artık an itibari ile görmüş olduğum rüyalar arasında kendimce rüya arşivimde en ilginçlerinin yanında yerini almış rüya çeşidir. aslında bu tür rüyaların görülmesine etki eden en bariz durumlardan biri uyumadan önce yapmış olduğunuz eylemin türüdür. sözgelimi benim gibi elinizde tv kumandası ile televizyon karşısında film izlerken uyuya kalmışsanız böyle bir rüya için gerekli malzemeleri tencerenize pardon rüyalarımızın mekânı bilinçaltınıza atmış oluyorsunuzdur.
ben de işte gecelerden bir gece, bu şekilde tv karşısında izlediğim bir filmi seyrederken, daimi olarak gidip gelmeye başlayan gözkapaklarımın bana "reklam mı giriyor bu film yahu" hissini yavaş yavaş vermeye başladığı bir anda, 1, 2, 3, ... derken, sonunda uyandığım da bana yaşatacağı durumdan habersiz derin bir uykuya gözlerimi kapattım. efendim, biliyorsunuz uyku denilen durum psikoloji biliminde de açıklandığı üzere iki aşamadan geçer. bunlardan ilki olan
non-remadı verilen yavaş dalgalı uyku döneminde, vücudun fiziksel yorgunluğuna bağlı olarak, bir nevi bakım onarımdan geçersiniz. bu aşama kendinizi yenilemeye bu şekilde de sizin o muhteşem rüyalarınızı ya da kâbuslarınızı görmeniz için geçeceğiniz diğer bir aşama, yani
rem bölümüne diğer bir açıklama ile "bu evrede gördüğünüz rüyaları hatırlayabileceğiniz uyku aşaması"na geçmenize de salık verecek, sizi oraya hazırlayacak bir aşamadır. neyse zaten dalıp uykuya geçmemin göstergesi de bu yorgunluk ve ihtiyaç duyduğum istirahatın yoğun bir şekilde hissetmemden dolayı non-rem bölümüne jet hızıyla geçmem oldu.
ben “non-rem”deyken, o sırada tv’deki film de boş kalmayıp, tüm sinyallerini bana uzaktan kumanda aracılığı ile ufovari bir kurgu ile beynime yollayıp, ben farkında olmadan bilinç düzeyimden bilinçaltıma sünger gibi çekmeye başlıyordu. kim bilir kaç saat geçiyor ve ben nihayet aslında topu topu bir kaç dakikalık göreceğim rüya âlemine yumuşak iniş yapıyorum. inişin gayet yumuşak olmasına bakmayın, kalkarken o denli yumuşak değildi. lafı uzatmadan o gayet abidik ama sonuçları itibari ile gayet ampirik detaylı rüyama geçeyim.
evet, rüya halindeyken yüz şeklimi çok merak etmekle beraber, kalp atışlarımı duyuyor gibiydim neredeyse, öyle ki bu sesler adeta bir kapının zorlanarak açılmaya çalışılması gibi... sonuçta, pek de siyah beyaz bir karede olmayıp, dolunay ışığının yansımalarında, bu atan şeyin yalnız kalbim olmadığını geç olmadan fark ediyorum. ve evet! gerçekten de evimizin kapısı mütemadi aralıklarla sarsılıyor ki bu denli sarsılmasına rağmen tabir uygunsa gerilimi daha da arttırmak için açılmamakta ısrar ediyor. ve ben, o an yerimden kalkarak korkusuzca, dolunay karanlığını aşıp kapının önüne dikiliveriyorum. kulağımı kapıya hafifçe dayayarak uzaklardan ve ağırca “eko”lanarak gelen sesleri ayırt etmeye çalışıyorum. şahsım adına itiraf edeyim pek bir ödsüz olduğumdan mütevelli yüreğimin ağzıma gelmemesi için arada bir yutkunuyorum, bu sayede aklım sıra ağzıma kadar gelen yüreğimi geri gönderdiğimi düşünüyorum. gelgelelim, dinlemekle olacağı yok diyerek, bizim birazca bulanık kapı gözünden kapının diğer tarafında kimin olduğunu anlamaya çalışarak, tek gözümü “zoom”luyorum. aşağı-yukarı ,sağa-sola dar bir alanda casus
denizaltıları gibi etrafı kolaçan ediyorum. fekat ortada kimsecikler yok. bir yandan da sesler gelmeye devam ediyor. bunun olacağı yok, cesaretimi topluyorum ve zincirleri aşağı indirerek kapıyı yavaşça, tetikte bir halde açmaya başlıyorum. adımlarımı eşikten çıkarıp öte yana geçiyorum, ha bu arada, eşikte durmamaya da dikkat ediyorum; malum eşikte uzun süre durmak “
