tanrı, faust'a kulumdur deyip şeytanın gazlamalarına gelmeyeceği üzerine şeytanla bir iddia'ya girer ve oyun başlar. oyun tarzında yazılmış, materyalizmle daşşak geçen aşırı etkileyici bir başyapıttır, tanrıyı arayan faust'un hikayesi...
bir çok düşünüre esin kaynağı olmuş büyük başyapıt. içindeki bazı cümleler atasözü olabilecek niteliktedir. her insanın okuması ve ders çıkarması gereken kitaplardan birisidir. marx hatta lenin de bile bu kitaptan alıntılar ve düşünceler olduğunu görebilirsiniz.
johann wolfgang von goethe tarafından yazılan, yazarımızın sanat hayatında zirveye ulaştığı eserinin adıdır. diğer eserlerden farkı, çok daha büyük bir hayal gücünü satırlara büyü misali sindirmesi, insanı büyüleyen bir dünyanın içine sokmasıdır(büyü ve büyücülük konusu da geçmektedir).
eser aslında çoğumuzun oynadığı bir lades oyunu gibidir.(bkz: ladesçi) faust adında çok bilgili bir kişinin karşısına şeytanın çıkmasıyla adeta bir lades başlar aralarında. şeytan(satan)ın adı mephistophelestir. insanları yoldan çıkarmanın gücü ondadır. bilgiye ulaşmaya çalışan faust'u sıkıntılı olduğu bir anda gözüne kestirir. onunla bir anlaşma yapar. dünya hazlarına karşılık öldüğünde ruhunu şeytana teslim etmesi. faust'a büyülü bir aşk içkisi verir (bu bölümde aklıma havva ile adem'in şeytanla tanışması geldi). onu kandırmak için nefsine zor hakim olacağı birçok güç hediye eder....
kitap iki bölümden oluşur.
akıllı, eğitimli ve kendini geliştiren bir kişinin şeytana meydan okuyuşu hissi uyanıyor insanda.
bundan farklı bir boyut da o dönemin insan psikolojisi üzerinde yarattığı etkinin romana yansımış olma olasılığıdır.
almanya'da çok zengin kişilerin yaşantısına bir dokundurma belki. yazarımızın da yaşam koşullarını düşündüğümüzde bu eserin aslında sadece bir kişinin iç dünyası olduğunu anlayabiliriz. toplumsal bir konu değildir. daha bireysel bir eserdir. bireyin iç dünyasıyla konuşmasıdır.
goethe aslında çok hızlı yazan bir yazardır. hatta bir haftada ya da dört haftada yazdığı eserleriyle tanınmıştır. oysa bu eser 60 yılda yazılmış ve ölümünden sadece 1 yıl önce yayımlanmıştır. belki de yazarın asıl vermek istediği mesaj budur. hepimizin yaşam boyu şeytanla bir şekilde farkında olmasa da bir anlaşma yapmasıdır. kimin yenildiği sorusu okudunduğunda daha iyi anlaşılacaktır.
popodan sallama bir tespit ve istatistik yapılırsa; okurken insanı mest eder ve ağzının suyunu akıtır. düşündürüyor ve edebi olarak hazzın doruklarına çıkarıyor olmakla birlikte kitap kapatılıp bir köşeye konduğundan yaklaşık 5 dk sonra..."ya ben demin hangi bölümü okudum? yada " şurda ne olmuştu?" şeklinde sorular sorduran eser.
dünya edebiyatının yapı taşlarından sayılabilecek goethe eseridir
geçmiş ne saçma bir laf
neden ki bu acımasız yaratılış?
yok olacaksa her yaratılmış
geçmişle hiç olmamış aynı şey
"geçmiş,gitmiş!"anı neymiş?
hiç yaşanmamış da
sanki yaşayıp sonuna gelmiş
öyleyse en iyisi bence sonsuz bir boşluk!
masal tadında bir goethe eseri, zaten oldukça açıklanmış başlıkta. hikaye faust isimli eğitimli, kendini geliştiren bir doktorun şeytanla girdiği lades üzerinedir. bu ikili bahis (biri mephistopheles ile tanrı arasında diğeri yine mephistopheles ile faust arasındadır) mephistopheles'in lehine sonuçlanırsa (şeytan faust'a dünyanın en büyük zevkini yaşatıp onu ruhunu vermeye ikna edebilirse) tanrının karşısına tekrar çıkabilecek, kibirini yaşayabilecektir; ancak faust kazanırsa şeytan onun bir ömür kölesi olacaktır. faust söyle der: "eğer bana öyle bir an yaşatırsan ki ben o ana "dur geçme, çok güzelsin" dersem artık ruhumu alabilirsin, zaten bundan sonra ölüm de umurumda olmaz". bunun üzerine anlaşma yapılır ve faust yani insanoğlu sonunda şeytan'ın göz boyayıcı oyunlarına yenik düşmüş, iradesinin zayıflığıyla kaybetmiştir.
aynı zamanda goethe'nin insanın aslında iyi,bu yüzden de sonunda mutlu olmayı hakeden ve her zaman doğru yolda gitme eğiliminde olan bir yaratılışa sahip olduğu; insanın ancak dışardan hile, oyunlar ve dış dürtmelerle yoldan sapabileceği gibi düşüncelerini barındırır.
gayet basit bir olay örgüsü içine döşenmiş(bildiğin masal), esprinin ise diyaloglarda olduğu,felsefenin dibine vurulduğu goethe nin manzum biçiminde yazılmış eseridir.aslında faust doğal bir cermen efsanesi ve birçok esere ilham olan bir deli kaynak imiş.goethe de bu kaynaktan faydalanan bir adammış.iyiki de yararlanmış.*
faust ruhunu şeytana sadece bir kez-bir kadın için satar;bu güzel ve gerçekçi bir şeydir.
çevirisinde bile dili oldukça şairanedir,bu nedenle almancası daha da merak uyandırır;sadece bu kitap -şaheser- için almanca öğrenilebilinir.
yönetmenliğini jan svankmajer'in üstlendiği 1994 yapımı film. animasyon sinema türünün en büyük ustalarından biri olarak kabul edilen çek yönetmen, kuklacı olarak başladığı kariyerini canlandırma sinema alanında sürdürmüş ve dünyanın bu daldaki en önemli isimleri arasına girmiştir. kuklalarla insanların, tiyatroyla gerçek hayatın iç içe geçtiği bu faust uyarlaması ise svankmajer’in en önemli filmlerinden biri. kendine özgü fantastik bir dünya kuran svankmajer izleyiciyi tekinsiz ama olağanüstü bir yolculuğa davet ediyor.
faust esprisinden yola çıkarak yapılmış özgün bir türk filmi de mevcuttur:"(bkz: arkadaşım şeytan)".
başrollerinde mazhar alanson ve ali poyrazoğlu vardı. yönetmeni atıf yılmaz.
bana göre,faust esprisi bağlamında,senaryosu ve taşıdığı özgünlük açısından yapılmış en güzel türk filmlerinden biridir. mazhar alanson ve ali poyrazoğlu'nun oyunculuklarını anlatmaya gerek yok zaten.
bir sahnesinde, cam balon içinde gerçekleşen reaksiyonlar sonucunda kilden bir bebek meydana gelen film. bebeğin oluşumu öyle damdan düşer gibi gerçekleşmez, ana rahmindeki oluşum sürecinin hızlandırılmış hali şeklinde vuku bulur büyüler insanı.