1914 yılında istanbul'da doğan daha sonra kuleli askeri lisesi'ni ve harp okulu'nu bitirip subay olmuş cumhuriyet dönemi şairlerinden.ilk yazısı çocukken bir gazetede yayınlanmış, daha sonraları denemelerini içerene havaya çizilen dünya'yı 1935'te, çocuk ve allah'ı 1940'da yayınladıktan sonra 40'dan fazla kitabı daha yayınlanmıştır.
(bkz. mustafa kemal'in kağnısı)
dağlarca şiir, sanırım onu en iyi anlatan şey olabilir. bir de enis batur editörlüğünde çıkartılan kitapta yer alan anlamlı tashih tabi, yani fazıl "hüznü" dağlarca. ne güzel olmuş.
1963 yılının noel’inde kıbrıs’ta türklere karşı başlayan rum saldırıları, 1964(rumların hücumu artınca türk jetleri askeri hedefleri bombalamaya başlar.pilot yüzbaşı cengiz topel şehit olur.) ve onu izleyen yıllarda sürerken, rumlar, türklerin kıbrıs cumhuriyetinin tüm organlarda temsiliyetinin kaldırılması için de ayrı bir cephede savaşlarını sürdürmüşlerdir. kıbrıs’a konuşlandırılan bm barış gücü’nün arabuluculuk girişimleri, uğraşları temsiliyetin ve türklerin can güvenliğinin sağlanmasında yeterli olmamamıştır.
dağlarca bu olaylara duyarsız kalmaz. cengiz topel’e adadığı şiirden, soykırımlarda tepkisizliği üzerine kore’de aldıkları madalyaları b.m’e geri veren gaziler adına dek şiirler yazarmıştır. gazilerin bm’e seslendikleri şiiri:
ulan senin barış diye anlattığın bu mudur?
yeşiladamızda bir sansar topluluk,
anneleri,çocukları çığlık çığlık öldürmede,
ak sakallı dedeleri su içerken vurmada.
al bunları alçakların göğsüne dik
ulan sana inandıksa suçmettik?
(kazmalama,ulan)
karşı’da ozan, türkiye’nin bugün de sorunları olan kamuda rüşvete, seçimlerde verdiği sözleri tutmayan siyasetçilere, “halkı karanlığa gömen yöneticilere” dek uzanır. 1965 yılından yöneticilere seslendiği şiirinde gözlem ve uyarıları çarpıcıdır:
bir ülke,yarısı çırılçıplak
yarısının yediği ekmek tuz
...
böyle giderse biline hep,
mustafa kemal’le bile yokuz.
kendisi son albümünden dolayı tarkan a 'metamorfoz da neymiş' diye tepki göstermiş ve gençlerin türkçe kelimelerle konuşmasını istemiştir.böylece tarkan vasıtasıyla genç kitlelere sitem etmiştir.sağolsun.ömrü uzun olsun.
şu an hastanede olan, yaşayan en büyük şair. zatürre teşhisi konmuş ve diyalizdeyken fenalaşmış. durumu ciddiymiş maalesef, bilinci yarı açık-yarı kapalıymış. zaman zaman kendisine geliyormuş, zaman zaman da kendisinde değilmiş.
derin bir keder kapladı içimi sabah gazetede bu haberi okuyunca.
iyileşsin diye yalvarıyorum adeta...
yaşayan en büyük şair o...
son eseri "içeri sait faik" uzun zaman önce okundu tarafımdan. (uzun zaman dediğim birkaç ay, başlığında vardır süresi, okudum ve yazdım zaten.)
taş devri, genç, orada karanlık olurum kitapları da...
fazıl hüsnü dağlarca'nın kıymetini biliyoruz değil mi?
biliyoruz bence.
kendini çocuk edebiyatına vermiş, günümüzün en önemli şairlerindendir. hala üretkendir, yaşayan bir efsanedir edebiyatımız için. acil şifalar dilediğimiz, kardeşlerimiz için yeni yeni, güzel şiirler yazmasını umduğumuz önemli şairimizdir.
yazın hayatını hiç bir edebi topluluktan etkilenmeden yürütmüş ve çok sayıda eser vererek sürdürmüştü.bugün de hayata gözlerini yummuştur.ve yalnızlığım şiirinde de dediği gibi ;
rüya rüzgarlarında bir yaprak yalnızlığım
düşüncem bir neydir ki ürperir perde perde
belki bu mısralarım esecek gönüllerde
fakat herkese uzak kalacak,yalnızlığım.
cumhuriyet gazetesinden okuyordum haberlerini, sık sık, haftada birkaç kez geçiyordu adı, "şu durumda, bu durumda" diye, yazarları onu ziyarete gidiyordu, umut dolu haberler yapıyorlardı, belki onlar da kendini kandırıyordu, ama beni de umutlandırmışlardı, yeni şiirler yazacak o, yeniden kalkacak ayağa diye, emin ellerde diye...
istanbul'a bir gittiğimde gidip göresim vardı, olmayacak mı şimdi?
fazıl hüsnü dağlarca da mı gitti yani?
ne kötü bir yılmış 2008, ne çok kişiyi aldı götürdü, suna pekuysal'ı, fazıl hüsnü'yü...
