attila ilhan'ın kaleme aldığı güzide roman. üstad bu eserinde, şehir insanın türlü çelişkilerini, yalnızlığını, aşklarını yine o eşsiz sinema diliyle anlatmış. fransa ve türkiye arasında geçen romanda toplumcu gerçekçi bir tavırla dönemin siyasi olayları da roman içine çok güzel yerleştirilmiş. bu özelliği dışardan bakıldığında kişisel olarak görünen eserin bütününde toplumcu yapıya bürünmesini sağlamıştır.
"bu kitapta anlatılanların
gerçek kişi ve olaylara
hiçbir ilgisi yoktur.
onları ben,
büyük bir aynanın içinde gördüm.
üstelik ayna dumanlıydı
ve olmayan bir şehirde
geziniyordu."
bu kitabın adı bir duygunun veya bir davranışın abartı olduğunu anlatmak için kullanılan bir deyim olmuştur adeta.
adı leman olan birine hediye edildiğinde de çok mutlu etmiştir kendisini, sanki ona özel yazılmış gibi.
"...ben 'hayat dramımı' çok önemserdim, böyle birkaç cümleyle özetleyip bitirince şaşkınlıktan sustum kaldım. hay allah, nasıl oldu bu? ben bu öyküyü, dokunaklı ayrıntıları üstünde özellikle oyalanıp, unutulmaz anlarını, özenle belirterek, kim bilir kaç kere anlatmadım mı? her anlatışımda, öykünün kendisinden çok daha değerli yorumlar katıp, onu güzelleştirmiyor muydum? bu defa böyle bir kaç cümleyle başını bağlayışım neden? bir şeyler ummuş da edinememiş gibiyim." (attilâ ilhan, fena halde leman, karacan yayınları, 3. baskı, nisan 198, s.86)
'seni sevmekten sersem gibiyim' dediğimde,'aklım başımdan gitti,leyla gibiyim'
söylemime,'fena halde leman...' sın diye yazmıştı bana.
sonra evinde sevdiği bi paragrafı okutmuştu kitaptan;'dinle böceğim...le başlıyordu..'
işte bu deyimleşen söz,tabir-i caizse tam bi girift aşk halini anlatır;
insan fena halde lemandır tıpkı ben gibi.