|
|
- aşktan sonra birliktelikleri ayakta tutan en önemli şeydir. eğer hayat müşterekse iki tarafında yapması gerekir bunu. taraflardan biri her türlü fedakarlığı yapıyor, diğeri ise kılını dahi kımıldatmıyor olabilir. bu durum fedakar tarafın en son fedakarlığı (ilişkiden fedakarlık) yapmasına neden olabilir.
- fazlası zararlıdır çünkü fedakârlık yapa yapa siz artık siz olmaktan çıkarsınız.
- (bkz: özgecillik)
- takeshi kitano'ya ait 2002 yapımlı the dolls adlı filmde pek duygusal ve aşırı örneklerinin verildiği hadise.
- insanın kendi benliğini, ben olmayı ortadan kaldıran şey. sürekli başkasının isteklerini yapmak, o mutlu olsun diye kendi mutluluğundan feragat etmektir. mutsuzluktan başka bir şey getirmez. siz fedakarlık yaptıkça, kendi istediklerinizi yapamadığınız için mutsuzlaşırsınız, zamanla fedakarlık yaptığınız kişiyi mutsuzluk kaynağı olarak görmeye başlarsınız, neden onun için ben fedakarlık yapıyorum ki diye düşünürsüz. ama en kötü yanı fedakarlıklar genelde karşı tarafın haberi olmadığı şeylerdir. dolayısıyla karşı taraf sizin kendinizden ödün verdiğinizi genelde bilmez. bu yüzden bir süre sonra yapılan fedakarlıklar sürekli hatırlatılır, kafaya kakılır. karşı taraf bana ne ben mi istedim der, ki haklıdır, o istememiştir, siz onu mutlu etmek için kendi kafanızda bir formül üretmiş ve onu uygulamışsınızdır. sonuç siz mutsuz olursunuz, mutsuzluğunuz için karşı tarafı suçlarsınız, o size asıl suçun sizde olduğunu hatırlatır. önemli olan fedakarlık yaparak mutlu olmak, mutlu etmek değildir. her şeyinizle bir bütünken mutlu olmaktır.
- kişinin erişemediği ciğeri neden yemediğini rasyonel bir şekilde açıklama yolu.
"daha yapacak çok işimiz var. bu ciğeri şimdi yeseydim sözümüzü tutmamış olurduk."
demek ki aylardır ciğeri yiyip yememeye yani verdiği sözü tutup tutmamaya karar vermeye çalışıyormuş bizim kedi.
- gecenin darında tost ekmeği bulup, sabahın köründe çift kaşarlı tost yapmaktır. daha da fedakar olmak için menemen diyoruz...
(heidi, 19.11.2007 08:59)
- sofradan on kere kalkmaktan, onbeş dakikada bir değişen isteklere yetişmekten, gece onikiden sonra mısır patlatmaktan ve sabahın yedisinde makarna pişirmekten hiç yorulmamak.
not: bizim evimizde 11 yaşlarında bir canavar yaşıyor.
- tek taraflı yapıldığında insanı yıpratan,özellikle karşılık görmediği durumlarda yüreğini kanırtan durumdur. tek taraflısı hiç bir işe yaramaz,sadece sorun yaratır. bünye belli bir süre sonra her şeyi boşverir. aslında bunu yapmak istemese bile artık dayanacak hali kalmaz insanın,nolursa olsun der. onun için ilişkilerde sevgiyi artıracak olan karşılıklı fedarkarlıktır fakat bunu yapan insanlarda maalesef az.
- fedakarlık, yapılan iyiliğin, fedakar olan kişiden bir şeyler eksiltmesidir. eğer bir insan, severek ve isteyerek, sonucunda hiç bir yük getirmeyecek bir iyilikte bulunuyorsa adı üstünde bu iyiliktir. bu iki kavram birbirine çok karıştırılır.
bir de kendisinden istenmediği halde bir şeyler yapmak için inat eden insanlar vardır ki amaçları sadece başa kakmak için sebep biriktirmektir. sevgilisine aşık bir kişi "senin için bütün paramı bilete verdim, kilometrelerce yol geldim, sadece seni görebilmek için..." diyebiliyorsa bu bir fedakarlık değildir. çünkü o kişi bunu kendi için yapmıştır, özlediği için. ama sevgilisine vakit ayıramayacak kadar meşgul olduğu işini bırakıp, sırf o istiyor diye onu görmeye gidiyorsa ve bunun lafını yapmamayı becerebiliyorsa işte o zaman fedakarlık yapıyor demektir.
