felsefe bilimle kıyaslandığında, bilim dünyada yer alan şeyleri betimlerken, felsefenin onları sınıfladırır. bilim bilgi verirken, felsefe bilginin ne olduğunu, neyi ve nasıl bilebileceğimizi araştırır.varolan şeylerle ilgili olarak akla dayalı bir açıklama sağlar; bilimlerin ayrı ayrı ele aldığı olgu sınıflarının tümünü birden açıklayacak en genel ilkelere ulaşmaya çalışır. varlığın ilk ilkelerinin bilimidir. özel bilimlerden kazanılan tüm bilgilerin eleştirisini ve sistematizasyonunu gerçekleştiren en genel bilim, bilimlerin bilimidir. insanın yaşamını, değerlerini ve amaçlarını sorgulayan, bu alanda insan yaşamının ve eylemlerinin kendilerine dayanacağı genel ilkelerin bilgisidir.
köle sahipleri ekmek kaygısı çekmedikleri için felsefe yapıyorlardı,
çünkü ekmeklerini köleler veriyordu onlara;
köleler ekmek kaygısı çekmedikleri için
felsefe yapmıyorlardı,
çünkü ekmeklerini köle sahipleri veriyordu onlara.
ve yıkıldı gitti likya.
köleler felsefe kaygısı çekmedikleri için ekmek yapıyorlardı,
çünkü felsefelerini köle sahipleri veriyordu onlara;
felsefe sahipleri köle kaygısı çekmedikleri için ekmek yapmıyorlardı,
çünkü kölelerini felsefe veriyordu onlara.
ve yıkıldı gitti likya.
felsefenin ekmeği yoktu,
ekmeğin felsefesi.
ve sahipsiz felsefenin ekmeğini,
sahipsiz ekmeğin felsefesi yedi.
ekmeğin sahipsiz felsefesini
felsefenin sahipsiz ekmeği.
ve yıkıldı gitti likya.
hala yeşil bir defne ormanı altında...
felsefe bilimin en büyük destekçilerinden birisidir. birçok yeni keşfin yapılması felsefik olarak düşünülmesi, tartışılması, fikir yürütülmesi sonucu olmuştur. zaten birçok eski bilim adamı da felsefe ile ilgilenmiş, kendileri de birer filozof olmuştur. bilim ile düşünce birbirinden tabi ki ayrılamaz, daha doğrusu bilim düşünmeden, sorular sormadan ve bu sorulara cevap üretmeye çalışmadan yapılamaz...
ancak tamamen şahsi kanaatimce felsefe bilime çok destek olmakla, hatta bilimin çıkış noktası olmakla beraber, kendisi bir bilim değildir. daha doğrusu bilim olarak tanımlanmamalıdır. çünkü bilim buluşuna bir kanıt gösterir ve bu kanıtı ispatlayacak deneyler yapar, veyahut kesin kanıtlar gösterir. örneğin pozitif bilimlerde yeni bir fikir ortaya atmak için deneylerle bunu ispatlamak gerekir. ya da tarih gibi sözel bilimlerde ise somut kanıtlar ortaya konulur. bunlar da bilimsel çalışma yöntemi'nin gerekleridir. oysa felsefe aynı bilimdeki gibi birşey sorar ama verdiği cevabın kanıtı yoktur varsa da soyuttur, tamamen yoruma açıktır. birşeyin adının bilim olması için sorular sorup, ortaya soyut iddialar atması yeterli midir? o zaman hepimizin birer bilim adamı olması gerekmez mi? hepimiz birşeyler düşünürken sorular sormakta, cevaplar vermekte, kendimizce kanıtlar uydurmakta, ve bir sonuca ulaşmakta, ulaşmasak da ulaşmaya çalışmaktayız. (benim bu yazdıklarımı ilk düşündüğümde yaptığım gibi) açıkçası ben felsefenin bilim olmanın gereklerini tamamen yerine getirdiğine inanmıyorum...
"keyifsiz bir insan olmak, yaşamından memnun bir hayvan olmaktan iyidir;
mutsuz bir sokrat olmak, halinden memnun bir aptal olmaktan iyidir."
j. s. mill
işte felsefe budur...
insanın, dünyaya gelişini, üzerinde bulunduğu dünyanın varoluşunu ve gelişmesini, yaşadığı hayatı ve varlıkların amaçlarını-nedenlerini sorgulamasıdır. tüm bunları sorgulamak, yaşanan hayatı daha anlamlı kılar.bu şekilde insan kendini daha iyi tanıyabilir, buna göre hayatını da belirli doğrultuda şekillendirebilir.zannımca, varoluşunu ve içinde bulunduğu yaşamı sorgulamayan insan, hayattaki birçok şeyden habersiz kalır, kısırdöngü içinde bir yaşam sürdürür.
batılılar, dinimizdeki tasavvufu, felsefe zannetmişler ve tasavvuf büyüklerine islam filozofu demişlerdir. islam felsefesi tâbiri de bu yanlışlıktan doğmuştur.
felsefe, bir konu üzerinde insanların akıl ve mantık yolu ile inceleme ve araştırmalarla elde ettikleri sonuçlardır. her şeyin aslını arama ve ne için var olduğunun sebebini bulmak için çalışma demektir. felsefe ile meşgul olanların, hem ruh, hem de fen bilgilerinde çok derin bilgi sahibi olması gerekir. fakat bir insanın ne kadar ilmi olursa olsun, yanlış düşünebilir veya yaptığı araştırmalardan yanlış sonuçlar çıkarabilir. işte bunun içindir ki, felsefe, hiçbir zaman kesin sonuçlar vermez. bir kere de, bunu işiten insanın kendi akıl ve mantık süzgecinden geçirmesi gerekir.
