geçtiğimiz sezonun en güçlü iki takımının birleşmesinden oluşan takım. bu açıdan baktığımızda şampiyonluğu doğal karşılayabiliriz. bu sezon son on yılın en kötü
efes pilsen'ini izlediğimiz de gözönünde bulundurduğumuzda durum kaçınılmaz bir hal alıyor.
tüm bu kadro derinliği ve kalitesine rağmen euroleague'de başarılı olamamasının nedeni ise bence hem
fenerbahçe hem de kurulduğundan beri
ülkerspor'un avrupa'daki başarısızlık geleneklerinin kombinasyonundan öte, iki büyük organizasyonun birleşmesinden doğan uyumsuzluk oldu. zannımca bu takım final serisindeki uyumuyla
euroleague'e başlasa final four'un en büyük adaylarından biri olurdu. zaten
efes pilsen gibi üst düzey bir avrupa takımını, bir ekolü nasıl salondan sildiğini gözlerimizle gördük.
kadro türkiye'de yaratılmış en derin ve en kaliteli kadro belki de.
fenerbahçe seneler önce nba lockout'undan da yararlanıp tüm yıldızları bünyesinde toplamıştı. nba takımlarından gelen
zan tabak,
marko milic, nba tecrübeli, avrupa'daki en iyi amerikalılardan olan
conrad mcrea, o zamanlar avrupa'nın en çok gelecek vaad eden gençlerinden
alexandr lokmanchuk ve
goran kalamiza,
ibrahim kutluay,
serdar apaydın, en önemlisi de
mahmoud abdul rauf. draftta birinci sırada seçilip seçildiği sezon lockout'a takılan
micheal olowokandi ile birlikte o zamana kadar avrupa'ya gelmiş en kariyerli amerikalı basketbolcuydu.
tüm bunlara rağmen toplama bir takım görünümünden bir türlü çıkamadılar. yine
euroleague'de oynuyordu fenerbahçe. üçüncü turda elendiği
real madrid maçına kadar sahasında tek bir maç kaybetmemişti ki o sezonun şampiyonu
zalgiris kaunas'ı bile darmadağın etmişlerdi. hele bir
pau orthez maçı hatırlıyorum ki deplasmandaki yenilginin acısıyla süper oynayan
serdar apaydın, maçın son basketini attıktan sonra fransızlara agresif bir biçimde soyunma odasının yolunu göstermişti.
ama ne oldu, real madrid fenerbahçe'ye maç kaybetmeden turu geçti. özellikle
tanoka beard'ı durduramadı fenerbahçe. toplama takımdaki en büyük şovmen olan rahmetli conrad, tanoka'nın her fake'ini yiyerek takımın bir anlamda ipini çeken oyuncu olmuştu. zaten tek problem de bu değildi. abdul-rauf'un sezon ortasında huysuzlanıp kaçması, yerine eski karşıyakalı
george gilmore'un gelmesi, lockout'un bitmesiyle milic'in geri dönmesi yüzünden takım sezon sonunda garip bir hal almıştı. zaten olmayan takım ruhu, birliktelik iyice dağılmış, herkes ibo ve sonradan gelen gilmore'un eline bakar olmuştu. gilmore da play-off'ta
tofaş'a elenilen maçta süre sona ermişken ve fark üç sayıyken kullandığı üç serbest atışı da kaçırarak ne kadar iyi bir oyuncu olduğunu gösterdi herkese sonradan.
bu sene durum çok daha farklı. bir kere takımın başında halil üner gibi gereksiz bir adam değil, aydın örs gibi avrupa'nın en kurt çalıştırıcılarından biri var. üstelik takım, düzgün yapılanma sürecindeki iki kulübün birleşmesinden meydana geldi. fenerbahçe zaten iki sezondur düzgün bir şekilde çalışıp sağlam ve başarılı bir kadro kurma çabasındaydı.
ülkerspor da özellikle son yıllarda çok sayıda iyi oyuncu çıkaran alt yapısına taraftar desteği çekmek istiyordu. sonucunda başarılı bir birleşme oldu diyebiliriz.
uyumsuzluk euroleague'de başarısızlık getirmiş olsa da durum çok da vahim gözükmüyor.
kaspars kambala ve
ira clark'ın yerine iki tane daha üst düzey uzunla fenerbahçe ülkerspor çok daha iddialı bir takım haline getirilebilir. özellikle kambala bu takımı çok yavaşlatıyor. çok güçlü bir fiziğe sahip olmasına rağmen çabuk olmaması ve savunma yapmayı sevmemesi nedeniyle bence gerçek anlamda bir üst düzey pivot değil. bunu da ncaa'den döndükten sonra efes'le birlikte avrupa'da geçirdiği ilk sezonun ardından o performansı hiçbir takımda sergileyememesi kanıtladı. kambala - clark ikilisi yerine avrupa basketbolunu daha iyi bilen
zeljko rebraca ve
predrag drobnjak gibi tecrübeli ve avrupa basketbolunu bilen iki oyuncu takımı bir seviye üste çıkarır.