yemekhaneyle ilgili matah olan hiçbir şey yoktur ama orayı güzelleştiren ve bok gibi yemeklerden güzel hatıralar kalmasını sağlayan şey arkadaşlık ve muhabbettir.
lise son erkeklerinden bir şekilde ileri gelenleri yemek duası yaptırırdı. geyiğine yapılıyor olsa da zevkli olurdu. müdürü bile kaldırırdın ayağa.
bir de ramazan ayında oruç tutan tutmayan herkesin ezanı beklerken ettiği muhabbetin tadına doyulmaz. açlıktan herkesin gözü dönmüş zaten.
vazgeçilmezi vardır bir de, gece gizlice sızılıp ekmeğin yanına salça, bal, reçel ya da hiçbir şey yoksa tuz aşırılır.
bir gün vali gelir okula ve yemek yiyecektir öğrencilerle. o gün yemek kusursuz hazırlanmaya çalışılmıştır. civciv yerine tavuk, lapa olmamış pilav ve çamursuz salata... vali bey ilgilenecek ya bir arkadaşa sorar:
-bakar mısın evladım?
-buyrun
-yemek her gün mü böyle yoksa ben geldiğim için mi? hadi çekinme söyle...
-aa bugün çok kötü yemeek, başka günler çok daha güzeel, bugün ne kii...
-hım...*
o arkadaş neden öyle dedi, vali ne düşündü kimse bilmez. bu dengesizlik başka nerede var merak etmişimdir hep, hala da rastlamadım.
yemeklerden önce dua ritüellerine sahne olabilen * geceleri hırsızlığa ******* gelindiğinde huzurlu bir sessizlikle sizi karşılayan sevimli mekanlardır, zaman zaman yazılılara sahne olduğu da görülmüştür *
okulun en sıcak mekanıdır.yemekhaneye girmek öyle kutsal birşeydir ki 3,2,1 sırası takip edilir.üst dönem sırıta sırıta çömezlerin önünden sıraya girer,yemeğini yer,tenefüsün kalanını mutlu mutlu geçirir.(bkz: çok şükür bugün de doyduk)*
nedense yemeklerin genel bi renk uyumuna sahip olduğu (bkz: bulgur pilavı-nohut-mercimek çorbası),pazar günkü mönünün pilav-makarna-patatesten ibaret olabildiği,metal bardaklardan çay içmeye çalışırken elinizin yandığı,yatakhanede kısır yapmak istediğinizdeyse tüm malzemeyi toplayabileceğiniz mekan
fen lisesi öğrencisinin hayatının önemli bölümünün geçtiği yer.üst sınıfların otoritelerini konuşturduğu, çok büyük ve soğuk bi mekan olmasına rağmen ev sahipiliği ettiği koyu sohbetlerle anımsandığı için hatırlandığında dudaklarda hafif bi gülümseme oluşmasına sebep olan, sahurda büyük bi evin mutfağı havasına bürünen, yerine göre sınav, sinema, konferans salonu olabilen, yemek duası konusunda bütün yaratıcılığınızı gönül rahatlığıyla konuşturabileceğiniz mekan.
'yemekhane yemeğini sevmiyorum ve yemiyorum' kaprisinin yapılmadığı yer. zira yemekhane beleştir, baldan tatlıdır. her gün üç öğün dışarda yemekte bir o kadar tuzludur. tekel konumundadır. bunuda en acımasız haliyle kullanır. hafta sonlarında 'öğrenci, bütün hafta bunları yedin!' dercesine o hafta kalan malzemelerden özet niteliğinde toplama bir yemek yapılır, bellekler tazelenir. ramazanda hayırsever kimseler sayesinde kalite yükselir. kıymeti sonradan anlaşılan güzel ortamlardan biri.
tamamiyle sizindir.. istediğiniz yere oturabilirsiniz..
yemekleri yapan teyzelerle (veya amcalarla) kanka olursanız porsiyonlarda size özel torpil yaparlar.. hatta hafta sonu kahvaltı saati bittiğinde gidip kendinize şöyle güzel bir menemen bile yaptırtabilirsiniz.