- genelde üzerinde çok düşünülmeyen ama yine de mutlaka herkesin az ya da çok bir fikir sahibi olduğu konulardan biri de fedakarlık konusudur herhalde. dillere persenk olan bir laf vardır ya hani "aşk fedakarlık ister" diye. bir ilişkinin olmazsa olmazlarından biridir deriz ya hep onun için. peki bunun bir sınırı yok mudur? aşk için, sevgi için ne kadar fedakarlık yapabilir bir insan ya da ne kadar yapmalı ya da yapmalı mı? ya da kişi ne kadar fedakarlık yaptığı halde ilişki son bulduysa "ben elimden geleni yaptım ama ne yapalım olmadı!" diyebilmeli? fedarlık ölçülebilir bir şey mi? gözle görülür mü? elle tutulur mu? kişinin sevgisiyle doğru orantılı mıdır peki fedakarlık? acaba yaptığımız fedakarlıklarla karşıdakini ne kadar sevdiğimiz anlaşılabilir mi? yani az fedakarlık yapıyorsak onu az sevdiğimiz ya da sevmediğimiz, çok fedakarlık yapıyorsak onu çok sevdiğimiz sonucuna ulaşabilir miyiz? sahi nedir fedakarlık?
sadece o öyle istiyor, öyle hoşlanıyor diye aslında hiç sevmediğiniz bir şeyi yapmak mı?
sadece o öyle istemiyor, öyle yapmanızdan hoşlanmıyor diye çok sevdiğiniz bir şeyi yapmaktan vazgeçmek mi?
sadece o arkadaşlarınızdan hoşlanmıyor diye arkadaşlarınızdan vazgeçmek mi?
sadece o çok kıskanç diye yıllarınızı birlikte geçirdiğiniz, yıllarca birbirinize emek verdiğiniz arkadaşlarınızdan vazgeçmek mi?
sadece onunla birlikte olabilmek için nefes almakta dahi zorlandığınız bir şehirde ömür boyu onunla kalmaya karar vermek mi?
sadece onunla birlikte olabilmek için kendin olmaktan, seni sen yapan her şeyden vazgeçmek mi?
sahi nedir bu fedakarlık dedikleri?
belki de karşıdakini çok sevdiği halde onu olduğu gibi kabul edemeyip ama aynı zamanda ondan da vazgeçemeyen biri tarafından bulunmuş bir safsatadan ibarettir. kim bilir...
- fedakarlık arapça olan "feda"dan gelir. feda elde edilmek istenen şey için ödenen bedeldir. diğer anlamı ise ibadetlerin noksanlarını gidermek için fakirlere verilen şeylerdir ki biz buna kurban diyoruz.
fedakarlık kelimesinde saklı olan, kutsallık kavramıdır. hani az önce dedik ya istenen şey için ödenen bedeldir diye, iste o bedelin sunulduğu kişinin kutsallık derecesi bedelin miktarını, yani sınırlarını belirler.
kimi ilginç aşk doktorları "aşkta fedakarlık yoktur" derler. onlara göre fedakarlık varsa aşk yoktur zira fedakarlık kendinden vazgeçmektir ve sıkıntıyı da içerecek bir şekilde bedeller ödemektir, ama aşkta bedel ödemek yoktur zira aşıksan onları bedel olarak görmezsin. bu bana çok ütopik ve kelimenin kendisine saygısızlık gibi geliyor. zira fedakarlık kutsallaştırılmış, yüceleştirilmiş bir varlığa karşı insanın geliştirmiş olduğu bir tutumdur ki aşıkken hepimiz böyle bir durumda kalıyoruz ve feda ediyoruz çoğu şeyi. tam da bu anlamıyla yapıyor ve yüce gördüğümüze yüceliğini vermiş oluyoruz.
- hoşgörü ve fedakarlık.
birbirini söndüren şeyler bence.
eğer karşınızda hoşgörülü bir insan varsa, sizi yanlışınızla, doğrunuzla kabul eden biri varsa, çok fazla fedakarlığa ihtiyaç kalmaz.
zaten hoşgörüsüz birisi varsa da o kişi yapılacak fedakarlıklara layık birisi değildir.
