belki ilginizi çeker
  1. · rüyayı kontrol etmek
gündem
  1. · kesilen kediye acıyıp koyuna hiç acımamak
  2. · zongul ducks
  3. · 29 şubat 1453 galatasaray fenerbahçe maçı
  4. · bittikten sonra insanı mal gibi bırakan filmler
  5. · beşiktaş
  6. · otuz yaşına gelen kadının kendini avutma yolları
  7. · boylumlama
  8. · yorgunluk
  9. · disco 2000

film gibi rüya görmek  

  1. insanın film izleme ihtiyacını gideren, sanki saatlerce rüya görmüşsünüz gibi gelen hede, hödö.

    dün gece tam üç tane gördüm. anlatmak istiyorum. çatladım.
    1.elimizde iki adet cinayet var biri ütüyle işlenmiş diğerini hatırlamıyorum ve de cinayet şekillerinin permütasyonları var. bu sıralamalardan doğru olanını bulursak diğer cinayetleri önceden bilmiş olur ve önlemiş oluruz. sürekli elimizdeki kartlara bakıyoruz o sırada bir kadın bize yardımcı oluyo. şimdi tarif edemeyeceğim bir şekilde mantıklıydı rüyamda her şey. o kadar esrarengizdi ki. velhasıl kadının da yardımıyla biz cinayetleri çözüyoruz.
    2.devam filminde yine aynı sırayla cinayetler işlenmeye başlıyo. biz anlıyoruz yine aynı şeyler. tutukluyoruz herkesi. o sırada benim elimde silah var ama içine kurşun koymamışım ne de olsa gerekmez diye. allah bilir koymaya üşenmişimdir. neyse tutuklular geliyo ben bi köşede duruyorum. o sırada herkes birbirine garip garip bakıyor. ben o an her şeyi anlıyorum meğer bu bir tuzakmış, asıl hedef cinayet işlemek değil bizi böyle oyalamakmış vs bazı polislerle anlaşmışlar neyse tüh diyorum keşke silahımda kurşun olsaydı demeye kalmadan bana ateş ediyolar. vuruluyorum. köşeye yığılıyorum. üzerime de iki ceset düşüyo ve ben sonra anlıyorum ki ben ölmemişim, “canlıyım ben ya nefes alıyorum” diyorum. sonra derin derin nefes almaya başlıyorum bi yandan da “hayır yavaş nefes almalıyım, yoksa ölmediğimi anlarlar, yavaş nefes almalıyım” derken daha derin nefes alıyorum ve o sırada da gerçekten derin derin nefes alırken uyanıyorum.
    yalnız kalktığımda bu saw diyorum, ya da rüyamda bir yerlerde. yani güya ben saw1 ve saw2’yi yaşadım. ama her iki filmi de izlemedim, konusuna dair en ufak bi fikrim bile yok. (ama yazın arkadaşlarla saw diye açtığımız filmin içinden toolbox murders diye bi film çıkmıştı onu izlemiştik.)

    3.bunda da american cyborg daki sarışın kadınım ve cyborg’un peşinden koşuyorum. ateş ediyorum, insan diil ya o yüzden ölmüyo diyorum kendi kendime. sonra ben kovalarken onu o beni kovalamaya başlıyo. kaçıyorum kaçıyorum, birden uçmaya başlıyorum. ama uçmanın şartı kafanı yukarı doğru kaldırmak, tavana değiyorum iyice. kafam tavana değdikçe indiriyorum, indirdikçe alçalıyorum. bi dengeyi tutturamıyorum doğru düzgün. bu sırada da bir grup kel insan var, düşman mı dost mu anlamıyorum. öldürmeli miyim diyorum. neyse meğer bizdenlermiş. sonra bi grup daha var. onlar da bizdenmiş. sonra ben iki kişiye bizleri böyle topladıkları için teşekkür ediyorum ve sanırım bu iki kişiden biri de meavi.

