william faulkner *  

adana çık aradan

  1. 1897 doğumlu amerikalı yazar. 1949 yılında nobel edebiyat ödülünü aldı. bazı kitaları döşeğimde ölürken, sartoris, ses ve öfke, kutsal sığınak, ağustos ışığıdır. 1962 de öldü.
    (geceleri esen teror, 24.11.2005 18:05)
  2. sadece tütünüm ve viskim olsun yeter, dünyanın en iyi romanlarını yazabilirim demiş ve dediğini de yapmış. ilk romanı olan soldiers payin türkçesinin varlığından yky'nin editörlerinin bihaber olduğunu sanıyorum.
    william faulkner, aşk ve ölüm, çeviren: vahdet gültekin. istanbul: vasıf ülkü güven basım ve yayınevi, tarih yok.
    ayrıca, "kırmızı yapraklar" başlıklı derlemede, ülkü tamer'in çevirisiyle "o akşam güneşi", "kuru eylül", "kırmızı yapraklar" ve "bir adalet" başlıklı dört öyküsü yayınlanmıştır. istanbul: ataç kitabevi, 1959. 10 aralık 1950'de stockholm'de yaptığı nobel edebiyat ödülü konuşmasının türkçesi de, gene ülkü tamer'in çevirisiyle bu kitapta bulunabilir.
    (insight, 27.01.2007 21:21)
  3. william, faulkner (cuthbert)
    asıl soyadı 1924 ‘e kadar falkner.

    düşsel bir yer olan yoknapatawpha yöresinde geçen ve buradaki kişi ve olaylar aracılığıyla güney’in (abd), aynı zamanda bütün insanlığın yazgısını anlatan romanlarıyla tanınır.

    resmi öğrenime ilgi duymadığı için lise 2. sınıfta okulu terk eden faulkner ‘in eğitimini komşuları philip stone üstlenir ve onu oxford ‘da bile henüz tanınmayan charles baudelaire, paul verlaine ve stephane mallarme gibi çoğu simgeci ya da modernist edebiyatçıların yapıtlarıyla tanıştırır. bu yazarların yanı sıra oscar wilde, james joyce, t. s. eliot ve conrad aiken ‘i de okuyan faulkner kendi kendine fransızca da öğrenir.

    gençliğinde geçimini sağlamak için boyacılık, marangozluk, profesyonel golf oyunculuğu ve karides avcılığı yapmıştır. ve ilerleyen yaşlarında loisiana ‘nın bataklık kanallarında çalışan bir sürat motoruyla rom kaçakçılığı yaptığını da itiraf eder.

    ancak bütün bu para getirici işleri yaparken yazdığı ilk eserlerinin (1927) her defasında yayıncılardan geri dönmesi üzerine her şeyden umudunu keser ve yazdıklarını yayıncılara beğendirme kaygısı taşımaksızın yeni romanı the sound and fury ‘i (1929 – ses ve öfke) yazmaya koyulur. bir süre sonra yazarın üçüncü romanı flag in the dust ‘ı ocak 1929 ‘da sartoris adıyla yayınlanır. bu üçüncü romanından itibaren yazar düşsel yoknapatawpha yöresini anlatmaktadır.
    faulkner ayrıca 1930-1942 yılları arasında hollywood ‘da film senaryoları üzerinde çalışırken, bir yandan da iki öykü, bir şiir kitabı ve dokuz roman daha yayımlar.

    yoknapatawpha romanları, emile zola ‘nın les roughon – macquart dizisi gibi önceden tasarlanmış değildir. faulkner bu romanlarda doğup büyüdüğü yöresi, oradaki insanları anlatmış, çocukluğundaki hizmetçileri, caroline barr ‘ın (faulkner ‘in zenci süt annesi) kölelik günlerine ilişkin olarak anlattığı öykülerin ya da oxford ‘da kent meydanında kulak misafiri olduğu öykülerin imgeleminde geliştirmiş, kendi deyişiyle “gerçekleri apokrifaya*” dönüştürmüştür.