üç harfli” lerin size musallat olmasına neden olabilir diye de kafamdan geçiriyorum. ve ne acayitir ki, bu arada o kadar şey arasında bunu bile düşünmem, batıl inançların ne kadar etkili olduğunu da göstermiyor değil hani. neyse efendim, ben yavaş yavaş hareketlenerek merdivenlerin başında büyük bir hızla aniden bitiveriyorum. arka taraftaki dairelerin kapıları açık ama kimse olmadığı da belli. merdivenlerden inerek, binadan uzaklaşmayı düşünüyorum. ama o da ne?!!! aşağı bakar bakmaz ağızları burunları kış maskeleri ile kapatılmış ellerindeki
swat oyunlarındaki gibi her çeşit silahı bir tuşla yüzüme doğrultabilecek ve muhakkak amerikan beslemeli oldukları belli karışık milletlerden teröristler olduğunu görüyorum. bir yandan da bizim binada yaşayanları tek tek gözlerimin önünden geçiriyorum. “hmmm... aralarında bu işlere karışmış derecede, uluslar arası terörü kapımıza kadar getirecek affedersiniz hangi önemli dallama olabilir” diyerek. şaşılacak şey diye de içimden geçiriyorum. ama bu sırada artık kaçış için strateji geliştirmeye başladığımın da farkına varıyorum. e.. nede olsa rüyanın en can alıcı yerindeyim, o kadar tecrübe ettik. şimdi ise biraz bu işin heyecanından gaz alarak, hernekadar kendime binayı teröristlerden kurtaracak gözü ile bakmasam da buradan kaçabilmenin bile önemli bir kahramanlık olacağını düşünüyorum. sonra nasılsa biz de milli savunma ile bir plan dâhilinde karşılarında daha tedbirli ve güçlü çıkabiliriz. yalnız bu arada giderek bu işe
kurtlar vadisi,
sağır odavari etkilerin karıştığını da düşünmüyor değilim. neyse hızlı düşünmeliyim, teröristler yukarı çıkmadan ben buradan ayrılmalıyım. önce yukarı çıkmayı düşünüyorum, ama bizim işgüzar yöneticinin yukarının kapısını da kilitlemiş olacağını fark ediyorum, hem zaten bu durum da yukarı çıkmak beni kurtarmayacak diye de ekliyorum. yangın merdivenleri! evet yangın merdivenleri, yapmam gereken oradan aşağı inmek. ama o da ne? kilitli. yahu bu gerizekalı yöneticmizi burayı da mı kilitlemiş!!!. zaten bu merdivenler ne zaman ne işe yaradı ki. arada bir temizlenmesi için açılır o kadar. işte o sırada mühim bir şeyi de keşfettmiş bulundum; türkiye gibi güvenlik tedbirlerinin her daim akıl almaz saçmalıklarla zayıf bırakıldığı bir ülkede yaşamış olmaktan dolayı, neden türklerin daha zeki olmak zorunda olduklarını !!!!? ah vah ediyorum. ama zaman kaybetmemeliyim, asansörleri denemeliyim, kalan tek canım pardon! şansım da onlar. bu kez şanslıyım neyse ki asansör hemen bulunduğum katta. birde onu çağırmak için uğraşsaydım hemen dikkati çekebilirdim. şimdi zaman kazanabilirim bu durumdan. hemen atlıyorum asansöre ve basıyorum zemin kat düğmesine. inene kadar döktüğüm teri bir ben bilirim. her katta asansör camından üzerime dikilecek namluları düşünerek bana ecelimin geldiğini daha da hissettiriyor. tam bir katı geçiyorum ki derin bir nefes alıyorum. sonra tekrar, (bu arada asansöre 5. katta bindiğimi de belirtim.) sonra tekrar... bu iş
rus ruletigibi. e haliyle iş bu kadar uluslar arası olunca,
çin işkencesinden tut, rus ruletine kadar sağ olsun bilinçaltım her türlü işkence metodunu kullanmaktan sonuna kadar çekinmemiş. neyse sona yaklaşıyorum. (bir dk. nefesleneyim. ohhh tamam) evet zemin kattayım, asansörün kapısını açınca nelerle karşılaşacağımı düşünerek kendimi hazırlıyorum. o da ne?!!! elimde bir silah. bunun ne zaman elime geçtiğini bile fazla sorgulamadan, gayr-ı ihtiyari bir rahatlama ile sırıtıyorum. şimdi artık daha iyi ve net düşünebiliyorum. kapıyı açıyorum, amerikan filmlerindeki karizmatik
fbıpolisleri gibi kendimi sakınarak hedef almaya çalışıyorum. önce sağ sonra sol sonra tekrar sağ, “şimdi karşıya geçebilirsiniz”, hayır bu başka rüya çık aradan trafik polisi. evet bakıyorum radar sistemli