    sonuç bilinçaltımın içine ediyim. seneler önceki şeyleri pişirip pişirip önüme koyuyo.
    (viola, 19.03.2006 22:27 ~ 22:30)
  2. görülmesi imkansız rüyalardır.cünkü rüyaların süresi saniyelerden ibarettir.ancak uyanmaya yakın zamanda görülen rüyalar hatırlanabilir ve bunlar ayrıntılı iseler film gibi gelebilir insana.ayrıca fazla rüya görmek sağlıksız uyku belirtisidir
    (yoköylebirseykandırmıslarseni, 19.03.2006 23:10)
  3. rüyada görülen bir dizi olaydan sonra, sanki final sahnesi gibi bir olaydır bu.

    efendim şimdi rüyada başrol oyuncusu milwaukee bir sinemanın içinde film içinde film olan bir film izlerken perdenin önünde de tiyatro oynanıyordu. sonra yanında oturan kadın silahını çıkardı ve tiyatro perdesinin yanında görülen adama doğrulttu ve adam da uzun namlulu silahını perdenin önünden sinsice çıkarıp herkesin gözü önünde kıza ateş etti, tabii dehşete kapılan sinema salonu (ya da tiyatro salonu tam olarak bilemiyorum) dışarıya doğru hızla kaçmaya başladı. o esnada aceleyle kapıya yönelen oyuncumuz çıkarken telefonunu yan koltukta unuttuğunu farketti ve tam dönüyorken o kız telefonunu getirdi.

    - bu sizin sanırım bayım
    - ahh, sizlere çok müteşekkirim, thank you(evet aynen böyle)

    bu bakışma belki onları bir yastıkta kocamaya* götürecekti ancak karışık olaylar ve süre yetersizliği bu aşka engel oluyordu.
    (milwaukee, 13.10.2006 09:51)
  4. anlatıldığında belli yerlerinde dalıp gittiğiniz, somut karakterlerlede gerçek yaşamdan uyarlanmmış hissi veren, tüm rejinin tek bir kişi olarak görüldüğü rüyadır.
    (busadecezihinselvarlığımındijitalyansıması, 13.10.2006 15:49)
  5. (ara: konulu)
    (azureel, 13.10.2006 15:55)
  6. etkisinde kalınan dizi,film vb. sonrası akşam yatağa yatıldığına,gözler kapandığında ulen bruce lee nasılda vuruyordu adamın çenesine çenesine diye düşünürkene uyuya kaldığımız ve devamını rüyada gördüğümüz rüyadır.genelde başrollerde rüya sahibi olur.yardımcı rollerde ise büyük kahramanlar vardır.misal: olum dün gece polat alemdarla birlikte barona dalıyorduk lan.çok pis dövdük oda baronluğu bana verdi,gibi.aslında en uzun rüyanın 10 küsür saniye olduğunu düşünürsek bu tür rüyalar kısa metrajlı filmlerdir.aksiyonu bol ve hızlıdır.yataktan kalkıldığı zaman fazla ter atılır çünkü ceki çen* gibi ordan oraya uçulmuştur.fakat bu tür rüyalar hiçbirzaman oscara aday olamazlar ama altın portakal yada altın ayıya aday olunabildiği görülmüştür.ödül alan çıkmışmıdır bak orasını bilemicem.
    (therealman, 13.10.2006 20:03 ~ 20:43)
  7. alt yazılı duydum en son.
    (serzenis, 27.02.2007 18:50)
  8. (on my toothpaste, 26.04.2007 02:33)
  9. artık an itibari ile görmüş olduğum rüyalar arasında kendimce rüya arşivimde en ilginçlerinin yanında yerini almış rüya çeşidir. aslında bu tür rüyaların görülmesine etki eden en bariz durumlardan biri uyumadan önce yapmış olduğunuz eylemin türüdür. sözgelimi benim gibi elinizde tv kumandası ile televizyon karşısında film izlerken uyuya kalmışsanız böyle bir rüya için gerekli malzemeleri tencerenize pardon rüyalarımızın mekânı bilinçaltınıza atmış oluyorsunuzdur.

