• videolar+3

  • görseller

    • ezginin günlüğü
    • ezginin günlüğü
    • ezginin günlüğü
    • ezginin günlüğü
  1. çok yakında, "eski arkadaş" adlı yeni albümleriyle müzik marketlerde boy göstericek, 27. yaş gününü kutladığımız müzik grubu.
  2. aklımı evde bırakıp çıktığım yolculukta en esaslı yol arkadaşı olmuştur bana. dargın mıyız? şarkısıyla şafak öncesi karanlıkta hüznüme ortak olmuş, bazen de akmamak için direnen gözyaşlarıma "dökül o da rahatlasın" demiştir,sevilir, çok çok sevilir.
  3. bazen biz şarkıları söyleriz, bazen “şarkılar bizi söyler”. iki türlüsü de güzeldir, çünkü birbirimizi hiç kandırmayız; bu ilişki içinde yalana yer yoktur, zaten yalan söylemeye gerek de yoktur. şarkılar sevgi gibidir, sahtesi çabuk biter, ama güzel olan, uzun dostluklardır, zilini çaldığınız zaman açılacağını bildiğiniz kapılar gibi. size orda her zaman kıvrılıp yatacağınız bir kanepe, üzerinize örtecek bir battaniye bulunur. yaldızları hafiften dökülmüş de olsa, çay bardağınız, mutfak dolabında sizi beklemektedir. tıpkı eski arkadaş gibi… diyerekten son albümleri olan" eski arkadaş"la uzun zaman sonra kulaklarımızın pasını silmiş yine tüm gizli hislerimize dokunmayı başarmıştır ezginin günlüğü.
    bende bu gece tüm heycanımla dinlemeye koyuldum yine derin derin nefesler aldırmış, uzun uzun iç çekişler yaşatmış, anılarda biraz gezdirmiş ezginin günlüğü uzun lafın kısası tadından bişey kaybetmemiş biran önce edinilesi ve dinlenilesi.dinledikçe daha güzel yerlere götürmekte beni.albümün içinde 13 tane parça bulunmakta onlar da sırasıyla şöyle;

    01.ezginin günlüğü - kadıköy
    02.ezginin günlüğü - kopan bağ
    03.ezginin günlüğü - eski arkadaş
    04.ezginin günlüğü - eski günlerimiz
    05.ezginin günlüğü - gözüm senden başka
    06.ezginin günlüğü - aşk güzel
    07.ezginin günlüğü - gün usulca
    08.ezginin günlüğü - siyah gözler
    09.ezginin günlüğü - aşk iki kişiliktir
    10.ezginin günlüğü - ver elini
    11.ezginin günlüğü - yetmez mi
    12.ezginin günlüğü - yağma yağmur
    13.ezginin günlüğü - konuştuk bütün gece
  4. gıcıklığına baharda albüm çıkartan über grup. insanın hassas noktasına bu kadar basılmaz ki.

    ***
    ne sen ağla ne de ben

    ***
  5. 80'li yılların başlarında kurulan kuruldugu andan itibaren farklı müzikaliteleri ile özellikle belli bir genç kesim tarafından benimsenen ve solistleri nadir öztürk dışında elemanları sirkülasyona ugrayan grup. 90'lı yılarda bu grubu dinledigim zaman müzikaliteleri ve müzik form ve yorumları bana melankonik olmayan bir hüznü yansıtan post-modern bir repetiko izlenimi uyandırmıştı. tuhaftır bu grubu ne zaman dinlesem haliç kıyılarına, bogazdaki martılara karagümrügün dar sokaklarına imajine olurum. bu arada bu grup son zamanlarda en mobilize olmuş müzik grubudur. grubu aynı hafta içerisinde kah beyoglunda bir barda, kah mersinde bir şenlikte kah bir üniversite festivalinde görmek olasıdır. son derece kaprissiz üyelere sahiptir.
  6. şu sıra taksim bekar sokak no:14 kat:2'deki berbat mekanda sahne alan ve neden orada oldukları anlaşılamayan, hoş grup.
  7. felsefeyi müzikle yoğuran ama bunu gözünüze sokmayan ;dinlemediğim tek birgün bile geçmeyen;her anımın, her acımın, her sevincimin, her coşkumun tanığı olan; bana hayatı anlaşılır kılan, hüznü bile sevdiren, kendimi bulmamı sağlayan, bana yol gösteren müzik grubu.
  8. "eski arkadaş 2010" albümüyle, 10 kat daha fazla sevdiğim, hayran olduğum müzik grubu. bu kadar mütevazi, bu kadar içten, can alıcı. etkiliyosunuz harbiden ben gibi odunu! diyecek sözüm yok.