her felsefenin bir de zıddı vardır. her iki düşünceyi karşılaştırmak gerekir. birçok felsefi düşünceler zamanla değişebildiği için hiçbir zaman kesinlik taşımaz.
her çağda gelen filozoflar, öncekilerin yanlışlarını göstererek kısmen veya tamamen reddettiler. eski yunan filozoflarından eflatun ve aristo’nun, daha sonra gelen filozoflar üstündeki tesirleri daha uzun sürdü. bugünkü felsefeyi ingiliz filozofu bacon ile fransız filozofu descartes’in kurduğu kabul edilir. filozoflar içinde sokrat, aristo, eflatun, epikuros, farabi, ibni rüşd, bacon, dekart, spinoza, kant, hegel, karl marx, august compte, bergson meşhurlarıdır. bunların hiçbiri, yanlışsız bir sistem kuramamıştır.
islam felsefesinden bahsedenler, 72 sapık fırka mensuplarıdır. bu bozuk fırkaların ortaya çıkışında eski yunan, hind ve acem felsefesinin karıştırılmasının ve âyetlerin, nakle göre değil, akla göre açıklanmasının büyük etkisi olmuştur.
rehber ansiklopedisi
gelişen bilim çağında insanların ;içine dalmaktan ,üzerine kafa yormaktan korkmaya ve türlü bahanelerle kaçmaya başladığı, hayatı basit yaşayanla yaşamayanı,sorgulayanla sorgulamayanı, kısaca düşünenle düşünmeyeni ayıran amacı bilgiye ulaşmaktan çok,bilgiye ulaşmanın yolları hakkında görüş oluşturmak olan eylem.
sorular sorup bişeylere ulaşmaya çalışan lisede birçok öğrencinin lise 3 te öss gibi dert varken felsefe hocalarının artistikleriyle bu derslere başlar kimisi çok sever kimisi nefret eder ama bi kural vardır asla sonuç denen şeye ulaşamazsın ve attığın bişi ortada kalır düşünen insanları tedirgin etmekten başka bir işe yaramaz ama öte yandan düşünmeyi geliştri.ama fazla soru sormaktan insanı saçmalatır ve kafayı yeditirir ve birçok insanı isyankar ve dediğine inanmama gibi şeylere yol açar. kanatimce felsefe budur.
felsefenin görevi,sorunları çözmek değil sorunları yeniden tanımlamaktır; sorun olarak deneyimlediğimiz şeyin nasıl sahte bir sorun olduğunu göstermektir. sorun olarak deneyimlediğimiz şey gerçek bir sorun olsaydı felsefeye ihtiyacımız olmazdı.
diyelim ki uzaydan gelen ölümcül bir virüs var. insanlık tarihinin sebep olduğu bir şey olmasın. bu virüs, diyelim ki hepimizi tehdit ediyor. burada bir çözüm bulmak ve virüsü durdurmak için felsefeye değil bilime ihtiyacımız olacaktır. felsefeye ihtiyacımız yoktur çünkü tehdit gerçek ve doğrudandır. felsefi numaralar çevirip “hayır, gerçek olan bu değildir” diyemezsiniz. hayatımız tehlikededir.
bunu bir bilimkurgu senaryosu gözüyle bakalım. tıpkı ”armageddon” veya “deep ımpact” filmlerindeki gibi, büyük bir kuyrukluyıldız
yeryüzüne çarpmak üzere diyelim. burada felsefeye değil, onu patlatmak için, ne bileyim, belki güçlü atom bombalarına ihtiyacınız vardır. ama demek istediğimi anladınız. tehdidin varlığı ortadadır. böyle bir durumda felsefeye ihtiyaç duymazsınız.
filozof dediğimiz kişinin bugüne dek bir cevap üretebildiğini sanmıyorum. ama felsefenin harika tarafı da bu. genel anlamda demiyorum. filozoflar sadece soru sorarlar. nedir felsefe? bazılarının sandığı gibi mutlak doğruları bulmak üzere yapılan ve sonra da “bilimciler sayesinde gerçeklere dayanan, ölçülebilir ve çözülebilir sorunlarla uğraşıyoruz” denerek kuşkucu bir tavrın takınıldığı çılgınca bir zihin jimnastiği değildir.
filozoflar metafizikle ilgili aptalca sorular sorar; erişilmez olduklarını bildiğimiz mutlak doğrularla bir tür oyun oynarlar. hayır, bence felsefe çok mütevazı bir disiplindir. gerçek felsefe, farklı bir soru sorar. filozof, özgürlük sorununa nasıl yaklaşır? “özgür müyüz değil miyiz? tanrı var mı, yok mu?” gibi sorularla değil. onun yerine tefsir” diyeceğimiz basit bir soru yöneltir. der ki “özgür olmak ne anlama geliyor?” felsefe işte temelde bunu yapar. belli bazı sanıları, bilgileri kullandığımızda anlayışın kati ufkunun nerede olduğunu bulmaya çalışır. “doğru var mı?” diye aptalca bir soru sormaz. onun yerine "bu doğru dediğinde ne demek istiyorsun?” diye sorar.
gördüğünüz gibi, felsefe gerçekten mütevazı bir şeydir.filozoflar ölümsüz gerçeği arayan çılgınlar değillerdir.