gece yemekhaneden ekmek aşırıp odada elektrikli sobada kızartırsınız.. bi de üstüne "light" yağ sürersiniz.. ne de olsa her fen liseli kız gibi kilo fazlanız vardır ve rejim yapıyorsunuzdur!?!
sahur için yemekhaneye inerken herkes pijamalıdır. saç baş dağınıktır herkeste.. kimi yüzünü yıkamaya bile üşenir.. sanki aynı evde yaşayan 300 e yakın kardeşten biriymiş gibi hissedersiniz kendinizi..
kimileri oruç tutmasa da sahura iner. (sonra sabah kahvaltısını da yapar mutlaka) allah kabul etsin dersiniz.. sabah sabah geyik olur gülersiniz..
kuru fasulye, barbunya, bulgur pilavı, makana, kemal paşa gibi şeyleri uzun süre yemek istemeyecek kadar sık yersiniz.. fakat şimdi burun kıvıracağınız çoğu yemek (az pişmiş kuru köfte, yanına bol miktarda ufak bir tavuk butu, bol yağlı alabalık kızartması vs.) orda çok nadir çıktığından yemeğin çıktığı gün size bayram olur.. upuzun bir kuyruk oluşmasına neden olur..
kahvaltıda metal bardaklarla verilen çayın tamamını asla içemezsiniz... çünkü bardak tutamayacağınız, ağzınıza değdiremeyeceğiniz kadar ısınır.. bardak soğuyana kadar bekleyeyim derseniz de boşuna beklersiniz.. çünkü elbet bi hoca yemekhane ahalisini bağıraraktan okunacak istiklal marşı seremonisine çağırır.
kahvaltı menüsü oldukça kısıtlı olduğundan, hele benim gibi yağ, reçel vs yemiyorsanız normalde yemeye tenezzül etmediğiniz haşlanmış yumurta ve zeytini bayılıyormuşcasına yersiniz..
portakal, mandalina kabuğu savaşları..
ileri versiyon: portakal mandalina savaşları..
en fazla yumurtayı, kemalpaşayı kim yiycek yarışları..
iddiaya girip tüm yemekleri birbirine karıştırıp, bulamaç haline getirdikten sonra yemeye çalışmalar..
yemeklerden çıkan bilimum kıl, tüy, saç, taş, böcek ve hatta salyangozlar.....
...
bi de en önemlisi nice aşk hikayelerine tanık olmuştur fen lisesi yemekhaneleri.. hoşlanılan kişinin yanına, karşısına, en azından ona yakın biyerlere oturmaya çalışırsınız.. sonra kesişmeler, bakışmalar, heyecandan yemek yiyememeler.. hatta heyecandan ellerinin titremesi nedeniyle çatalla ağzını tutturamayıp yanağına yedirmeye çalışmalar.. ve tabi rezil oluşlar..(bizzat yaşanmıştır)
mazotlu kemalpaşalar ile lastik içerikli köftelerin bolca bulunduğu ayranları ve de cacıkları hakkında şaplı lan bu dedirten yatılı öğrencilerin kutsal mekanlardır. her dönemin mutlaka anlata anlata bitiremediği yemekhane baskınları mutlaka olmuştur; olmalıdır da. yoksa 3 yıl o kadar kös kös de bir yere kadar.
bütün yemek seçme alışkanlıklarının sona erdiği fırından yeni alınmış sıcak ekmekler yerine çok yenilmesin diye ıslatılmış bayat ekmeklerin verildiği tatlı çıkan günlerde depar atılmasına neden olan sürekli lan bugün muz çıkacakmış söylentileriyle çalkalanan (sonunda çıkmıştı bi gün) zaman zaman kapuska kokusu eşliğinde sınav mekanı da olabilen ama herşeye rağmen herkesin hayatında bir iz bırakan mekan.