    eski arkadaş kavramı bu kadar mı güzel anlatılır?

    eski arkadaş eski araba gibi
    arıza yapar ama yolda bırakmaz
    teker patlatır su kaynatır
    yoldan çıkar ama yolda bırakmaz

    bittimiydi güzel günlerin
    salya sümük koşacak bir kucak
    gözyaşlarını dökecek bir yatak
    seni eski günlere uçuran bir salıncak
    istersen

    eğer bir gün koparsa film
    kadere küskün kaçacak bir yer
    hayattan yorgun yumuşak bir minder
    yeni sevdalara açılan bir defter
    istersen

    ve kadıköy

    bir akşam masası, iki kişiyiz, sen ben
    gidiyorsun hiçbir şey söylemeden, birden
    kadıköy’de bir yağmurlu bahçeden
    yıllar külleniyor, izi kalıyor aşkın
    yüreğim kurtulsa da yangından, alevden
    yana yana kül olayım, unutup yine sevdalanayım
    geçmem bir daha kadıköy’den
    sen uzaklarda ülkem, ben gurbette bir göçmen
    zamanı durdurabilsem, ne ben kalsam ne sen gitsen
    yana yana kül olayım, unutup yine sevdalanayım
    geçmem bir daha kadıköy’den
    ey akşam vapuru, sana mı kalır dünya
    ben o yağmurlu iskeleye inmem, inmem
    yana yana kül olayım, unutup yine sevdalanayım
    geçmem bir daha kadıköy’den.
  9. müzik ile arası az çok iyi olan bir insanevladıyım. aslında birçok müzik tarzına karşı kafadan bir "kapat kapat" moduna girmiyor da değilim; ama yine de kendimi kötü dinleyicilerden saymam. ortaokul yıllarımda biraz slayer biraz metallica dinlemişliğimin dışında pek de bu tarz "gürültülü" müziklerle işim olduğu söylenmez. triphop ile, etnik arasında gidip geliyorum. blues ve cazın apayrı yerleri var bende dünya müziğinden bahsedecek olursak. ha bir de 60-70 lerin pop şarkılarının delisiyim. kırkbeşlikler falan, üfüü.

    müzik dedin mi, sadece ezgi gelmez aklıma. söz ile ezginin birleştiği yerde kendimi bulurum esaslı esaslı. ingilizcede bunu başarabilen benim için brazzaville ile cohen, almancada annette louisan ile rammstein ve anamın ak sütü gibi helâl dilimde ise ezginin günlüğü.

    düşler sokağı'nı söylediklerinde ben ilkokula giden bir çocuktum ve bu grubu çocuk şarkıları söyleyen bir grup zannetmiştim. açıkcası beğenmemiştim de. o zamanlar evde ruhi su dinlenmesinin konuyla bir bağıntısı yok. hâlâ sevememişimdir düşler sokağı'nı. hatta içinde yer aldığı oyun, favori albümüm olmasına rağmen içindeki tek "aman olmasaymış da olurmuş" dediğim parçadır.

    aradan yıllar geçmiş ve 2004 senesinde boşanan bir çiftin kasetleri geçici olarak bizim eve gelmişti. adam müzisyen olduğundan arşiv çok sağlamdı ve kömürlüğe koyulamayacak kadar kıymetliydi. o zamanlar babamla ben yalnız yaşıyorduk. babam işi sebebiyle eve hayli geç geliyor, bense yeni bir ülkeye alışmaya çalışıyordum. sabahları üç saat okula gittikten sonra, evde aynanın karşısında kendi kendime bir şeyler mırıldanıyorken aklıma "ulan murat abinin arşivi çok iyidir. bi şeyler bakayım da dinleyeyim" dedim. elime hemen "her şey yolunda" geçti.