    ben de işte gecelerden bir gece, bu şekilde tv karşısında izlediğim bir filmi seyrederken, daimi olarak gidip gelmeye başlayan gözkapaklarımın bana "reklam mı giriyor bu film yahu" hissini yavaş yavaş vermeye başladığı bir anda, 1, 2, 3, ... derken, sonunda uyandığım da bana yaşatacağı durumdan habersiz derin bir uykuya gözlerimi kapattım. efendim, biliyorsunuz uyku denilen durum psikoloji biliminde de açıklandığı üzere iki aşamadan geçer. bunlardan ilki olan non-remadı verilen yavaş dalgalı uyku döneminde, vücudun fiziksel yorgunluğuna bağlı olarak, bir nevi bakım onarımdan geçersiniz. bu aşama kendinizi yenilemeye bu şekilde de sizin o muhteşem rüyalarınızı ya da kâbuslarınızı görmeniz için geçeceğiniz diğer bir aşama, yani rem bölümüne diğer bir açıklama ile "bu evrede gördüğünüz rüyaları hatırlayabileceğiniz uyku aşaması"na geçmenize de salık verecek, sizi oraya hazırlayacak bir aşamadır. neyse zaten dalıp uykuya geçmemin göstergesi de bu yorgunluk ve ihtiyaç duyduğum istirahatın yoğun bir şekilde hissetmemden dolayı non-rem bölümüne jet hızıyla geçmem oldu.

    ben “non-rem”deyken, o sırada tv’deki film de boş kalmayıp, tüm sinyallerini bana uzaktan kumanda aracılığı ile ufovari bir kurgu ile beynime yollayıp, ben farkında olmadan bilinç düzeyimden bilinçaltıma sünger gibi çekmeye başlıyordu. kim bilir kaç saat geçiyor ve ben nihayet aslında topu topu bir kaç dakikalık göreceğim rüya âlemine yumuşak iniş yapıyorum. inişin gayet yumuşak olmasına bakmayın, kalkarken o denli yumuşak değildi. lafı uzatmadan o gayet abidik ama sonuçları itibari ile gayet ampirik detaylı rüyama geçeyim.