(bkz: ordu fen lisesi)
kazandığımız ilk sene yazılı mekanı olarak kullanılmasının verdiği gerginlikle bünye bayağı bir sarsılmıştır.yağlı masalara nasıl kopya yazılacağı uzun uzun araştırılarak,sirke karıştırılmış limon aromalı tükenmez kalemlerle yazılan kopyaların yemekhane masalarında uzun ömürlü olduğu kanaatine varılmıştır.grundig marka sonradan kumanda takılan modifiye televizyonda galatasarayın şampiyonlar ligi maçları beraber seyredilir,bu sırada real forması giymiş fenerliler muhteşem tezahüratlarla bastırılırdı.sünnisi,alevisi,kürdü,lazı aynı espriye güler,aynı tabldottan yemek yerdi.kızların yemediği güzel yemekler şopar ve yavşak* erkekler tarafından toplanırdı.dua edilirdi.ne kadar yenirse yensin yarım ekmek aşırılmadan koğuşa çıkılmazdı.karnı tok olanlar kız keserdi.oooof..anlatmakla bitmez buradaki maceralar.
(bkz: nevşehir fen lisesi)
aynı anda konferans salonu,toplantı yeri de olabilen,koyu muhabbetlerin döndüğü sıcak mekan.ayrıca devamlı hangi tv kanalının izlenileceğiyle ilgili yapılan kavgalar bir türlü bitmek bilmez.çalışanları genelde öğrencilerle sıkı diyaloglar içinde olur.eğer lise 3seniz çömlerin önüne kaynamak inanılmaz zevklidir.
son siniflarin alt ust iliskisi varmışçasına hiç sira beklemeden girdiği bir yemek sırasına sahip, sayesinde askerliğin çok çok kolay geçirildiği yerdir.
sabah menusu 5 siyah veya yesil zeytin, bir kibrit kutusu beyaz veya kasar veya karper peynirinden, demir bardakta çaydan ve sınırsız ekmekten
öğlen menüsü bulgur pilavi, mercimek çorbası ve tahin helvasından
akşam menüsü öğlen menüsünden oluşur.
yemekhaneden bir çuval şeker çalınmışlığı vardır, bir senede bitirilememiştir ama genellikle hırsızlıklar kahvaltıda masalara konan şekerliklerden poşetlere küçük kaçamaklar şeklinde yapılır.
çıkışında yalaktarzı bir su içme yeri vardır. bir arıtma sisteminden gelen su öğrencilerin istifaseni sulunur. suya şap katıldığına dair efsanevi bir geyik vardır ama ispat eden şu ana kadar çıkmamıştır. (bkz: suya şap katmak)
kırk yılda bir verilen sütlacın reaktörde pişmiş kadar sıcak olduğu, eve gidince de annemden kaynar sütlaç istememe ve artık soğuk sütlaç yiyememe neden olan yer.
ilk gidildiğinde yemeklerine iğrenti ile bakılan, daha sonra yemeklerinden çıkan kıl, taş, böcek ve hatta yüzük gibi şeylerle oynanmaya başlanan, türlü türlü geyiklere sahne olan, yemek duası sonrası çatal ve kaşıkların masalara vurulması ve "ooo" "uuuuu" gibi bağırmalara sahne olan, hoşlandığınız kişiyle göz göze gelebilmek için masa kapmaca oynadığınız, acıkınca bir iki dilim kuru ekmek için penceresinden atlamayı göze aldığınız, sırada öne geçmeye çalışanların "bi kişi bi kişidir" lafına çığlıklarla karşılık verdiğiniz; farelerin yaşam alanı, televizyon izleme odası, konferans salonu, yazılı mekanı, sevgililer için geceleri kaçamak alanı. *
müdür içeri girdikten sonra birden herkesin ayaklanıp,
"rabbimize hamdolsun
milletimiz varolsun"
(ve arkasında müdürün) "afiyet olsun" diye bağırmasıyla, askeriye yemekhanesini aratmayacak mekan.
ayrıca zil sesiyle birlikte herkesin koşup önünde kuyruk oluşturduğu, bu yüzden de öğleden önceki son dersten erken çıkmak isteme ve türlü bahaneler uydurma sebebi...
ahçı teyzenin artık seni tanıyıp, çok zayıfladın sen bi kepçe daa koyıyım dediği yer...
bizimki gibi yeni bi okulun yemekhanesi ise (bkz: denizli fen lisesi) işçi parası bulamayıp servis, yemek koyma, temizlik işlerini de öğrencilerin yapmak zorunda kaldığı yer...