    işte ezginin günlüğü sevdam, o albüm ile başlar.
    daha ikinci parçası olan "hişt" ile gönlümde bir yer edinmiş, beni bu lanet memleketin lanet havasında "uyan gönlüm hadi perdeni aç" diyerek heveslendirmiş bulunmuştu.
    yüksek kaldırım'da kendimce nirvanaya ulaşmış, o şarkıyı ezbere almak için onlarca kez dinlemiştim. istanbul dediğin, yavrum, koynumda uyuyordu işte.
    hem unutmak kolaydı ve elbet ben de güzel olacaktım delice zeytin gibi.

    aradan yarım yıl geçtiğinde rüya albümünü de hatmetmiştim. geriye sarıyordum. feyza erenmemiş'in sesiyle eriyordu bazen resimler.( ezginin günlüğü'nün en güzel vokalisti feyza erenmemiş'tir.)
    iki aşk arasında gönlüm küçücük kalmıştı. saat çok geçti, kafam bir hoştu. son vapura da yetişememiştim. gel bize gidelim demişti günlük, aklımda yoktu hiç ölüm.

    aşkı arama derken hakikaten aşık olmuştum. 2005 senesinde dargın mıyız albümünü dinlemeden, tüm albümleri dinleme kararı almıştım. baştan sona hepsini dinledim. gelmiyorsun, küçelere su serpmişem, zerdaliler, teninle konuşmak, aşk bitti, yastıklı şarkı, seni düşünmek güzel şey, ayrılış, sen giderken, al beni sevecenliğine, laçin, gülçehre, hezarfen, sardunya, gemi, küçük hanımın şarkısı, şimdi sevişme vakti, bekle beni, vazgeçtim, küçüğüm, oyun, şehir, martı, kül vakti, bir eflatun ölüm, ebruli, leyla, kıyısız deniz, aşklar eskir, sarhoş balık ile topal martı, papatya, senden önce, bilmiyorum ne olacak, selluka, uyan alim, 1980, akıntıya karşı yolculuk ve ayrılık şarkısı yeri geldi kişisel tarihime eşlik ettiler, yeri geldi sadece(!) mükemmeldiler.

    2005 yapımı dargın mıyız ı dinlediğimde, bir şeylerin farklı olduğunu hissettim ta baştan. neticede yılların dinleyicisi değildim; ama tüm albümleri hatmetmiştim. hakikaten eksik bir şey vardı. bana bir koca lâzım, dargın mıyız, yan kalbim, mutlu son ve gemiler gibi iyi parçalardı; ama bilemediğim bir şey, diğer albümlerle arasına set çekiyordu.

    sonrasında çeyrek geldi, orda da bir kez daha ezginin günlüğü için feyza erenmemiş'in sesini duymuştum, ihya oldum. bülent ortaçgil'e nasıl da güzel uymuştu teninle konuşmak...

    neticede bu bir "hatır gönül" albümüydü benim nezdimde. dört gözle yeni albümlerini bekledim...

    derken bu sene eski arkadaş geldi...
    başta demiştim, ezginin günlüğünü ben müziği ayrı, sözü ayrı güzel olduğu için seviyordum. beklentim de ister istemez bu noktadaydı. o yüzden eski arkadaş, eski arkadaşım ezginin günlüğü'nün beni hayal kırıklığına uğrattığı bir albüm oldu. sözün güzel olduğu yerde, sazı beğenememiştim-aşk iki kişiliktir-, sazın güzel olduğu yerde, söz hoşuma gitmemişti-eski arkadaş-

    albümde, diğerlerinden öne çıkan kopan bağ, kadıköy, nakaratıyla eskilerden bir parmak bal ağzımıza çalan gözüm senden başka...ve yağma yağmur.
    kısacası alaturkanın biraz daha ağır bastığı parçalar güzel olmuşlar.

    sorun şu ki, eğer ezginin günlüğü'nün tüm parçalarını bir kefeye koysak ve içlerinden yirmi tane seçmemiz gerekse (ki bu benim için dünyanın en zor seçimi olurdu) bu albümden bir parça almak yerine oyun albümünü kurtarırım...

    standartların üzerinde bir albüm olduğu aşikâr; ama bu grup zaten standartların üstünde bir grup. bu haldeyken işte, üzdü son albümü beni ezginin günlüğü'nün.

    geçmişte yaşamayı sevmesem de, oyun'un, ilk aşk'ın, ebruli'nin arşa koyduğu çıtaya uzanana kadar; ben ucundan dargınım ezginin günlüğü'ne...üryani eriği hoşafı da kesmez beni, domatesli pilav da...