    evet, rüya halindeyken yüz şeklimi çok merak etmekle beraber, kalp atışlarımı duyuyor gibiydim neredeyse, öyle ki bu sesler adeta bir kapının zorlanarak açılmaya çalışılması gibi... sonuçta, pek de siyah beyaz bir karede olmayıp, dolunay ışığının yansımalarında, bu atan şeyin yalnız kalbim olmadığını geç olmadan fark ediyorum. ve evet! gerçekten de evimizin kapısı mütemadi aralıklarla sarsılıyor ki bu denli sarsılmasına rağmen tabir uygunsa gerilimi daha da arttırmak için açılmamakta ısrar ediyor. ve ben, o an yerimden kalkarak korkusuzca, dolunay karanlığını aşıp kapının önüne dikiliveriyorum. kulağımı kapıya hafifçe dayayarak uzaklardan ve ağırca “eko”lanarak gelen sesleri ayırt etmeye çalışıyorum. şahsım adına itiraf edeyim pek bir ödsüz olduğumdan mütevelli yüreğimin ağzıma gelmemesi için arada bir yutkunuyorum, bu sayede aklım sıra ağzıma kadar gelen yüreğimi geri gönderdiğimi düşünüyorum. gelgelelim, dinlemekle olacağı yok diyerek, bizim birazca bulanık kapı gözünden kapının diğer tarafında kimin olduğunu anlamaya çalışarak, tek gözümü “zoom”luyorum. aşağı-yukarı ,sağa-sola dar bir alanda casus denizaltıları gibi etrafı kolaçan ediyorum. fekat ortada kimsecikler yok. bir yandan da sesler gelmeye devam ediyor. bunun olacağı yok, cesaretimi topluyorum ve zincirleri aşağı indirerek kapıyı yavaşça, tetikte bir halde açmaya başlıyorum. adımlarımı eşikten çıkarıp öte yana geçiyorum, ha bu arada, eşikte durmamaya da dikkat ediyorum; malum eşikte uzun süre durmak “üç harfli” lerin size musallat olmasına neden olabilir diye de kafamdan geçiriyorum. ve ne acayitir ki, bu arada o kadar şey arasında bunu bile düşünmem, batıl inançların ne kadar etkili olduğunu da göstermiyor değil hani. neyse efendim, ben yavaş yavaş hareketlenerek merdivenlerin başında büyük bir hızla aniden bitiveriyorum. arka taraftaki dairelerin kapıları açık ama kimse olmadığı da belli. merdivenlerden inerek, binadan uzaklaşmayı düşünüyorum. ama o da ne?!!! aşağı bakar bakmaz ağızları burunları kış maskeleri ile kapatılmış ellerindeki swat oyunlarındaki gibi her çeşit silahı bir tuşla yüzüme doğrultabilecek ve muhakkak amerikan beslemeli oldukları belli karışık milletlerden teröristler olduğunu görüyorum. bir yandan da bizim binada yaşayanları tek tek gözlerimin önünden geçiriyorum. “hmmm... aralarında bu işlere karışmış derecede, uluslar arası terörü kapımıza kadar getirecek affedersiniz hangi önemli dallama olabilir” diyerek. şaşılacak şey diye de içimden geçiriyorum. ama bu sırada artık kaçış için strateji geliştirmeye başladığımın da farkına varıyorum. e.. nede olsa rüyanın en can alıcı yerindeyim, o kadar tecrübe ettik. şimdi ise biraz bu işin heyecanından gaz alarak, hernekadar kendime binayı teröristlerden kurtaracak gözü ile bakmasam da buradan kaçabilmenin bile önemli bir kahramanlık olacağını düşünüyorum. sonra nasılsa biz de milli savunma ile bir plan dâhilinde karşılarında daha tedbirli ve güçlü çıkabiliriz. yalnız bu arada giderek bu işe kurtlar vadisi, sağır odavari etkilerin karıştığını da düşünmüyor değilim. neyse hızlı düşünmeliyim, teröristler yukarı çıkmadan ben buradan ayrılmalıyım. önce yukarı çıkmayı düşünüyorum, ama bizim işgüzar yöneticinin yukarının kapısını da kilitlemiş olacağını fark ediyorum, hem zaten bu durum da yukarı çıkmak beni kurtarmayacak diye de ekliyorum. yangın merdivenleri! evet yangın merdivenleri, yapmam gereken oradan aşağı inmek. ama o da ne? kilitli. yahu bu gerizekalı yöneticmizi burayı da mı kilitlemiş!!!. zaten bu merdivenler ne zaman ne işe yaradı ki. arada bir temizlenmesi için açılır o kadar. işte o sırada mühim bir şeyi de keşfettmiş bulundum; türkiye gibi güvenlik tedbirlerinin her daim akıl almaz saçmalıklarla zayıf bırakıldığı bir ülkede yaşamış olmaktan dolayı, neden türklerin daha zeki olmak zorunda