"gidiyorsun da ne olacak, gitme kal..."
çok üzüldüm, tarifsiz bir üzüntü kapladı içimi şu an, gerçekten çok üzüldüm.
geri dön desek de bir işe yaramaz, gitme desek de...
insan gitmeyegörsün, zordur onu döndürmek.
fazıl hüsnü dağlarca, ses bayrağımız, türkçe'nin ses bayrağı, türkçe onun ses bayrağı. fazıl hüsnü dağlarca...
yaşayan en büyük şairimizdi, adı hiç ölmeyecek ki.
çok önemli bir kayıp. kimse sevmek zorunda değil, değerinin farkında olmak zorunda değil diyelim. ama türkiye'nin yaşayan en büyük şairidir hayatını kaybeden, gazetelerimiz bunu anlamıyorlar, "halk bunu istiyor" tadıyla haber yapmaya devam ediyorlar, oysa ki bu haberin yeri oralar değil.
hürriyet'in sayfasına giriyoruz, nerede haber, ilk başta yukarıdaydı, şimdi aşağılara inmiş, ara ki bulasın. genç bir yazarın yazdığı kitabı daha değerli bulmuşlar fazıl hüsnü dağlarca'dan.
milliyet de o yanar dönerli beşli-altılı haber manşetlerine koyma lüzumu görmemiş, aşağıda bir yerde. o manşetler arasında fazıl hüsnü dağlarca'nın ölüm haberi yerine, kırk yıllık magazin tarihimiz var, daha uygun.
sabah gazetesi manşetler arasında beşinci manşete koymuş haberi.
vatan gazetesi manşetler arasına değil ama, sağ tarafta üst sıraya koymuş haberi, siteye girince (dtunnel'dan girdim, vatanim.com.tr de çalışmıyor, gazetevatan.com.tr de bende...) gözünüze çarpıyor en azından.
radikal de sağda üst sırada görünür bir yerde sunmuş haberi.
cumhuriyet, yanar dönerli manşetlerin 5. sırasına koymuş fazıl hüsnü dağlarca'yı.
ne biliyim, bu haberler de önemli, başbuğ'un açıklaması, onun kınanması, yayın yasakları falan da...
ben düz mantık düşünüyorum, duygusal davranıyorum, edebiyatımızın çınarıydı dağlarca, çok çok çok önemli bir isimdi, siyasetin kısır döngüsüne yarın da dönebiliriz, nasılsa dağlarca'yı unutacağız, (basın unutacak en azından) dağlarca manşet olmayı hak etmiyor muydu, bu ülkenin çok çok çok büyük bir değerinin hastalanması, hastaneye yatması, bilincinin kapanması hadi haber değildi, ölmesi de önemli haber olamayacak kadar değersiz biri mi dağlarca?
belki yarın düzenleyecekler sitelerini yeniden, başka başka yerlere koyacaklar, o zaman bu yazı geçerliliğini yitirir, kendisini imha eder, ben duygusal düşünüyorum sanırım.
bir ülkenin toprakları işgal edildiğinde o ülke yok olmaz. bir kere denediler anadolu'yu almayı, eski başkenti işgal ettiler yine de beceremediler yok etmeyi.
bir ülkenin her şeyini özelleştirme adında elin zenginlerine satabilirsiniz -ki yıllardır bunu yapıyorlar bu ülkede. bir ülkenin insanlarını burda ya da almanya acı vatan'da sabahtan akşama kadar çalıştırıp emeklerini sömürebilirsiniz, çoğu zaman gıkları bile çıkmaz. ülkenizin üç tarafının denizlerle çevrili olduğundan dem vurabilirsiniz ve siz dem vururken "bir" tane bile uluslararası anlamda başarınız olmayabilir. öte yandan yirmi milyondan daha az nüfusa sahip avustralya'nın kızları havuzda rekor üstüne rekor kırar, siz elemeleri bile geçemeyebilirsiniz.
"en büyük ekonomilerden biri" olma hayalleri kurarken işsizlik oranı devletin resmi rakamlarına göre neredeyse yüzde 10 olmuş olabilir.
kısacası boğazınıza kadar boka batmış olabilirsiniz ama yine de umudu kesmek için bir neden yok diyebilirsiniz zira "hala" sizin coğrafyanızın üzerinde şiirin kuşları uçuyordur.
ama * ne zaman ki "kuşlar da gitti!" dediniz, o zaman işte sular çekilir, gökyüzü küser, toprak can vermez olur.
ne zaman ki son kuşlar da gider, tabuta son çivi çakılır.
yaşadıkça hiçbir edebiyat akımına dahil olmadan serbestçe yazmış olan büyük usta.
onu yitirmenin derin acısı içerisindeyim.
cumhuriyet'in son savaşçılarındandı.üzerine yıldızlar yağsın.