dünyalığını fazlasıyla yapmış olan* ve paraya ihtiyacı olmayan altaylı'nın bu hareketi, medya çevresinde son dönemde kendi kategorisinde yükselişe geçen ahmet hakan'a karşı bir hamle olarak yorumlanıyor. kanal d'deki görevinden alınıp yerine mehmet ali birand'ın verilmesi de etkili oldu sanırım. belki de tebdil-i mekanda ferahlık vardır demiştir zat-ı alileri. ama yeni iş yerinde selam vereceği adam bulabilecek mi onu da merak ediyor insan.
iki milyon dolar'a transfer olmuştur. futbolcu gibi adamdır. yeni yerindeki ilk günlerinde yeni gazetesinin en kıl olduğu gazetenin baş yazarının gene aynı gazetede köşe yazarlığı yapan eşine karşı terbiyesizce iki cümle yazmıştır ne zaman adam oluruz köşesinde. bu sabah o bayan yazardan cevap geldi. önümüzdeki yedi gün içerisinde de selahattin duman'ın yazılarının içinde bir satırlık kallavi bir ayar bekliyorum kendisine.
heyecanla takip etmekteyim.
hikmeti spekülasyon,ajitasyon ve manipülasyon olan ıkınarak konuşan dinlemesi iç sıkan;itü sözlükte yazsa statüsü kabızımsı olması lazım gelen gazeteci yazar
çukurova grubu 20 ayda borcunu ödeyebilirse ben de kapısında anırırım diye bir laf etmiş vakti zamanında. çukurova holding borcunu da ödedi... e burdan bişey çıkar gibi geliyor bana ama... hadi bakalım.**
skyturk kameralarının tmsf'nin önüne kamp kurup, zamanında mehmet emin karamehmet için ettiği bir sözü tutup anırmasını beklediği gazete elemanı. anıracaktı, ne oldu bilemiyorum.
karamehmet gibi ülkeye borç takanları haklı çıkarmaz tabi bu ayrı.
zamanında köşesinde şöyle bir yazı yazmıştır, atatürk kültür merkezi'nin restorasyonuyla ilgili olarak, mealen:
"akm restorasyonuyla ilgili yazdığım yazı sonrasında restorasyonun başındaki yetkili beni aradı. restorasyonun maliyetini sordum, 20 milyon dolar dedi. o para çok onun yerine yıkın yeniden yapın dedim. yıkamayız, sit alanı dedi. öyle sit alanı olmaz, gidin fransa'daki almanya'daki sit alanlarını inceleyin görün dedim. haklısınız fatih bey dedi."
gözaltına alındıktan sonra, cinsel tacize uğradığını idda eden kadın bir avukata* canlı yayınlanan radyo programında* ' bu kadın belli ki kaşınıyor,ulan seni ilk gördüğüm yerde taciz etmezsem namerdim' diyen gazeteci.
yolda bir çukur görse aracını bilerek onun üstüne sürüp hasar verdirdikten sonra bu yolda çukurlar var diyecek ama çözüm falan önermeyecek kapasitede, gazeteci olarak varlığı son derece gereksiz insan.
16 ağustos günü yazdığı yazıyla bu ülke için ne kadar değerli bir yazar olduğunu anladığım; beni 'o olmasa her gün kime küfür ederdik' diye derin düşüncelere salan gazete yazarı (daha sonra küfür edecek bunun gibi birsürü adam olduğunu hatırlayarak rahatladım)
16 ağustos günü yazdığı yazısında, lübnan'a barış gücü gönderme konusundaki yorumlarıyla olaya son noktayı koymuştur. lübnan'a asker göndermenin gerekli olduğunu belirterek şöyle bir noktaya değinmiş yazarımız
"türk anaları vatanı korusun diye askere yolladıkları "mehmetçiklerini" artık uzak diyarlarda kaybetmek istemiyor. pek çok yazarımızın popülist yaklaşımla da olsa ortaya koyduğu bir gerçek var ki, hiçbir "vıp" in evladı, kritik noktalarda görev almıyor.
şahsen ben de "mecburi askerlik" yapan evladımın gidip araplarla israilliler arasında nöbet tutmasını istemem."
böyle hassas bir noktaya parmak basan yazarımız çözümünü de söyleyerek ülkeyi büyük bir çelişki içinde kalmaktan kurtarmıştır.
"ama bunun çözümü var: profesyonel ordu.
türkiye'nin zaten uzun vadeli böyle bir düşüncesi var.
türk silahlı kuvvetleri, giderek artan bu tarz görevler için kendi içinde "profesyonel bir birim" oluşturabilir.
yani en küçük rütbeli askerinden, en üst rütbeli subayına kadar tamamı "maaşlı muvazzaflardan" oluşan bir birim.
bu birimin tabur mu, tümen mi olacağına, yani büyüklüğüne ihtiyaçlara göre karar verilir.
isteyen her türk vatandaşı bu profesyonel orduda görev alır ve ülke çıkarları için uygun görülen görev neredeyse oraya gider. bu somali de olabilir, afganistan da olabilir, lübnan da...
böylelikle de tartışmalar biter.
ne de olsa parasıyla..."
empati yeteneği aşmış mı aşmış kişilik! son olarak bir şehit babasının cümlelerini bile yorumlayabilmiş, onlara katılmadığını beyan edebilmiştir. şehit düşen onun kendi evladı değil sonuçta.