olduklarını !!!!? ah vah ediyorum. ama zaman kaybetmemeliyim, asansörleri denemeliyim, kalan tek canım pardon! şansım da onlar. bu kez şanslıyım neyse ki asansör hemen bulunduğum katta. birde onu çağırmak için uğraşsaydım hemen dikkati çekebilirdim. şimdi zaman kazanabilirim bu durumdan. hemen atlıyorum asansöre ve basıyorum zemin kat düğmesine. inene kadar döktüğüm teri bir ben bilirim. her katta asansör camından üzerime dikilecek namluları düşünerek bana ecelimin geldiğini daha da hissettiriyor. tam bir katı geçiyorum ki derin bir nefes alıyorum. sonra tekrar, (bu arada asansöre 5. katta bindiğimi de belirtim.) sonra tekrar... bu iş rus ruletigibi. e haliyle iş bu kadar uluslar arası olunca, çin işkencesinden tut, rus ruletine kadar sağ olsun bilinçaltım her türlü işkence metodunu kullanmaktan sonuna kadar çekinmemiş. neyse sona yaklaşıyorum. (bir dk. nefesleneyim. ohhh tamam) evet zemin kattayım, asansörün kapısını açınca nelerle karşılaşacağımı düşünerek kendimi hazırlıyorum. o da ne?!!! elimde bir silah. bunun ne zaman elime geçtiğini bile fazla sorgulamadan, gayr-ı ihtiyari bir rahatlama ile sırıtıyorum. şimdi artık daha iyi ve net düşünebiliyorum. kapıyı açıyorum, amerikan filmlerindeki karizmatik fbıpolisleri gibi kendimi sakınarak hedef almaya çalışıyorum. önce sağ sonra sol sonra tekrar sağ, “şimdi karşıya geçebilirsiniz”, hayır bu başka rüya çık aradan trafik polisi. evet bakıyorum radar sistemli robocopvari aramalarımdan sonra kimseleri göremiyorum. önümde çıkış kapısı ve ben saniyeler sonra orada olacak ve kurtulacağım diye kafamdan geçiredurim. teröristin biri kırmızı ışığını burnuma sabitlemiş, amanın!!! hemen o şaşkınlkla silahımı düzeltmeye çalışıyorum, ateş ediyorum ama olmuyor. içinde mermi yok!!! bu işte bir bit yeniği olduğunu anlamalıydım. çünkü bu kadar şanslı olamam. o sıra ne yaptığımı bilemeden pijamamın ceplerimi yokluyorum, evet o da ne?!!! iki mermi var sanırım, tekrar şansıma haksızlık ettiğimi düşünerek suratımda bir adet bruce williskırıtışı ile elime alıp çıkarıyorum onları. gördüğüm manzarayı size anlatmak acı ama, az sonra bu yüzden ölebileceğimi bilmek daha da acı!!!. çıkardığım bu şeyler uzaktan kumandanın pilleri! piller ve mermiler. mermiler ve piller. piller ve mermiler. mermiler ve piller... takıldım duramıyorum. “ya oynamıyorum ben ya”. mızıkçılık var, çaresizlikten bunun bir oyun olduğunu düşünüp saf saf zırlamaya başlıyorum. “yok kızım, bu işin çaresi yok sen kendini kurtarmaya bak”. koş lola koş.... koşuyorum arkamdan geliyorlar. koşuyorum ama bir yürüyüş bandının üzerindeymişim gibi o şekil. ama işin acayibi hiç biri ateş etmiyor. onu da bu arada düşünebiliyorum yani.(swh) kapıyı açtım merdivenlerin başındayım. nihayet! ama dengemi, bu sevinçten ve arkamdakilerin heyecanından dengemi kaybediyorum, evet dengemi yitiriyorum, düşeceğim... bana yetiştiklerini hissediyorum, sonum geldi diyorum, ve pat, küt, ben merdivenlerin başından jackie changibi havada ağır ağır döne döne düşüyorum, tam yere çakılıcam,... uyanıyorum kaskatı bir şekilde. hareket eden tek organım gözlerim. bir tek onlar var. nefesimi kontrol etmeye çalışıyorum, üzerimi yavaşça örtüyorum. uzun bir süre nefes alamayacak hale gelene kadar orada duruyorum, tüm seslere duyarlıyım, gaipten sesler aslında çıtırtılar duyuyorum, bu korkumu daha da arttırıyor. sonunda nefes alamayacağımı düşünerek yavaş yavaş örtüyü kaldırıyorum üzerimden. bilincim kendini uyanışa hazırlıyor. içindem bir de eüzu besmele geçiriyorum. şimdi biraz daha iyiyim. sonra ellerimde sıkıca iki kalem pili tuttuğumu görüyorum. örtünün üstünde de uzaktan kumanda. sonra bir ürperme daha geçiriyorum, rüyamda gördüklerim aklıma geliyor. ve artık ben iyice tırsarak tüm bunları daha çok düşünmemeye çalışarak yatağın içine sessizce pısıyorum. pısma kızım pısssma!

