusu olmadığında karışmaz. sonrasında şefliği varsa, orkestraya çaldırır müzikleri, çalıştırır. kaydı yapar, teknik bilgisi varsa stüdyoda düzenleme işlerine katılır, fakat genelde deneyimli ses mühendisleri bu işleri ele almaktadır. baş kompozitör işler bitince altına imzasını atar, oskarı da alır. elfman'ı, williams'ı, horner'ı, zimmer'i, silvestri'si; kısaca hepsi böyle çalışır. bu arada dizi ve oyun müzikleri de genelde aynı şekilde yapılmaktadır.
bu çalışma şeklinin sebebi, genelde az zamanda çok iş çıkarmak kaygısıdır. çünkü otuz beş-kırk parçalık bir soundtrack, besteci istediği kadar işinde usta ve profesyonel olsun, bir yılda tamamlanamaz. çünkü besteleme çalışması, çok farklı, zor ve eziyetli bir süreçtir. bu seri üretim politikası yüzünden müzikler tıpatıp benzemekte ve genelde sönük, başarısız olmaktadır.bir filmi yaparken bir kaç yönetmen veya senarist kafa birliği yapıp çalışabilir; ama müzikte bu uyumu sağlamak çok zordur. her müzisyen farklı hisseder, farklı düşünür, farklı ifade eder.
bir kaç örnek vermek gerekirse: yüzüklerin efendisi filminde yirmiden fazla aranjör çalışmıştır; star wars filmlerinin hepsini ele aldığınızda, birbirinden bağımsız otuzdan fazla farklı film süiti hazırlandığını görürsünüz. ya da batman filmlerinin müziklerini danny elfman'ın yaptığını biliriz; fakat elfman'ın sadece o beş notalık tumturaklı temayı bulduğunu, o bizi mest eden, çizgi filminde de dinlediğimiz o harika "batman süiti"nin tamamını besteleyenin steve bartek olduğunu bilmeyiz, araştırmayız. hatta ve hatta
mission impossible,
good will hunting,
spiderman,
pirates of the caribbean,
the simpsons movie adlı yapımlarda da asıl orkestratör ve asıl düzenlemeci olarak çalışmıştır steve bartek. sahi, bu filmlerde adı geçen, aday gösterilen ya da ödül alan besteciler kimlerdi?
fakat film müziğinde eski dönem, çok daha farklıdır; morricone'ler ve rota'ların yazdığı onlarca harika müzik, tamamen onların kaleminden ve yüreğinden çıkmıştır, ikinci adam parmağı çok nadir görülür ki, o kişiler de küçük geçiş sahneleri için ufak parçalar yazan, genellikle daha deneyimsiz müzisyenlerdir. büyük işleri, deneyimli kompozitörler yapar. yani şimdiki "temayı ben buldum, tüm müzik benimdir" mantığının tam tersidir. teknolojiyle birlikte değişen üretim-yaratma politikaları, müziği de olumsuz etkilemiştir.
araç, asla amaç olmamalıdır lakin hollywood'da durum tam tersidir. avrupa, uzak doğu veya bağımsız amerika sinemasında da bunu göremezsiniz; ya tek kişi ya da bir müzik grubu oturup uğraşır tüm müziklere ve en dikkat ettikleri nokta, müziğin kendi dillerinde konuşmasıdır. aşırı(!) öykünme, çok fazla (!) etkilenme yoktur müziklerinde. fabrika usulü farklı farklı kırk kişi çalışmazlar; çünkü fazla para yoktur, seyirci potansiyeli fabrika üretimini gerektirecek denli yüksek de olmaz, haliyle gişe kaygısı oluşmaz; zaman ve yetiştirme endişesi veya filmle beraber kırk çeşit farklı işin -üç yüz çeşit fargman, elli tip reklam, oyun, dizi, belgesel vb.- aynı anda yürütülmesi gerekmez. haliyle amaç başkalaşır bu sinemalarda. zaten bunlara da "sanatsal film" veya "özgün sinema" diye bir sıfat takılır, olur biter.
yaratması kadar dinlemesi de gittikçe zorlaşan bir müzik alanıdır film müziği.