robocopvari aramalarımdan sonra kimseleri göremiyorum. önümde çıkış kapısı ve ben saniyeler sonra orada olacak ve kurtulacağım diye kafamdan geçiredurim. teröristin biri kırmızı ışığını burnuma sabitlemiş, amanın!!! hemen o şaşkınlkla silahımı düzeltmeye çalışıyorum, ateş ediyorum ama olmuyor. içinde mermi yok!!! bu işte bir bit yeniği olduğunu anlamalıydım. çünkü bu kadar şanslı olamam. o sıra ne yaptığımı bilemeden pijamamın ceplerimi yokluyorum, evet o da ne?!!! iki mermi var sanırım, tekrar şansıma haksızlık ettiğimi düşünerek suratımda bir adet
bruce williskırıtışı ile elime alıp çıkarıyorum onları. gördüğüm manzarayı size anlatmak acı ama, az sonra bu yüzden ölebileceğimi bilmek daha da acı!!!. çıkardığım bu şeyler uzaktan kumandanın pilleri! piller ve mermiler. mermiler ve piller. piller ve mermiler. mermiler ve piller... takıldım duramıyorum. “ya oynamıyorum ben ya”. mızıkçılık var, çaresizlikten bunun bir oyun olduğunu düşünüp saf saf zırlamaya başlıyorum. “yok kızım, bu işin çaresi yok sen kendini kurtarmaya bak”.
koş lola koş.... koşuyorum arkamdan geliyorlar. koşuyorum ama bir yürüyüş bandının üzerindeymişim gibi o şekil. ama işin acayibi hiç biri ateş etmiyor. onu da bu arada düşünebiliyorum yani.(
swh) kapıyı açtım merdivenlerin başındayım. nihayet! ama dengemi, bu sevinçten ve arkamdakilerin heyecanından dengemi kaybediyorum, evet dengemi yitiriyorum, düşeceğim... bana yetiştiklerini hissediyorum, sonum geldi diyorum, ve pat, küt, ben merdivenlerin başından
jackie changibi havada ağır ağır döne döne düşüyorum, tam yere çakılıcam,... uyanıyorum kaskatı bir şekilde. hareket eden tek organım gözlerim. bir tek onlar var. nefesimi kontrol etmeye çalışıyorum, üzerimi yavaşça örtüyorum. uzun bir süre nefes alamayacak hale gelene kadar orada duruyorum, tüm seslere duyarlıyım, gaipten sesler aslında çıtırtılar duyuyorum, bu korkumu daha da arttırıyor. sonunda nefes alamayacağımı düşünerek yavaş yavaş örtüyü kaldırıyorum üzerimden. bilincim kendini uyanışa hazırlıyor. içindem bir de eüzu besmele geçiriyorum. şimdi biraz daha iyiyim. sonra ellerimde sıkıca iki kalem pili tuttuğumu görüyorum. örtünün üstünde de uzaktan kumanda. sonra bir ürperme daha geçiriyorum, rüyamda gördüklerim aklıma geliyor. ve artık ben iyice tırsarak tüm bunları daha çok düşünmemeye çalışarak yatağın içine sessizce pısıyorum. pısma kızım pısssma!
sabaha uyandığımda, üzerimde bıraktığı hisle olanları hatırlamaya başladım. ve uyandıktan sonra ellerimde tuttuğum iki kalem pili uyumadan önce süresi dolmuş olduğu için çalıştıramadığı uzaktan kumandadan çıkardığımı hatırlıyorum. işte bu durum insan bilincinin yine kendisine nasıl oyun oynayabileceğinin küçük bir kanıtı. size tavsiyem, yatmadan önce tv düğmesini kapatın. ya da benim gibi izlediği tüm saşmalıkları bu denli dikkate alacak kadar saf olmamaya dikkat edin. iyi geceler.
ha bu arada psikoloji kuramcılarına buradan bir duyuru; uykunun son bir aşaması olarak uyandıktan sonra rüyanızın etkisinden kurtulamayarak gözü açık, bilinç altınızın bilincinizi kandırmaya hala devam ettiği şekli uygun münasip bir adla kayda geçsinler. cahilliğime verin biliğim kadarı ile bu durumu bahseden bir kayıt yok.
etik düzeltme: rüyaların anlatılması için uygun sebeplerin olması gerektiğine inanarak bu rüyamı daha çok rüya olayının herhangi bir kesitinin psikoanalitik bir incelemesini sözlük jargonu göz önüne alınarak ve biraz da mesajlı(!) bir dille anlatmayı uygun görerek, rüyaların kişiye özel mahremiyetlerine saygılı olunmasının ise gözden kaçırılmaması gerektiğini akıldan çıkarmayarak yazmış bulunmaktayım.