    bir olayı ele alışı ya da bir karakter üzerine yargısı romandan romana farklılık gösterse de, sonuçta bir çeşitliliği daha da önemlisi bir bütünlük duygusunu yakalayabilmiştir. onun bu romanlarında, daha önceki amerikan romanlarında az rastlanan üç özellik göze çarpar:

    1 – olguların büyük ölçüde doğal çevrelerince belirlenmesinden kaynaklanan bir mekan duygusu
    2 – yaşayan geçmişi ileten bir tarih duygusu
    3 – öyküyü anlatanın genellikle bir topluluğun düşsel sesi olmasından kaynaklanan bir topluluk duygusu

    romanları konuları bakımından bir bütünlük gösterse de, faulkner ‘in konuya yaklaşımı her yapıtında değişiktir. her romanında ortaya attığı sorunun çözümü için yeni yöntemler benimser.
    bazen bir romanın zihinsel bir görüntüyle başladığı olur. örneğin kendisi ağustos ışığında, tozlu bir yolda yalın ayak yürüyen gebe bir kadın görüntüsüyle başladığını, asıl sorunun o kadının oraya nasıl geldiğini ve daha sonra neler olacağını açıklamak olduğunu söylemiştir. bu sorunun yanıtlarını ilk bölümü yazarken kendisi de bilmemektedir.

    döşeğimde ölürken ‘de ise farklı bir yazma yöntemi benimsemiştir. kendi anlattığına göre ters çevrilmiş bir el arabasının üstünde büyük bir hızla kaleme aldığı bu yapıtı daha önce zihninde bütünüyle canlandırmıştır.
    faulkner simgeci, modernist yazarların yapıtlarından öğrendiği iç monolog türünden teknikleri de denemiştir. ama aynı zamanda her yazarın kendi tekniğini ortaya koyması ve bunu her yeni yapıtında daha da geliştirmesi ilkesini benimsemiş ve uygulamıştır. örneğin bazı yapıtlarında aptal ya da deliliğin eşiklerine gelmiş insanların iç monologlarına yer vermiştir.

    kendine mal ettiği bir başka teknik de anlamı ertelemektir. öyle ki faulkner bir romanın konusunun çevresinde, bir cangılın içindeki canlı bir kenti ararcasına dolaşır. üslup olarak gelenekselin karşısına çağdaş olanı, karmaşıklık ya da belirsizliğin karşısına yalınlığı koymuş, shakespeare ‘i andıran yüce bir üslubu güneyli mizahıyla kaynaştırmıştır.

    faulkner geniş okur kitlesine yapıtlarının yayımlanmasından çok sonra ulaştı.

    (bkz: abşalom abşalom)
    (bkz: kurtar halkımı musa)
    (sisyphus, 30.01.2007 22:55 ~ 01.02.2007 21:00)
  4. missisipi eyaletine göç etmiş iskoçya kökenli bir aileye mensuptur. ailesi yaşadıgı bölgenin en köklü ailelerindendir. eserlerinin konusunu amerika birleşik devletlerinin en özgün bölgesi olan güney bölgesi oluşturur. anlatısal olarak değişik ve kendine özgü bir yazım dili oluşturan yazar bu özelligi ile okuması özel bir çaba gerektiren bir edebiyatçıdır. eserlerindeki olay ve düşünce ve kişi kurguları arasındaki kopukluk, parçalanmışlık ve bölünmüşlük okuyucuya oldukça farklı gelebilir. eserleri bir nevi efsanevi güneyin çöküşüne tanıklık eden trajediler gibidir. eserlerinin ana kahramanı geleneksel güneyli klişesini kaybetmemiş karakterlerdir.
    (neondental, 13.06.2007 17:17)
  5. the sound and the fury adlı romanı edebiyat tarihindeki farklı romanlardan biridir.
    (pedesa, 20.08.2008 18:12)
  6. "freud okudunuz mu/okur musunuz?" sorusuna şu karşılığı vermiş muzip yazar:

    "ben new orleans’da yaşarken herkes freud’dan bahsederdi ama ben onu hiç okumadım. shakespeare de okumamıştı. melville’in okuduğunu da zannetmem –moby dick’in okumadığından eminim."(kitap-lık sayı 82)
    (dünlerin köpüğü, 07.09.2008 00:56)