...
o sürekli zevklerimizin farklı olmasından bahsederdi bana, anlaşamayacağımızdan, o rock severdi ben world müzik. o çay severdi ben kahve.ben bir yere davet edilirken 2. bir kez söylenmesini beklerdim, nezaketen mi yoksa gerçekten mi istedikleri için çağırıyorlar diye, o ise sadece bir kez söylenmesinden yanaydı, ısrara gerek olmadığı, zaten çağırmak istemese söylemezlerdi diye..
bunları ısıtıp ısıtıp getirirdi önüme, farklıyız akbank reklamı gibiyiz derdi:
"ilk görüşte aşk böyle başladı, adı üstünde yıldırım aşkı, hemen evlilik, hemen balayı, pek çabuk geçti cicim ayları
koca sever klasik müzik, karısı ise rock pop asist, biri ister akşam çıkmak, öbürü evde oturmak,biri bayılır hamburgerle kolaya, öteki ise enginara, patlıcanlı pilava
rüya bitti -uyandılar-, anlaşarak ayrıldılar, günün birinde karşılaştıla, ikisi de buna çok şaştılar, ayrı dünyaların insanlarıydılar, nasıl oldu da burada karşılaştılar?"
oysa can dündar'ın bir yazısı vardı tam da bu reklam ve hoşgörü üzerine.
"...hamburger arzulayıp sofrada patlıcanlı pilav kaşıklayan kadınların ya da komşu gezmesindeyken pijamayla evde oturmayı düşleyen kocaların "birbirine tahammül müessesesi" haline geldi. o yüzden bugün "aaa, sen enginar seviyormuşsun, hadi ayrılalım" deyip bavul toplayan nesle aşina değiliz biz...
belki ailenin aradığı huzurun anahtarıdır bu "saygı"... "ayrı dünyaların insanları"na aynı çatı altında kendi ayrı dünyalarını tavizsiz yaşama şansı verecek bir "buluşma"dır belki aranan formül... .."evlilik"ten, birinin mutsuzluğu pahasına her gün enginar yenen bir evi değil, isteyenin enginar, isteyenin hamburger yediği, farklı tatları buluşturan bir birlikteliği anlayan bir zihniyettir. belki sadece evlilikte değil, her türden birliktelikte ve genelde toplumsal örgütlenişte de mutluluğun yolu "farklı kimliklere, farklı renklere saygı"dan geçiyordur. belki evliliği, bambaşka kişilikleri bir potada eriten bir tavizler silsilesi olarak gören bizim kuşakla, "farklıyız, ayrılalım" diyen ve evlilikleri sapır sapır dökülen bugünkü kuşağın deneyimlerinden doğacak yeni ilişkinin tohumu, bir bankanın hizmet anlayışında gizlidir. o tohum, zoraki benzerlikler yaratarak tüketilmeye değil, mevcut farklılıkları koruyarak zenginleşmeye dayalı bir evlilik ve toplumsal düzen vaadidir."
***
evet, bu kadar mı hoşgörüsüz olduk? zevkleri farklı insanlar anlaşamaz mı asla? ben farklı insanların, birbirini tamamladığını düşünürdüm, birbirine yeni şeyler tattırdığı, öğrettiği, çeşitlilik...
ama değilmiş, karşınızda hoşgörüsüz biri olunca, tek taraflı bir fedakarlık içine giriyorsunuz ister istemez.ya onun dediği olacak ya da gideceksiniz.
ve sonunda gidiyorsunuz ne kadar fedakarlık yaparsanız...
hoşgörülü olmak, farklılıklara karşı saygılı olmak bu kadar mı zor?
- feda etmek fiilini eyleme geçiren varlığın(essence) belki öz benliğinden belki de dünyevi varlığından, karşılığını beklemeden verdikleri için söylenen genel bir tanımlama.
fedakarlıklar karşılık bekleyerek yapılmaz, içten gelen, ve yine içe dolan, verme isteğidir. ve fakat; mutlaka bir karşılığı vardır. bu karşılık, feda edilenle de ölçülemez, ölçülmemelidir. yapılmış fedakarlığa eşdeğer bir karşılık olacak diye bir şey yoktur. fedakarlık dediğimiz şeyi, insan kendisi için yapamaz. başkaları için birşeyler feda edildiğinde, adı fedakarlıktır. paramız, malımız, gücümüz olmasa bile, her insanın bir başkası için kendinden verebileceği pek çok şey bulunur aslında. sevilene sabır göstermek, canınızı acıtmasını sineye çekmek... bunlar da fedakarlık sayılır. varken değil de, yokken verebilmek, yokken kendindekileri paylaşabilmek gibi yüce gönüllülüğe dayanır çokça.(shiba, 09.07.2008 15:48)
|