    sabaha uyandığımda, üzerimde bıraktığı hisle olanları hatırlamaya başladım. ve uyandıktan sonra ellerimde tuttuğum iki kalem pili uyumadan önce süresi dolmuş olduğu için çalıştıramadığı uzaktan kumandadan çıkardığımı hatırlıyorum. işte bu durum insan bilincinin yine kendisine nasıl oyun oynayabileceğinin küçük bir kanıtı. size tavsiyem, yatmadan önce tv düğmesini kapatın. ya da benim gibi izlediği tüm saşmalıkları bu denli dikkate alacak kadar saf olmamaya dikkat edin. iyi geceler.
    ha bu arada psikoloji kuramcılarına buradan bir duyuru; uykunun son bir aşaması olarak uyandıktan sonra rüyanızın etkisinden kurtulamayarak gözü açık, bilinç altınızın bilincinizi kandırmaya hala devam ettiği şekli uygun münasip bir adla kayda geçsinler. cahilliğime verin biliğim kadarı ile bu durumu bahseden bir kayıt yok.

    etik düzeltme: rüyaların anlatılması için uygun sebeplerin olması gerektiğine inanarak bu rüyamı daha çok rüya olayının herhangi bir kesitinin psikoanalitik bir incelemesini sözlük jargonu göz önüne alınarak ve biraz da mesajlı(!) bir dille anlatmayı uygun görerek, rüyaların kişiye özel mahremiyetlerine saygılı olunmasının ise gözden kaçırılmaması gerektiğini akıldan çıkarmayarak yazmış bulunmaktayım.
    (gülüsevdimdikenibattı, 12.08.2007 15:05 ~ 23.04.2008 17:18)
  10. öncelikle yıllardır rüyalarımın gayet monoton,ne biliyim mekanları normal(market,okul vs)güncel yaşam merkezleri olduğu bi dönem geçirdim.rüya dediğin biraz fantastik olur,ekstrem mecralara açılırsın falan!neyse bu hayıflanmalarım dikkate alındı sonunda 1 yıldır film tadında rüyalar görüyorum!
    bu en sonuncusunu bütün sülale çok beğendik.
    kocaman bir sarayda yaşıyoruz.sanırım elf diyarı kadar güzeldi.rüyamda sarayda bir doğum oluyor,doğum sonrası sarayın merdivenlerinden çok berrak ve huzur verici bir su akıyor.bunun üzerine ben kralımıza(hz.ibrahim) "çocuğun geleceği çok güzel olacak"diyorum.çocuğun ismini elizabeth koyuyoruz.sarayın bir kuralı var;sular aktıktan sonra saray halkı kendi odalarına çekilmek zorunda çünkü kötü ruhlar geceleri sarayın sahibi oluyor.o esnada etraf birden kararıyor,ruhlar istila ediyor ben o esnada çekilemiyorum ortada kalıyorum.korkuyorum, ruhlar kapılarda nöbet tutuyorlar,av bekliyorlar , yabancı bir insan gördüklerinde de onu çekip alıyorlar.neyse beni görmüyolar saklanıyorum.sonra sabah oluyor,kral ibrahim ülkeyi ikiye bölmeye karar veriyor,bir tarafta ruhlar bir tarafta biz yaşıcaz.biz doğuya ilerledikçe arkamızı bi karanlık kaplamaya başlıyor,ülkenin bir yarısı zifiri karanlık ormanlarla kaplı,bir taraf ise aydınlık ve güzel bir yer oluyor.sarayda tartışmalar oluyor,bu arada hz meryem ve kucağında elizabeth i yanında da hz isa yı görüyorum.ama isa bildiğimiz siluletinde değil saçları 3 numara ve oldukça kızıl ve bronz tenli,en son çocuğun geleceğini tartışıyoduk orda bitti ya!
    (sureya, 29.06.2008 23:18)
  11. kalkar kalkmaz bir kağıt kalem alıp yazmak çok eğlencelidir. ayrıca aylar sonra o kağıt karşınıza çıktığında görülen ayrıntılar da bir o kadar şaşırtıcıdır.
    (bhmcds, 30.06.2008 21:30)
  12. 14 saatlik uykumun sonuna sıkışmış rüyam csi gibiydi. şöyle ki:

    bir terziyle bir aşçının yanında çalışıyorum dönüşümlü olarak. böyle ayak işlerine koşuyorum. dağıtım işlerine gönderiliyorum falan. bir gün ben aşçının mutfağındayım. arena kadar mutfak.. gıcık, ukala bir polis geliyor. yalnız adam yakışıklı ve karizmaydı aynı zamanda, yiğidi öldür hakkını yeme. öldürmek mi?! neysö.. bana diyor ki, "ben cinayet masasından komiser kemal. (çok parlak kimliğini gözüme sokarak) cinayet mahalinde saçınız bulundu. cinayetten gözaltındasınız şu an." böyle şeffaf bir poşet içinde saçımı gösteriyor. "lanet olsun. ne çok dökülüyor saçım." diyorum içimden. hayır, "yürüyün, merkeze gidiyoruz" falan da yok. orda bi sandalye çekiyor, tepemde kafama kadar inen bi lamba ortaya çıkıyor -ambiyans tamam-, oturtuyor beni, etrafımda dolaşıp beni sorgulamaya başlıyor. "o saatte nerdeydin? benimle oyun oynama!" şeklinde. nasıl gerginim ama. cinayet mahalinde saçım bulunmuş ve başka yerde olduğumu ispatlayamıyorum. oha! gençliğim hapislerde çürüyerek geçicek. saçımdan koparıyor. dna'm incelencekmiş. "lan benim saçımdır. kaçsam mı.." diye düşünüyorum. sonuçta bulunmuşum orda. benim saçımdır kesin. bildiğin csi. kaçcaktım heralde, sonrasında çok heycanlı, geri kalanını hep saklanarak, kılık değiştirerek, yolculuk ederek geçirceğim bi hayatım olcaktı, olcaktı ama uyandım işte ya. of neden uyandım. çok merak ettim ya. devamını görürüm umarım bu gece.

    edit: birkaç ekleme. bir de devamını da görmedim ya. tüh!
    (across the universe, 16.01.2009 19:28 ~ 17.01.2009 18:12)
  13. korkunç mu komik mi bilemediğim, bir kısa film tadında olanları da vardır.

    öss tercih zamanı, çok istenilen genetiğe puan yetmiyor, neyse bir girelim de çap map bişi yaparım diyorum, günlerce nerde çap var hangi üniversite iyi diye araştırma yapıldıktan sonra kafayı yiyor şahsım...
    rüyamda bir adam beni kovalıyor ben de pencereden bizim eve giriyorum mutfağa koşuyorum. annemler kahvaltı ediyor, oturuyorum.arkamdan sapık adam giriyor.

    s: sapık adam
    k:ben
    b:baba

    k-baba baba bu adam bıçakla beni kovalıyor, öldürcek beni.
    s- merhaba, öyle bir niyetim yok, kahvaltı etmeye geldim.
    b- aa kızım öyle deme ayıp, misafir o. buyrun oturun.
    k-ya baba adam öldürcek beni.!!!!
    b-sus bakayım. ne okuyorsunuz evladım siz?
    s- hacettepe tıp, genetikle çap yapıyorum. (bilinçaltı süper)
    k- baba bıçaklicak beniiii yeeea!
    (ama babam masadan kalkar içeri gider)
    adam o sırada bıçağını çıkarıp tam boğazıma dayarken babam koşarak içeriden gelir;

    b- kumral ada kumral ada! adam yalan söylüyor google dan baktım hacettepede genetikle çap yapılmıyor!!!!


    nasıl bir bilinçaltı, nasıl bir şartlanmadır bu!
    (kumral ada, 28.01.2009 04:23 ~ 04:24)

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil